İçeriğe geç

Duncan Lisesi

Bölüm 5 · 10 dk okuma

Duncan Lisesi

Bölüm 5

Bölüm 2

Odamdaki gri perdenin arasından sızan güneş ışığı gözlerime çarparak bana uyanmayı teklif ediyordu. Bu nazik teklifi geri çeviremeyip gözlerimi yavaşça açtım.

Bilincim yerine gelirken bir şeye sarıldığımı fark ettim. Kaslı ve pürüzsüz bir şeydi.

Uzun zamandır bu şeye sarılıyor olmalıydım. Çünkü vücudum uyuşmuştu.

Kalkıp güne başlamak ve geri uyumak arasında gidip geldim. Kalkmaya karar verdim. Bugün güzel geçecekti ve erken kalkmak bunu daha da güzelleştirecekti.

Kafamı kaldırdığımda beklemediğim bir şeyle karşılaştım. Sarıldığım şey Aaron'un bacağıydı. Kıllarını mı alıyordu o? Benimkinden daha pürüzsüz ve yumuşaktı. Kıskanmıştım.

Anlaşamayan iki kardeş gibi didişip durduktan sonra beraber uyuyorduk. Halimiz gerçekten komik ve aptalcaydı.

Aaron ile uyumayalı epey olmuştu. En son ilkokulda, karne gününde, saç baş birbirimize girip tüm gün kavga ettikten sonra yorgunluktan beraber uyuya kalmıştık. Gerçi ortaokulda da buna benzer benim için oldukça garip olan bir olay yaşadık. O günün sonunda da son gördüğüm sey Aaron'du. O zamanlar için bu sorun değildi. Çocuktuk ama artık çocukluk devrimiz bitmişti. Artık benim yanımda uyumaması gerekiyordu. Ama bunun hakkında onunla konuşacak vaktim yoktu.

Ayağa kalkmak istedim ama Aaron da benim ayağıma sarılmıştı. Hızlıca çektim. Şu an onunla vakit kaybetmek istemiyordum. Mide bulandırıcıydı.

Aşağı indim. Mutfağa geçtim. Annem de mutfaktaydı. Çay hazırlamıştı ve kahvaltı hazırlamaya çalışıyordu. Bu konuda pek başarılı değildi.

"Anne sen git ben hazırlarım. Zaten birazdan Fadime abla gelecek. Hallederiz biz."

"Hayır. Bugünlük ben hazırlamak istiyorum."

"En azından yardım edeyim."

Gözlerime bakıyordu. Kabul etmek onun için neden bu kadar zordu. Söylemek istediği bir şey vardı. Gözleri doldu. Engelleyemedigi ağlamaklı sesiyle konuşmaya başladı.

"Helen. Seni 4 yıldır görmüyorum. Annen olmana rağmen yıllarca benden kaçtın. Bir hata yaptığımı düşündüm ama ne olduğunu bir türlü bulamadım. Sonra seni Jane ile gördüm. En yakın arkadaşım olmasına rağmen onu çok kıskandım. O bende olmayan bir şeye sahipti. O benim aksime anne olmak için uygundu. O oğlu ile konuşabilir onu anlayabilirdi. O oğluna kahvaltı hazırlayabilirdi. O onun en sevdigi keki yapabilirdi. Fakat ben bunlardan hepsinden acizdim. Bir hiçtim. Anne ihtiyacını ben değil o karşılıyordu."

Gözlerinden damla damla yaş akıyordu. Şuan kalbinin ne kadar ağrıdığını tahmin edebiliyordum. Kendini bu kadar suçlayabileceğini tahmin etmemiştim. Gözyaşları hızlandı.

"Sana karşı iyi bir anne olamadığım için özür dilerim. Yetersiz olduğum için özür dilerim."

Göz yaşları ardı ardına akıyor. Yüzünde yol çizip o büyük göğüslerine dökülüyordu.

Ona sarıldım. Buna ihtiyacı vardı.

"Ama bundan sonra daha iyi olmak için çabalayacağım. Kahvaltını hazırlayacağım. En sevdiğin kekleri yapacağım."

"Anne ama ben kek sevmemki"

Saçımı okşadı. Beni sıkı sıkı tutuyordu. Sanki bıraksa yeniden ondan yıllarca kopacakmışım gibi tutuyordu. Onu çok iyi anlıyordum. Bu onun için oldukça zor bir durumdu.

Yumuşacık ve rahat olan göğüslerinden istemey istemeye kafamı kaldırdım ve gözlerine baktım.

"Anne sen hiçbir zaman yetersiz değildin. Sakın bir daha bunun için özür dileme. İçin rahat eder mi bilmem ama dedem Feng'de kalma sebebim senin yetersiz olmandan ya da seninle alakalı herhangi bir şeyden kaynaklı değildi. Sen bu hayatta sahip olabileceğim en iyi annesin"

Zaten başka bir anneden doğma şansım yok. Tek seçenek oldugun için de otomatik olarak hem en iyi hem de en kötü oluyor.

"Eger benim için daha iyi bir anne olmak istiyorsan bana bir söz ver."

"Ne sözü?"

"Bir daha gittiğim için kendini suçlamama sözü"

Bana tekrar öncekinden daha sıkı bir şekilde sarıldı. Mutluydum. Göğüsleri çok rahattı. Babam ağzının tadını biliyordu.

"Söz veriyorum."

Annemin garip bir şekilde Jane kadar sevememiştim. Annem bana hiçlik gibi geliyordu. Onun hakkında bir şey öğrenmek gerçekten imkansızdı. Onu tanımak zordu. Babamın anneme karşı ilgisini anlıyordum. Çünkü merak etmişti. Bu kadının nereden geldiğini. Ama onun hakkında hiçbir bilgi yoktu. Ne geçmişi vardı ne de bir ailesi. Kimsesizdi ama onu evlat edinip yetiştiren ailesi de yoktu. Herhangi bir yetimhane kaydı da. Annem bir hiçlikten ibaretti. Şizofren olduğumu sanmama sebep olmuştu. Adının Lily olduğundan bile şüpheliydim. Onun hakkında gerçek gibi gelen tek şey omzundaki dövmesiydi. Bir higanbana dövmesi vardı. Bu çiçeği seviyordu. Onun hakkında emin olduğum tek şey buydu. Bu yüzden onu sevmiyordum daha doğrusu sevemiyordum çünkü onu tanımıyordum. Jane'i daha fazla sevmememin tek sebebi kendini hemen belli etmesiydi. Onu tanımak kolaydı. Aptal aaron hakkında bile onun hakkında bildiğimden çok daha fazla şey biliyordum. Mesela soy adı Diaz ama annemin babamla evlenmeden önceki soyadını bilmiyordum. Adeta yok. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi. Hiçbir şey yok.

Bir süre sarılarak kaldıktan sonra beni zorla gönderdi ve tek başına kahvaltıyı hazırlamaya devam etti. Bende kulaklığımı takıp mutfaktaki bar masasına oturdum. Aslında onun beceriksizliğini izlemek eğlenceliydi ama benim şu an daha büyük bir eğlencem vardı.

Telefonumdan dün gece babamların odasının avizesine yerleştirdiğim kameranın görüntülerini açtım. Eğer direk odaya gitseydim bunun benim başımın altından kalktığını düşünürlerdi. Risk alamazdım.

Ford ve Fred birbirlerine sarılmışlardı. İkisi de muhtemelen karşılarında eşi olduklarını zannediyorlardi.

"Tı tı tı tı tı dünya güzeli eşini bir erkekle aldatmak hı. Çok ayıp."

Ailem bana hayatları boyunca hiç kızmadı. Evden kaçıp dedemlere gittiğimde de kızmadı. Onların başına bela açtığımda da. Aaron'u dövüp hastanelik ettiğimde de kızmadılar. Üstelik sürekli şimarttılar. Onlara karşı defalarca saygısızlık yapmama rağmen küçük bir çocuğun aptalca sözlerini ciddiye almak yerine gülüp eğlendiler. Sanırım doğru olan da buydu. Şu anki cesaretimi bundan alıyordum. Babam Ford'un tek yapamadığı şey beni anlamaktı. O diğer ailelerden farklı olarak normal bir ailenin benim için daha hayırlı olacağını düşünmüştü. Ama ben bunu reddetmiştim. Onların sevgilerine karşı benim hırsım galip gelmişti.

Saat yediye gelmek üzereydi. Yedide babamın alarmı çalıcak ve uyanacaktı. Eğlence işte o zaman başlayacaktı.

Son saniyeler

10

9

8

7

5

4

3

2

1

Arkamdan bir el kulağıma yaklaşıp kulaklığımın birini aldı. Kim olduğunu tahmin etmek kolaydı.

"Aaron"

"Efendim"

"Kulaklığımı geri veririr misin?"

"Gösterinin tadını bensiz mi çıkaracaksın?"

Konuşmak anlamsızdı. Yanımdaki bar sandalyesine oturdu. Kulaklığı diger kulağına taktı.

Telefonu kendime doğru çevirdim. Onun görememesi için. Fakat o bir beyefendi gibi bir beyefendinin yapmayacağı bir hareketi yapıp telefonu kendisine çevirdi.

Bir de pişkin pişkin gülümsüyordu.

Telefonu tekrar kendime çevirip bir sandalye öteye oturdum.

Utanmaz bir şekilde o da bir sandalye beri geldi ve kulağım yaklaştı.

"Bu haltı beraber yediysek benim de eğlenmeme izin vermelisin. Eğer ki buna müsaade etmeyecek olursan bunu senin yaptığını söylerim. Benim de yanacak olmam pek umurumda olmayacak."

İstemeye istemeye ona izin verdim. Dün gece izinsiz yatağıma yatmıştı ve bu affedilemezdi. Vaktimi alacak olsa bile ona bunun bedelini ödetecektim. Midemi bulandırıyordu.

"Biliyor musun? Seninle en büyük hayalimi gerçekleştirme şansım olsa hayalimi hiç düşünmeden çöpe atardım."

"Olan senin hayaline olur. Benim için bir şey fark etmez. Sadece kendine zarar vermiş olacaksın."

Haklıydı. Buna ne olmuştu. Normalde daha aptaldı. Sabahları mı böyle oluyordu acaba?

Kulağıma yaklaştı.

"Dün gece yanında yattığım için kızgınsan özür dilerim"

Siktir. Yine başladık.

"Özrün reddedildi."

Dilim reddetse de içimden affetmiştim. Bu yüzden şimdilik eğlencenin tadını çıkarabilirdim.

Babamın alarmı çalmıştı. Eli ile uzandı ve alarmı kapattı. Sonra da Fred amcayı annem sanarak sıkıca sarıldı. Dudakları çok yakındı.

"Karıcığım sen kas mı calıştın?"

Sırıttı. Fred amcanın kollarını elledi.

"Erkek kası gibi maşallah"

Yaklaştı. Yaklaştı.

Aaron ile birbirimize baktık. İkimizinde biraz pişman olduğunu hissetmiştim.

Dudakları arasında bir santim vardı sadece. Tam öpecekken durdu. Kokladı. Lily olmadığını anlamış olmalıydı.

Fakat aniden ikisinin dudakları birleşti. Fred onu Jane sanıp öpmüştü.

"Karıcığım botoks mu yaptırdın sen?"

Babam olayı çakmış gibiydi. Daha çok rüya görüyor olma ihtimalini düşünüyordu.

Eğlence henüz başlamamıştı.

Ford'un eli aşağılara doğru inmeye başladı. Orada yeni dünyaya açılan bir kapı ararken bir sopa buldu. Aniden gözleri açıldı. Babam da aniden gözünü açtı. Ben de aniden Aaron'a döndüm. Aaron da bana döndü.

"Ben pişman oldum şu an"

"Bu kadar kötü bir hal alacağını düşünmemiştim ama Aaron hatırla bunu biz yapmadık. Biz sadece onları odalarına taşıdık değil mi Aaron?"

Bana ayak uydurdu.

"Kesinlikle onlar gizli gayse bu onların sorunu. Annelerimize soylemedigimiz için bize minnettar olmalılar."

Başımla onayladım ve eğlence olmamaya başlayan eğlenceye döndüm.

"Ford"

"Fred"

Birbirlerine baktılar. Üstlerinde gömlek yoktu. Altlarında da sadece iç çamaşırları vardı. Fred endişe ile forda döndü.

"Biz ne yaptık?"

Babam biraz düşündü. Kafasını toparlamaya çalışıyordu ama sabahları bizim ailenin ciddi anlamda kafası çalışmıyordu. Tek çalışan kafalar dedem Feng'in ve benim kafamdı.

"Yoksa sen...beni..."

Ellerini ağzına götürdü.

"Senden beklemezdim Fred. Ben seni dost olarak görmüştüm."

Canlı tiyatro gibiydiler. İçimde tutamadığım gülme tufanı ile gülmeye başlamıştım. Ben gülmeye başladıktan sonra Aaron da daha fazla kendini tutamadı. Gülmek gerçekten bulaşıcıydı.

Biz burada babalarımızın son derece dramatik bir şekilde oynadığı komedi tiyatrosunu izlerken annem arkada ocakta bir şeyler pişiriyordu. Döktüğü bir şey yüzünden ocaktaki şey alev almıştı.

Bizin gülüşümüz , babamların sessizce yapmaya çalıştığı dramatik gösteri, kırmızı doğal rujlu Fadime ablanın annemin yakmak üzere olduğu mutfağı kurtarmak için yaptığı telaş ve annemin bunu umursamayıp ünlü bir aşçı olduğunu sanıp tekrar tavayı aleve vermek için çabası ortam karmaşık ve romatikleş1tirebileceğim bir hal almıştı. Bugün beklediğimden daha iyi bir başlangıç yapmıştık. Bugün Aaron, Fred ve babamla karşılaşmamam gerekiyordu. Direk anırarak gülmeye başlardım.

Babam duygusal ve hassas bir kadın rolüne bürünmüş. Fred ise onun bu rolünün tamamlayıcısı bir erkek gibi davranmaya başlamıştı. Bu beklediğimden daha komikti.

"Sen sen bana dokundun ve daha kötüsü..."

"Ford saçmalama. Asıl sen benim bedenimi kendi çıkarın için kullandın."

Fred elleri ile göğüslerini kapattı.

"Dün geceki bakışlarını iddialaştığını sanmıştım ama senin amacın benim narin bedenimmiş."

"Narin bedenin mi? 40 tane mermi yedin ve hiçbir şey olmamış gibi gülerek ayağa kalktığın bedenin mi narin olan?"

"40 degil 39. Sen zaten hiçbir şeyi düzgün hatırlama. Bıktım artık senden"

"Fred sen trip mi atıyorsun"

Fred saçını savurdu.

"Hıh"

Babam adeta kadın rolü bendeydi der gibi bakıyordu.

Derin bir nefes alıp verdi. Fred'in kollarından tutup yatağa sabitledi. Hareket edemesin diye üstüne çıktı.

Aaron ve ben birden ciddileştik.

"Yoksa onlar gerçekten..."

Ellerimle Aaron'un yumuşak dudaklı ağzını kapattım. Gay olan biri varsa o da Aaron'du. Önce o pürüssüz bacaklar şimdi ise bu yumuşak dudaklar. Bende bile yoktu bu ne kadınsılık böyle?

"Şşşş sakın söyleme. Söylersen gerçek olma ihtimali yükselir gibi hissediyorum."

Aaron duraksadı. Dudaklarına dokunmak sadece bana garip hissettirmemişti.

"Küçük sapık. Ellerini dudaklarımdan çek"

"Küçük olan sensin senden 1 ay önce doğdum"

"Yani sapık olduğunu kabul ediyorsun"

Aslında reddedemezmişim gibi geliyordu. Sapıklık kavramını tam olarak anlayamamıştım ama eğer milletin poposuna veya göğüslerine bakmak ve onları seksi ya da tahta diye kategorize etmek sapıklıksa gerçekten bir sapıktım.

"Böyle bir şeyi kabul etmedim."

"Reddetmedin de"

Cevap vermedim. Bu muhtemelen bundan şüphelenmesine sebep olacaktı ve bulduğu her fırsatta başımın etini yiyecekti. Ama bunun için bir planım vardı. İşe yarar mıydı şüpheliydim ama söz konusu empatik Aaron'sa iş görürdü.

Babam, Fred amcanın gözlerine bakıyordu. Gerçekten seksi görünüyordu. Kızına çekmişti.

"Fred olanlar oldu. Zamanı geriye alamayız. Bunun için gerçekten üzgünüm. En iyisi hiç olmamış gibi davranmak. Seni seviyorum."

Aaron ve ben gülmekten neredeyse düşecektik. Masaya zor tutunuyordum. İkisini de oyuncu yapmalıydım. Gülmekten karnım ağrımıştı. O kadar gülüyordum ki zor nefes alıyordum. Kıpkırmızı olduğuma emindim. Aaron da benden farksızdı. Hatta beyaz tenli oldugu için domatese benzemişti. Fotoğrafını çekmek istiyordum ama o kadar gülüyordum ki bunu yapamazdım.

Annem artık kahvaltı hazırlama işini Fadime ablaya bırakmış, bizi izliyordu. Gülümseyip "zamane gençleri"dedi. İyi anlaştığımız görmek hoşuna gidiyordu ama iyi anlaşmıyorduk. Sadece eğlence zevkimiz benziyordu. Daha doğrusu zamanla Aaron'u kendime benzetmiştim.

Fred ne yapacağını bilemez halde masum kadın rolüne girmiş ve kıpırdamıyordu. Aniden içeri birisi girdi.

JANE

Aarona baktım.

"Aaron"

Bana baktı. Yutkundum.

"İşte şimdi sıçtık"

"İshal olmuş gibi hemde."

Garip bir betimlemeydi.

"Evet evet ishal olmuş gibi. Aaron madem sıçtık. O zaman tam tadını çıkaralım. Hadi yukarı"

Jane dedektifti ve bugüne kadar herkesi kandırıp bir onu kandıramamıştık. Yerleştirdiğim gizli kamerayı bulması çok zaman almazdı. Kadının 6. hissi vardı. Küçükken hiç yalan söyleyemezdik. Şimdi ise...oldukça zordu. En iyisi hep dürüst olmaktı.

Aaron ile aceleyle yukarı çıktık. Jane kapının girişinde şoka uğramış bir şekilde ayaktaydı. Ellerini yumruk yaptı ve kafasını yana doğru eğdi. Şimdi gerçekten boku yemiştik. Jane ağzımıza sıçacaktı.

O korkunç gülümsemesini yaptı.

"Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?"

Fred Jane'nin bu halini en iyi tanıyandı. Malum en çok gören kişi olmayı başarmıştı.

Aceleyle babamı üstünden fırlattı. Babamın uçtuğunu söylesem yalan olmazdı. Jane'nin dizlerine kapandı.

"Açıklayabilirim."

İkinci bölümün sonu

Ben yazar olarak hiç açıklama yapmadığım için burayı ufak bir açıklama yeri yapıyorum. Kafanıza bir şey takılırsa buradan sorabilirsiniz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.