4.PERDE
Yer: Dağ zirvesi
Ural: Çıktım buraya, niye çıktım ben? Aptallık ettim. Yapmayacaktım. O çiçek de burada yok zaten. Ah Ural aptallık ettin. Nasıl ineceksin şimdi?
Cambaz: Buraya çıkmak aptallık mı senin için?
(Ural korkudan ayağı kayar ve yere düşer.)
Ural: Sen de kimsin? Bir anda nasıl geldin buraya?
Cambaz: Sen kendi gölgesinden korkanlardan mısın?
(Ural ayağa kalkar.)
Ural: Hayır tabii ki. Bir anda ortaya çıkınca dengemi kaybettim. Bir şey düşünüyordum.
Cambaz: Fark ettim. Sanki buraya bir nedenden ötürü çıkmak zorunda kalmışsın da pişman olup gidecek gibi görünüyordun. Bir şey daha var. Gitmek istiyor da yapamıyor gibi de görünüyordun.
Ural: Aferin koca ve beyaz ayıcık. Öyle mi görünüyordum cidden.
(Cambaz güler.)
Cambaz: Güzeldi. Beni güldürdün.
Ural: Bu beyaz ayı kostümüyle sen ne yapıyorsun burada?
Cambaz: Yastığımı arıyordum malum artık havalar soğudu. Kış uykusu falan işte.
Ural: Kimle konuşuyorum ben ya. Dağın zirvesinde yaşadığım şeye bak.
Cambaz: Herkese nasip olmaz.
Ural: Doğru olmaz. Bana denk gelir zaten.
Cambaz: E ne yapıyorsun burada isimsiz kahraman.
Ural: Adım Ural. Burada bir çiçek arıyorum. Doğa fotoğrafçısıyım ben.
Cambaz: Adını bile dağdan almış bir fotoğrafçı. Ben de Cambaz, adımı yeteneklerimden alırım.
Ural: Öyle mi? İsmin de senin gibi bir değişik. E buradan iple mi ineceksin Cambaz. Neyi bekliyorsun?
Cambaz: A dur, ben anladım galiba? Sen diyorsun ki, ben inmeyi beceremedim sen nasıl ineceksin diye ağzımı arıyorsun. Doğru mu anlamışım?
Ural: Hayal gücün de üstündeki kostüm kadar saçma bu arada dostum. Bildiğin dağ işte, nasıl çıkıldıysa öyle inilir.
Cambaz: Öyle tabi. Ağacın dalına binmeye benzer. Kolayca çıkarsın sonra inmek bazılarına hayli güçleşir.
Ural: Ben o bazılarından değilim elbette.
Cambaz: Göreceğiz. Sen hangi çiçeği arıyorsun bakalım?
Ural: Yemediysen eğer, ‘Dağ Çiçeklerinin Kraliçesi’ adlı çiçeği arıyorum. Diğer ismi Alp Yıldızı.
Cambaz: Yemiş olma ihtimalimi gözden çıkaralım. Çiçek sevmiyorum. Daha önce hiç duymamıştım bu isimde bir çiçek ama hayli meraklandım.
Ural: Özel bir çiçektir. Yetiştiği yere ulaşmakta güç bir iştir. Alp dağlarında yetişir. Onun fotoğrafını çekmek istiyorum ama bulamadım.
Cambaz: Onu özel kılan şey nedir peki?
Ural: Burada yaşıyor olması işte.
Cambaz: Bu kadar mı? Biraz edebiyat katsaydın be fotoğrafçı.
Ural: Edebiyat sevmiyorum ben. Güzel ve özel olan güzeldir işte. Betimleme yapmak zaman kaybetmek.
Cambaz: Ben tam tersi. Bayılırım betimleme yapmaya. Abarta abarta bitiremem bazı şeyleri. Överim de överim.
Ural: Tamam anladık. Sus artık. Burada seninle konuşmakta benim için baya bir kayıp. İzin ver de işimi halledeyim arkadaşım.
Cambaz: O çiçeği bulmak insana mutluluk getiriyormuş. Öyle diyorlar yani.
Ural: Hani bilmiyordun çiçeği?
Cambaz: Yeni hatırladım. Bir kitapta geçiyordu.
Ural: Öyle mi? Başka ne yazıyordu orada?
Cambaz: Minicik kurutulmuş bir çiçek gördüm. Olağanüstü güzeldi… Yıldız gibi bir şey… Çiçeğin ışık saçtığına yemin edebilirim… Sayfaların içinde yıldız gibi parlıyordu…
Ural: Öyledir. Yıldızlara en yakın çiçektir. Yalnız görünüş itibariyle değil, yetiştiği yer de yıldızlara yakındır. Bazıları için de hayaldir.
Cambaz: Senin için hayalden de ötesiymiş baksana.
Ural: Öyle. Ben kendimi bildim bileli hep fotoğraf çektim. Doğanın her yüzünü kameramda sakladım. Aklımda ise hep bu çiçek kaldı. Alp Yıldızı. Yıldız gibi bir çiçek. Beyaz yapraklarının ortasında sarı top top noktalar bulunur. Onu bulmak güç iştir ama güzel iştir.
Cambaz: Galiba ondan mutluluk getiriyor bu çiçek?
Ural: Nasıl?
Cambaz: Bulunması zor bir çiçek. Aramak zahmetli ve insan onca emeğinin karşılığını görmek ister. O çiçeği de bulunca tüm yorgunluklar biter ve aklında onu bulmanın vermiş olduğu huzur kalır. Başarma hissi kalır. Yoksa bir çiçek sana nasıl mutluluk verebilir? Onu arayan sensin, bulacak olan da sensin. Çiçeğin bir görevi yok burada. Mutluluğu kendine sağlayan da sen olacaksın.
Ural: Mantıklı konuştun. Ama onu bulmak istemem ondan mutluluk beklediğim için değil.
Cambaz: Nedir peki?
Ural: Dışarıya çıksan, bir çöp dahi arasan bulacağın şey sadece kendinden bir parça olur. İnsan bu dünyada sadece kendisini arar, aksi mümkün değil. Her yol ruhunda derin yaraları onarır ve camda gördüğün sadece kendi yansıman olur. Derler ya ip cambazı, neye nasıl bakarsan onu görürsün diye. Senin gözünden bakılan bu dünyaya yabancılar giremez.
Cambaz: Karşılaştığım en gerçekçi insansın. Aklıma bir alıntı getirdin. ‘Bu yıldızların altında senden bir tane daha yok çaylak! Sen, sen olasın, sen olarak iyi olasın diye sen olarak yaratıldın!’
Ural: Çaylak ile Filozof demek.
Cambaz: Sevdiğim kitaplardan birisi. Çocuk kitabıdır bu arada. Kazık kadar insan da olsan, çocuk kitabı sana bir şey öğretir.
Ural: Haklısın. Bir alıntı da ben ekleyeyim o zaman. ‘Kimse senin aklından geçirdiğin şeyleri, senin aklından geçirdiğin gibi geçiremez. Kimse senin kalbin gibi sevemez. Kimse senin hayal ettiğin gibi hayal edemez. Sen bu kâinatta, sen olarak değerlisin Çaylak! Ve sen olarak bir başkasının asla dolduramayacağı bir yerin var! Senden başka biri olman beklenseydi, başka biri olarak yaratılırdın! Ve eğer başka biri olmak istiyorsan, çok özel ve başka biri… O zaman kendin ol!’
Cambaz: Peki sen, sen misin?
Ural: Ben kimim bilmiyorum. Bazen kaybederiz ya, ben de kaybettim. O yüzden bir arayış halindeyim.
Cambaz: Benim de yastığımı bulmam gerek.
(İkisi de güler.)
Ural: Mizahta biraz sorun var.
Cambaz: Olabilir, ben buyum.
Ural: Ben, ben miyim orasını bilemiyorum.
Cambaz: Anlat kendini.
Ural: Ben ergenlik döneminde bir hobi edindim. Fotoğraf çekmek. Zamanla kendimi fotoğraf çekerken mutlu hissettiğimi fark ettim. Kuşları çekerken, kedileri, köpekleri, dağı ya da taşı ne olursa olsun her daim mutluydum. Bazen öyle fotoğraflar çekiyordum ki tamamen şans ya da mucize ile oluyordu. Karar verdim. Ben kendimi fotoğraf çekerken bulmuştum ve orada kalmaya niyetliydim. Lakin kendimi kaybettiğim bir nokta vardı. Korkum. Benim yükseklik korkum vardı. Yükseklere çıkıp fotoğraf çekmek benim için oldukça zordu ama istiyordum. Ben kendimi korkularımda değil fotoğraflarda buluyordum. Bu korku benim en çok sevdiğim mesleğimden uzaklaştırmaya başladı. Artık kameramı gördükçe aklıma korkum gelmeye başladı ve uzaklaştım. Kameramı kaldırdım ve korkumla yalnız kaldım. Bunu yapınca ne anladım biliyor musun? İnsan kendisinden uzaklaştıkça mutsuz oluyormuş, bunu fark ettim. Karar verdim ve korkumla yüzleşmek için buraya geldim. Hayalimi, korkularımın ardına atmamaya karar verdim. Aslında sana dediğim gibi, kendimi bulmaya karar verdim.
Cambaz: Güzel bir hikâyeymiş. Sen şimdi kendini kaybettin ve aramaya çıktın demek.
Ural: Öyle. Kendimi bulmam gerek yoksa kaybolmuş birisi olarak tarihe geçeceğim.
Cambaz: Tarih pek ilgilenmez bu konuyla, geçmezsin merak etme.
Ural: Biraz sinir bozucu bir adamsın.
Cambaz: Theseus’un gemisini hiç duydun mu?
Ural: Tek bildiğim Titanik.
Cambaz: Bu daha iyi. Theseus’un gemisi tam bir paradoks. Atina’nın kurucusu Theseus, otuz kürekli bir gemi ile Girit’e gitti. Orada yarısı insan yarısı boğa olan Minaotaur’u alt eder. Bunun üzerine gemi, Atina’ya döner. Atina halkı büyük bir coşku ile karşılar Theseus’u. Bu büyük ve anlamlı zaferin anısına gemi korumaya alınır. Zaman geçer ve Theseus ölür ve yıllar geçerken de gemi tabii ki çürümeye başlar. Atina halkı geminin eskiyen parçalarını yenileriyle değiştirmeye başlar. Öyle bir zaman gelir ki geminin değişmeyen tek bir parçası dahi kalmaz.
Ural: O zaman akıllarda tek soru, bu gemi kimin?
Cambaz: Kesinlikle. Kimileri bu gemi hala Theseus’un gemisi derken bazıları, hayır bu gemi artık onun gemisi değil diyorlar. Felsefeye konu oldu bu durum. Şimdi sence o gemi Theseus’un gemisi mi?
Ural: Bence artık onun gemisi değil. Sonuçta geminin projesi ona ait ama Theseus’un dokunduğu tüm parçalar yok oldu. Yeni parçalar yerine kondu ama Theseus’un zafer kazandığı o gemi geçmişte kaldı.
Cambaz: Bence o gemi hala onun gemisi. O gemiye baktığımız zaman aklımıza başka birisi gelmeyecek. Kimse bu gemi Cambaz’ın demeyecek. O gemi ruhuyla Theseus’un gemisi olarak kalacak. Birisi gelse şurada o gemiyi çizse, yine onun gemisi olacak. Parçalar o eski parçaları olmasa da gemi aynı gemi. Ruh aynı ruh. Bunu şey gibi düşün, kabuk değiştirmek. Salyangoz eski kabuğunu bırakınca salyangoz değişmiyor. Yine aynı canlı ama kabuğu farklı. Ya da kertenkele kopan kuyruğunu yenilediği zaman başka bir kertenkeleye dönüşmüyor.
Ural: Ama bu değişimi kertenkele kendisi yapıyor. Theseus gelip de geminin parçalarını değiştirmedi. Bunu başka insanlar yaptı.
Cambaz: Ölmeseydi elbette kendisi yapardı. Bu durum bir şeyi değiştirmez.
Ural: Nasıl değiştirmez?
Cambaz: Şimdi sen şu ilerideki kayalıklara kendi başına da gitsen, sırtımda ben de götürsem giden sensin. Aracı, burada bir şeyi belirlemez. Geminin parçalarını Theseus değiştirse de değiştirmese de o gemi ona ait.
Ural: Benim parçalarım değişmedi ki, sadece konumum değişti.
Cambaz: Tamam, diyelim ki sana böbrek nâkili yaptık. Değiştin mi? Bunu sen yapmadın, doktorlar yaptı. Sen kimsin o vakit?
Ural: Haklısın galiba. Ben yine aynı benim.
Cambaz: Kısaca sen her zaman aynı sensin. Kendini kaybetsen de aradığın ve bulacağın yine kendin olacak çünkü kaybettiğin bir şey yok.
Ural: Galiba haklısın, ben kendimi kaybettim sandım ama aslında kaybetmedim. Sesini duyamadım o kadar. Sağ ol be Cambaz. Şu dağın zirvesinde bana ne kadar iyi geldin. Bir de şu korkumu nasıl yeneceğim onu da söylersen ne iyi olur.
Cambaz: Normalde gel Drongo cemiyetine katıl derdim ama demeyeceğim. Sen, sen olarak o korkunu yeneceksin biliyorum. Seninle konuşurken ben de bir şey fark ettim. Yalancı bir insan değilim ve asla sana yalan söylemiyorum. Yeneceksin.
Ural: Drongo mu? O ne?
Cambaz: İnsanları korkularından ötürü köleleştiren bir cemiyet. Bunu bilmen yeter. Bu arada aradığın çiçek ileride kayanın dibinde.
Ural: Ne? Neden daha önce söylemedin?
Cambaz: Konuşmak için.
Ural: Sen onlardan değilsin Cambaz. Teşekkür ederim.
(Ural, çiçeğin yanına gider ve fotoğrafı çeker.)
Cambaz: Ural, Cambaz sana minnettar.