İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 5 · 13 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 5

ANDELA TEYZE

“Okyanusla savaş olmaz.” / Moby Dick s.6

​Gözlerimi evden alamıyordum. Ev yerine şato desem daha doğru olur. Şatonun etrafı masmavi mercanlarla çevrilmişti. Boylu boyunca uzanmış yosunlar şatonun etrafında adeta dans ediyorlardı. Ayaklarımızın yanlarında ise bize eve kadar eşlik eden deniz yıldızları vardı. Çok tatlılardı.Yukarı ve aşağı sürekli zıplıyorlardı.

İrmela’nın boyunda, devasa çiçeklere bakarken boynum tutulmuştu. Adını koyabileceğim hiçbir çiçeğe benzemiyordu. Manolya desem yok, menekşenin geniş yapraklı hali mi acaba yok böyle olmayacaktı. Kafam hazır yukarıda kalmışken İrmela’ya çiçeklerin adını sordum.

“Onlar Kamelija çiçekleri” dedi.

Daha hayranlık uyandıracak neler görecektim kim bilir.

Uzaklardan garip bir senfoni sesi geliyordu. Bu ses hiç yabancı gelmedi bana.

“İrmela peki bu müzik sesi nereden geliyor?”

“ Kitleri(balina) diyorsun sen onlar birbirlerini takip etmek için böyle sesler çıkarırlar.”

Tahmin ettiğim gibi balinalar. Onları yakından görmek çok isterdim.

Kapıda tıpkı İrmela’nın yaşlanmış halini anımsatan bir sirena karşıladı bizi.

​“Evimize hoş geldin” dedi sirena. Yüzünde ki çizgilerden ve koyulaşmış pul pul yüzgecinden onun Andela teyze olduğunu sezinledim.

​Sirena onların dilinde denizkızı demekmiş.

“Hoş bulduk.” dedim Andela teyzeden hala gözümü alamayarak. Daha önce denizkızı görmüştüm ama yaşlı bir denizkızıyla karşılaşmak çok enterasandı. Gerçi şuan okyanusun derinliklerinde karşılaştığım her şey enterasandı ya.

​Bembeyaz kıvrım kıvrım saçları yüzgeciyle bütünleşmişti. Çekik iri gözlerinin altlarında çizgiler yuva yapmıştı. Bilgili ve hayat dolu bir sirena olduğu o kadar belliydi ki.

​“Hadi Emala içeri geç lütfen çekinme.” dedi kibar bir hareketle. Kuyruğu hafif kıvrılmış yüzmekten ziyade yürüyor gibiydi adeta.

​“Beni nereden tanıyorsunuz?”

​“Sen de beni tanıyorsun Emala. Ruhlar önceden tanışıktır birbirlerine. Sadece unutuyorsunuz o kadar.”

​Ne diyeceğimi bilemedim ve hemen İrmela’ya çevirdim gözlerimi.

​İrmela benim şaşkın ifademi görür görmez hemen:

​“Andela teyze biz çok uzun yoldak geldik ve hemen senin leziz yemeklerinden yemek istiyoruz.”

​“Geleceğinizi önceden haber almıştım. Buyurun sofra hazır.”

​Ayaklarım resmen yerden kesiliyordu. Uzun zamandır sudaydım ve bir evin sıcaklığına çok ihtiyacım vardı. Aslında yemekten önce boylu boyunca uzanacağım bir yatak olsa hiç de fena olmazdı diye içimden geçirirken İrmela’nın beni elimden hızla çekmesi bir oldu.

​Kocaman bir inci kabuğunun üstünde boylu boyunca uzanmıştım. Üstü oyulmuş, temizlenmiş ve bembeyaz bir çarşaf ile kaplanmıştı. Yastığım muhakkak ki kuş tüyü ile doldurulmuş olmalıydı. Üstümde de bembeyaz bir yorgan nasıl huzur verici. Deniz kokulu mis gibi bir yatak.

​“İrmela bu yatak benim için miydi?”

​“Senin için Emala. -konuşurken etrafı parıl parıl parlıyordu- Senin yorulduğunu biliyordum ve önceden hazırlattım. Sen güzelce uyu ve dinlen. Uyandığında İrmela demen yeterli. Hemen yanında olacağım.”

​“Çok teşekkür ederim İrmela, görüşürüz.”

Gözümü bembeyaz, şeffaf bir fanusun içinde açtım. Fanusun dışında renkli balıklar, ahtapotlar, şeffaf ve uzun kuyruklu daha nice adını sayamadığım canlılar yüzüyordu. Bir müddet bu manzarayı izledim. Sonra karnımın gurultusu beni bu rüyadan uyandırdı.

“İrmela! İrmela!”

Çok geçmeden İrmela hemen fanusun dışından görünüverdi. Muazzam güzellikteydi. Tam bir sirenaydı. Çok geçmeden içeriye geldi. Benim açıklama yapmama kalmadan beni hemen mutfak odasına götürdü.

Andela teyze muazzam bir sofra kurdurtmuştu. Bir kuş sütü eksik derler ya tam da öyle bir masadaydım. Hayran hayran sofraya bakıyordum. Aşırı acıkmıştım ama bir türlü başlayamıyordum. Birden yine o ürkütücü his beliriverdi.

“Oo hanımlar beni çağırmak yok mu ?”

İrmela sinirli bir şekilde:

“Armin! Seni daha önce uyarmadım mı? Neden buradasın ?”

“İrmela sakin olur musun lütfen. Andela teyzeyi ziyarete gelmiştim. Sizin burada olacağınızdan haberim yoktu.”

İrmela birden gevşeyerek:

“Oh şükür, uzun zaman sonra doğru söylüyor.” dedi tebessümle.

“Bana ne zaman güveneceksin İrmela ?”

“Sonsuza dek güvenmeyeceğim.”

Andela teyze oturduğu yerden birden ayağa kalkarak:

“Çocuklar lütfen sessiz olur musunuz? . Kötü enerjiyi sofraya çağırmayın. Bakın misafirimiz daha tabağına bile başlayamadı. Şimdi hep birlikte bu kötü enerjiyi duamızla yok edelim.” dedi ve hepsi birden gözlerini kapadılar. Ellerini göğüslerinin üzerine kapayarak:

“Bog te blagoslovio i ti si taj koji prodaje islam, Bog te blagoslovio kada se rodiš sa vatrom, neka te Bog zaštiti, i živjet ćeš u zemlji Rabenu.” dediler.

​Duanın ardından etrafımızda şeffaf kelebekler dönmeye başladı. Masanın üzerinde ise renk renk çiçekler açıyordu. Sanki okyanusun derinliklerinde değil de minik bir adaya masa atmış, ayaklarımda kum taneleri dans ediyor denizin dalgaları ise hiç duymadığım bir enstrümanı coşkuylaçalıyorlardı. Gökyüzü parlak ,bulutlar el ele , güneşse tebessümüyle bizi seyre durmuştu.

​Bir anlığına İrmela’yı karşımda insan olarak hayal ettim. Hayallerimi duyan; fikirlerimi gören, -hatalarımın elinden tutup onları denize sürükleyen-korkularımı sarıp sarmalayan kısaca beni bütünüyle kabullenip sonsuza kadar bırakmayacak bir dost gibi canlandırdım gözümde.

​İştahım tekrar yerine gelmişti. Güzelce yemeğimizi yedik. Ardından Andela teyze benim türk kahvesi sevdiğimi öğrenip tatlının yanında bir fincan kahve ikram etti. Fincanın üzerinde balık işlemeleri vardı ve gerçek incilerle kaplıydı. Onca çeşit türk kahvesi içmiştim ama daha önce böyle bir tada hiç rastlamamıştım. Fincanı eve götürmek o kadar çok isterdim ki. İç sesimi susturmaya çalışırken İrmela birden:

“Karadayken belki de ona rastlarsın Emala.”dedi tebessümle.

​Ah İrmela… Duygularımı okumuştu yine. Ama bu beni güldürmedi de değil. Acaba onu sahilde canlandırdığım hayalimi de görmüş müydü? Onunla ilgili yorum yapmadı. Belki de o da içinden bana cevap vermiştir ya da bu hayal onu ürkütmüştür. İnsan olmak hayali… Bu İrmela’nın isteyeceği bir hayal değildi muhakkak.​

​“Belki de.” dedim ve Armin’e doğru yöneldim.

Armin ile daha öncesinde karşılaşmıştık ve ondan hiç hoşlanmamıştım. Şimdiyse garip bir sıcaklık hissediyordum ona karşı. Aslında hiç de göründüğü gibi bir merman (deniz erkeği) değilmiş. Beni yanıltmıştı. Üstelik bu kadar çok kitap okumasına aşırı şaşırdım. Sürprizlerle dolu garip birisiydi. Onunla beraber Okyanus Kütüphanesini ziyaret etmek için sabırsızlanıyordum.

Andela teyzenin yanına gelmemiz tesadüf değilmiş. O kötü olayları önceden haber alırmış. İrmela bana yolda bundan bahsetmişti ama bunu bildiğim için seni buraya getirmedim Emala dedi üzülerek, gerçekten içimden seni buraları gezdirmek vardı bilmem neden. Onu garip bir şeyin buraya çektiğini söyledi. Armin de keza aynı hislerle sadece Andela teyzeyi görmek istemişti. Bizi takip etse İrmela bunu mutlaka anlardı. Çünkü insanların düşüncelerini analiz etme gücüne sahipti.

“Peki Armin’nin özelliği nedir?”

“Armin ‘özgürlük yanlısı’ demek.”dedi İrmela.

“Ah evet minik kız özgürlük savaşçısıyım ben. Tam tahmin ettiğin gibi.” dedi Armin bana doğru sırıtarak.

Tam bu mermana ısınıyorum derken yine dalgalı konuşmalarına başlamıştı.

“Aslında Arminin pek de öyle süper gücü yok Emalacım. Adı üstünde sadece özgürlüğünün peşinde o kadar.” dedi İrmela gülerek.

“Zamanı gelince göreceksin Emala acele etme.” dedi Armin ve hızla yüzerek uzaklaştı yanımızdan.

“Peki Andela teyzenin anlattığı kötü kalpli kaptan ne olacak? Buraya kadar inebiliyorlar mı? Ya o balinalar. Ah zavallılar, yolda gördüğüm o bir tarafı çizik kocaman beyaz balinaya bunu omu yapmış?” dedim heyecanla.

“Kaptan henüz okyanusa inmedi, merak etme Emala. O denizin üzerinde henüz gemisindeyken onu hissedebilirim.Balinalarsa…”

Bir an duraksadı. Bir şeyi hesap ediyor gibiydi.

“Balinalarla konuşmam gerek Emala.”

“Ne! Konuşmak mı? Ah gerçi buraya gelene kadar kaç canlıyla konuştum ya bunlara şaşmamalı. Bir an okyanusun derinliklerinde olduğumu unuttum da İrmela.”

“ Seni anlayabiliyorum. Benimle birlikte gelir misin Emala? Hem yolda Şansı da ararız ne dersin ?”

Gelemem diyebilecek bir lüksüm yoktu.

“ Şansı hatırlattığın için teşekkürler İrmela. Onu unutmak mümkün değil ama insan olarak böylesine olağanüstü şeylerin içinde aklımı yitirmediğime şükretmeli.”

“Hayır Emala! Aklını yitirmiyorsun. Sen çok güçlü bir ruha sahipsin. Bize yardımcı olabilirsin.”

“Size mi? İrmela dalga geçiyor olmalısın. Tabi abin gitti yerini sen aldın dimi doğru söyle? Ben böylesine devasa bir ortamda, süper güçlü canlıların yanında öyle mi? Beni denizlerin prensesi sandın herhalde.”

“ Denizde bir prensesimiz eksik neden olmasın ki?”

“Ah İrmela hadi gidelim tamam yoksa sen beni bir şey olana kadar beni buna inandırmayı başaracaksın.”

“Hadi atla bakalım Emala, yolumuz uzun.”

“Armin gelmiyor mu bizimle?”

“O bizi bulur merak etme.”

Uzun dediği yol en fazla beş dakika sürmüştür diyebilirim. O kadar hızlıydı ki. Hani upuzun bir rüya görürüz, oradan oraya sürüklenir dururuz ya. Aslında gördüğümüz bir rüya ortalama birkaç dakika ile yarım saat arasında olur işte bu yolculuk da öyle bir şeydi.

“Biz neredeyiz İrmela?”

“Dünya’nın en büyük balinalarının yuvasındayız.”

“Yoksa Büyük Okyanusta mıyız?”

“Sayılır, Kanada’nın Alaska’ya doğru kıvrıldığı kuzeydoğu Büyük Okyanus havzasındayız.”

“Bu kıtaları ezbere bilirim, babam çok bahsederdi.”

“Peki baban katil balinalardan da bahseder miydi?”

“Balina çeşitlerini az çok bilirim ama katil balina mı?Şuan anımsayamadım. İrmela şaka yapıyorsun değil mi? Şuan arkamdan her an çıkacakmış gibi hissediyorum bak! Katil kelimesini katmasan iyi olurdu. Sıcacık suyun içinde buz kestim birden. Ellerime bakar mısın? Nasıl titriyorlar?”

“Hepimiz birer canlıyız Emala! Onlarda birer canlı, isimlerini siz koyuyorsunuz. Sırf ismi Katil Balina diye katil ilan edilmesinin gerekçesi nedir? Bunu hiç düşündün mü?”

“Aslında doğru söylüyorsun İrmela. Köpek balığı demedin ya Katil Balina dedin sadece. Balinalar dünyanın en tatlı tombik balıklarıdır değil mi?” dedim sırıtarak.

“Orkaların(katil balina) dünya yüzeyine yayılma konusunda insanlardan sonra gelen ikinci canlı türü olduğu biliyor muydun?”

“Bu literatüre yeni eklenmiş olmalı.”

“Ben literatürü değil okyanusu izlerim Emala.”diyerek yerdeki taşı eline aldı. Onu önce kokladı. Sonra yukarı fırlattı ve tekrar tuttu. Taşı cilalar gibi yüzgeçleri ile iyice ovaladı taşı. Sonra yüzüne yaklaştırdı ve taşa birkaç kelime fısıldadı. Ardından onu öptü ve yavaşça yerine bıraktı. Bana dönerek:

“Biz her canlıyla iletişim halindeyiz Emala. Burada kötü, katil hiçbir canlı göremezsin. Asıl katiller sizin aranızda.”

Cümlesini bitirdiği anda İrmela’nın etrafından irili ufaklı balık toplulukları hışımla geçerken gözüme turuncu, uzun, kuyruğu anımsatan bir şey ilişti. Balıklar o kadar hızla geçiyorlardı ki o şeyi bir an kaybettim sandım. Sandığım şeyin Şans olabilme ihtimali bana her şeyi yaptırabilirdi. Koskoca Büyük Okyanus’un içindeydim, çeşit çeşit balinalar hatta köpek balıklarının bile olma ihtimalinin olduğu bu derinliklerde hızla balıkların yönüne doğru yüzmeye başladım.

Kuyruğu hala görebiliyordum. Şans! Şans! Diye seslendim ama cevap veren yoktu. Tüm gayretimle yüzüyordum ki balık toplulukları birdenbire kayboluverdiler. Kuyruk belirginleşmişti. “Şans! Şans! Hadi kızım yapma dön artık. Üzme anneyi evine geri dön! Beni duyduğunu biliyorum neden cevap vermiyorsun? Artık sabredemiyorum, ne dersen de yakalayıp çıkaracağım seni buradan.”

O da ne! Işık sönmeye başlamıştı. Renkleri çok zor seçiyordum. Aşağıya eğildim. Her taraf taştı. Tekrar kafamı kaldırdığımda bana doğru gelen üst gövdesi simsiyah, karın kısmı beyaz bir balina yaklaşıyordu. Etraf giderek kararıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Bana yaklaştığı anda daha da aşağıya doğru yüzdüm. Minik minik taşlar vardı. Büyük bir kaya olsa da arkasına sığınabilsem diye düşünürken eskimiş bir giysi dolabına rastladım. Hemen kapağını açtım ve içine girdim. Balinayı gözetlemek için ucunu açık bıraktım.

Etraf hala karanlıktı. İçime daha önce de hissettiğim gibi garip bir tedirginlik girmişti. Ruhum daralıyor, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Balina çevrede dönüyordu. Arada bir garip garip sesler çıkarıyordu. Acaba arkadaşlarını mı çağıyordu yanına? Ya ben onların akşam yemeği isem? Allah’ım yardım et ne olur.

O kadar çok korkuyordum ki ya balina buzdolabını fark edip onu deviriverirse ya da ağızını dolabın içine sokarsa diye. O sırada balina daha çok bağırmaya başladı. Sanki o da bir şeyden kaçar gibiydi.

Birden bire elinde demir olan biri balinaya doğru yaklaşmaya başladı. Bu da kimdi? Hem de bir insan mı? Okyanusta tek başıma, merpersonların arasında kendimi yalnız hissederken o da nereden çıkmıştı? Allah’ım ne yapıyordu öyle?

Elinde ki demiri hızla havaya kaldırdı ve balinanın gövdesine bir darbe indirdi. Balinanın sesi kısılmıştı ama bağırmaya devam ediyordu. Şuan ondan kaçmaya çalışan ben onu içime sokup sarmalamak için can atıyordum. Geri tepki bile vermiyordu balina. Bu nasıl bir insandı?

Dolabın içinde sıkışıp kalmıştım. Çıksam ne yapabilirdim bilmiyorum. Vurma demek çare olur muydu yoksa hiç burnumu sokmadan hızla yüzmeye devam mı etmeliydim? Bu sorularla boğuşurken suyun içinden balinaya yakın büyüklükte bize doğru biri geliyordu yaklaştığında ise onun Armin olduğunu anladım.

Armin diye bağırmak istedim ama susturdum kendimi. Ah İrmela! Oha Şansın peşindeyken onu unutmuştum. Bu zamana kadar nasıl aklıma gelmez. Şimdi seslenmeliyim yoksa biraz daha sabretmeli mi? Evet evet! Sakin ol Emala. Armin burada ve sana hiçbir şey olmayacak.

Elinde demir olan adam tam bir darbe daha vuracakken Armin onu elinden tuttuğu gibi fırlattı. Bir an dolaba gelecek diye ödüm patladı. Neyse ki denizin derinliklerine doğru inmeye başladı.

Adam küçük dilini yutmuş gibi bakıyordu Armine. Donmuş kalmıştı. Armin hemen elini balığın darp edildiği gövdesine koydu. İçinden bir şey fısıldadı. Sonra orayı öptü ve balinanın yüzüne doğru:

“Yol ver deniz!” dedi. Sanki balinanın gitmesi için denize telkinde bulunmuştu. Suyun içinde bir hortum oluştu. Tünel gibi bir şeydi balina hızla sürüklendi ve ortadan kayboldu. Armin adama dönerek:

“Ne yaptığını sanıyorsun?” dedi öfkeli bir şekilde.

“Ben sadece kaybolmuştum ve bu köpek balığını görünce beni yiyecek sandım efendim.” dedi sesi titreyerek.

“O bir köpek balığı değil o hamile bir Orkaydı. Okyanusun içinde savaşamazsın. Okyanusla savaş olmaz! Şimdi okyanusta ki hiçbir canlıya zarar vermeyeceğine söz veriyor musun?”

“Söz efendim söz! Bir daha asla onları incitmeyeceğim.” dedi sesi titreye titreye.

“Siz insanlar hep yapmayacağınız şeyler söylersiniz. Umarım her dokunduğun canlının, içinde bir ruh da taşıdığını anımsarsın. Belki bu ruh minicik bir kalbi taşıyordur, ha ne dersin? O bebek balina ölebilirdi! Şimdi git buradan!

Armin adama zarar vermemek için kendini zor tutuyordu. Ve yine denizle konuşmaya başladı:

“Yol ver deniz!”

“Adam tünel gibi bir şeyin içinde hızla uzaklaştı ama bu tünel demin ki gibi şeffaf değil gri bir renkti.”

Armin! Armin!

“Emala? Sen burada ne arıyorsun?” dedi şaşkınlıkla.

Ona sımsıkı sarılmak istedim. Gözlerinde ki damlaları silmek…

“ İrmela ile beraberdik. Bir anda Şansı gördüm sandım ama oydu eminim. Sonra onun peşine düştüm ve buraya geldiğimde kaybolmuştu. Etrafıma göz gezdirirken beyaz-siyah balina ile karşılaştım. Ben de onu ilk önce köpek balığı sandım çok korktum ve ondan kaçmak istedim. Beni yutacağını falan düşündüm. Daha derine doğru yüzerken şu eski giysi dolabını gördüm ve hemen içine saklandım. Gerisini zaten biliyorsun.”

“Emala, burası çok tehlikeli. Büyük okyanusta olduğunu biliyor musun? Burada devasa büyüklükte balıklar, balinalar ve hatta her an karşılaşabileceğin köpek balıkları ile dolu. İrmela’nın yanından ayrılmamalıydın.” dedi üzgün ama bir o kadar sitemkar ses tonuyla.

“Biliyorum Armin biliyorum.”-dedim yüzüm öne eğik- “Şans’ı görebilme ihtimali uğrunaydı her şey.”

“Ona kavuşacaksın tamam mı sana söz veriyorum?”-kafasıyla yüzgecini işaret ederek- “Hadi gidelim”

Kafamı kaldırdığımda gözlerinin içi gülüyordu. Bunlar nasıl yaratıklardı böyle? Masalın içine düşmüştüm. Yüzleri tıpkı bize benziyordu. Gözleri o kadar huzur vericiydi ki. Göz bebekleri cam gibi parıl parıldı. Onu ilk gördüğümde ki gibi gözleri maviliğini koruyordu. Hepsinin de gözleri çekik ve iri iriydi. Kahverengi olan saçlarını ise ilk kez üstten toplu görüyordum. Bembeyaz ışıl ışıl olan yüzü ortaya çıkmıştı.

“Olur ama İrmela? O muhakkak beni arıyordur hemen onu çağırmam lazım.” dedim aceleyle.

Gözlerimi kapadım ve tüm gücümle İrmela! İrmela! İrmela! diye haykırdım.

Etrafta garip bir titreşim olmuştu. Karanlık olan etraf birden bire aydınlanmaya başladı ve Armine dönerek:

“Bu da neydi?” dedim.

“Bu, senin içinde ki güç Emala .”dedi tebessümle.

Çok geçmeden İrmela tüm ışıltısıyla yanımızda beliriverdi.

“Emala ! Seni çok merak ettim. Her yerde aradım ama yolda yardıma muhtaç balinalar ile karşılaştım. Onları yüz üstü bırakıp geçemezdim. Bu yüzden geciktim. İyi misin?”

“Çok iyiyim merak etme.” dedim.

“Armin ? Sen ne arıyorsun burada ve Emala’ın yanında ?”

“Orkalar zor durumdaydı, beni çağırdılar ve Emala ile burada karşılaştık.”

Demek katil balina Armin’e sesleniyordu. Birini çağırdığı çok belliydi.

“Peki anlaşıldı, Moby’den bir haber var mı ?” dedi İrmela üzgün bir şekilde.

“Hayır yok hiçbir iz bulamadım.” dedi Armin.

“O zaman Sibirya’da ki kuzenlerimizi çağırmamız gerekiyor. Onlara tehlikeyi haber vermeliyiz. Ama benim burada kalıp diğer balinaları uyarmam lazım.”

“O zaman Arminle biz gidelim. Hem belki yolda Şansa da rastlarım ne dersiniz?” dedim büyük bir heyecanla. Şansa kavuşmanın hayaliyle dolmuştum. Gözlerim ışıl ışıldı. İçimde yepyeni bir umut daha doğmuştu. Sanki bu sefer ona kavuşacaktım.

Yoksa Moby dedikleri beyaz balina mıydı? Moby Dick gerçekti. Şu asla ölmeyen ve tüm kaptanların gemilerini talan eden Moby Dick? Demek yeniden onun için geliyorlardı.

“Bu süper bir fikir, emrinize amadeyim Emala hanım.” dedi Armin önümde başını eğerek.

Ne diyeceğimi bilemedim. Armin hakkında ilk karşılaştığımda çok önyargılıydım. Aşırı şımarık ve kendini beğenmiş bir deniz erkeği demiştim. Onu tanıyalı çok olmamıştı ama o balinayı kurtarışı beni çok etkilemişti. Üstelik o büyük öfkesine rağmen bir insana zarar vermemişti.

“Tamam artık düşüncelere dalmayı bırak da atla, vakit daralıyor.” dedi Armin, yüzgeçlerini göstererek.

Ona tutunmaktan başka çarem yoktu.

“Bir dakika bekleyin.”

Birden bire etrafımızda yüzlerce minik balıklar dönmeye başladı. İrmela ellerini göğsüne kenetlemiş; gözlerini yummuştu. Sonra ellerini birleştirdi. Gözleri hala kapalıydı. Avucuna bir şeyler fısıldıyordu. Sonra yavaşça avucunu açtı. Etraf ışıl ışıl parlamaya devam ediyordu. Avucunda okyanusun renginden bağımsız, masmavi bir kelebek belirdi. Yavaşça uçmaya başladı. Bana doğru yaklaştı. Önce elime kondu. Sonra etrafımda dönerek yavaş yavaş okyanusta süzülmeye başladı. İrmela :

​“Mavi kelebek sana yol olsun Emala. Onu senin için diledim. Yanında olamadığım her an için. Yolunuza kelebekler konsun; umudunuz hep diri olsun. Tekrar görüşmek üzere…”dedi ve okyanusun derinliklerine doğru hızla yüzmeye başladı.

“Emala sıkı tutun gidiyoruz.” dedi Armin.

Bölüm sonu

4 yorum