3.PERDE
Yer: Tren rayları
Mahir: Şuraya da taş gelmiş bak. Ya ben bunları temizlemeden bu tren hareket etseydi ne olacaktı? Düşüncesi bile felaket.
Cambaz: Karşılaştığım en garip insan olabilirsin. Derdin ne kardeşim senin?
Mahir: A sen de kimsin böyle?
Cambaz: Ben Cambazım. Buralarda insan ararım ve ne göreyim? İnsanlar arasındaki en tuhaf insanı buldum. Benim kadar şanslısı Şam da kayısı.
Mahir: Burada mı? Neden?
Cambaz: En ilginç insanı burada bulabileceğimi düşündüm de o yüzden. Ama haklıymışım. Baksana seni buldum.
Mahir: Aslında iyi oldu biliyor musun? Yol sıkıcı ama yalnız çekilen yol daha bir sıkıcı. Bana arkadaş olursun ne güzel.
Cambaz: İlk defa beni gördüğüne sevinen bir insan var. Bu işte bir gariplik olmalı.
Mahir: Niye? Seni gördüğüne sevinen insan hiç olmadı mı hayatında?
Cambaz: İlk görenler genelde sevmezler beni. Sen beni sevince garipsedim.
Mahir: Niye sevmesinler canım seni? Baksana bal gibisin. Cidden bal gibisin. Bu turuncu takımı çok aradın mı dostum?
Cambaz: Arı gibi çalışan bir insana en uygun elbise bu olur diye düşündüm.
Mahir: Arı gibi mi? Bilemedim, daha çok işçi arılar seni beslemiş gibi görünüyor ama neyse.
(Cambaz gülmeye başlar.)
Mahir: Haklıyım ya, gül tabi.
Cambaz: Biliyor musun, bu dediğin de doğru. Doğru olduğunu da ileride göreceksin.
Mahir: Garipsin.
Cambaz: Sen yani garip olmayan adam, ne yapıyorsun burada?
Mahir: Yarın önemli bir yolculuğum var. Bende o yolculukta başıma bir şey gelmesin diye tren raylarını kontrol ediyorum. Taş ya da bir kütük varsa çekiyorum. Otlar uzadıysa kopartıyorum.
Cambaz: Ot falan olmaz burada. Şu taşları görüyor musun? Onların çok ciddi görevleri vardır burada?
Mahir: Zaten uzayan ot falan görmedim hiç. Cahil olmak başa bela.
Cambaz: Cahil olmaktan başka bir sorun var burada. Şimdi sen yarın bir yolculuk yapacaksın ve gideceğin yere önceden rayları takip ederek gidiyorsun. Doğru mu anlattım?
Mahir: Evet. Gideceğim yere kadar kontrol etmem gerek. Ya başıma yoldayken bir şey gelirse?
Cambaz: Peki, oraya gittiğinde ne yapacaksın?
Mahir: Gönül rahatlığı ile geri dönüp trene bineceğim.
Cambaz: Buna cahillik demiyorlar bu arada. Üstelik cahillik mutluluktur bu aptal dünyada. Sen salak mısın? Zaten gideceğin yere gitmişsin, niye geri dönüyorsun?
Mahir: Haklısın ama ya tren biletim ne olacak?
Cambaz: O bileti almış olman bile hata. Zaten ayaklarını çok işlevsel kullanıyorsun. Bir araca ihtiyacın yok.
Mahir: O daha hızlı.
Cambaz: Korkular insanı aptallaştırır derler ama sen başka bir boyuttasın. Ben senin derdini anladım.
Mahir: Ne anladın?
Cambaz: Sen gelecekten korkuyorsun. Ölmekten, başına kötü şeylerin gelmesinden korkuyorsun.
Mahir: Korkuyorum.
Cambaz: Bu korkundan ötürü her detayı düşünüyorsun, düşünmekten ve düşüncelerden kaçma yöntemin de aptalca işler. Haksız mıyım?
Mahir: Haklısın. Kafamın içinde susmayan ve korkudan ölen bir adam var.
Cambaz: Ama karşına ben çıktım. Tıpkı o çölde kalmış pilot gibi şanslı bir adamsın.
Mahir: Kim gibi?
Cambaz: Bir adam. Sen tanımazsın. Zamanında uçağı bir çöle düşüyor ve karşısında bir çocuk beliriyor. Düşünsene, çölün ortasında aç ve susuz kaldığını. Neyse sen düşünme. İşte o çölde kimseler yok ama sarı kafalı bir çocuk geliyor ve senden bir koyun çizmeni istiyor.
Mahir: Ben olsam çizmezdim. Benim orada aklım başımdan giderken bir çocuğa koyun çizmeyi bırak o çocuğa adımı bile söyleyemezdim.
Cambaz: Tahmin etmem zor değil. Lakin o adam çizdi. Hem de birkaç defa. Çünkü başına gelen şey oldukça saçmaydı ve çizmek istedi.
Mahir: Sonra ne oldu?
Cambaz: Adam bir kutu çizdi ve çocuğa istediğin koyun bunun içinde dedi. Sarı kafalı çocuk çok beğendi koyunu. Havalara uçtu. Sonra o pilotla kendi gizemini konuştu. Hem de çölün tam ortasında.
Mahir: Adam ölecek haberi yok.
Cambaz: Peki, bu çocukla ilgili hiçbir şey merak etmiyor musun?
Mahir: Ediyorum. Oraya nereden gelmiş?
Cambaz: Bizim pilotta bunu baya bir merak etmiş. Çünkü çocuğun ağzından çıkanlar tam bir bilmeceymiş. Konuştukça konuşmuş onunla. Evinin yani gezegeninin çok küçük olduğunu öğrenmiş.
Mahir: Gezegen mi? Uzaydan mı gelmiş?
Cambaz: Kendi gezegeni öyle küçükmüş ki, başka bir insana yer bulmak bile güç bir işmiş. Hatta o çocuk o gezegende bir gül ile birlikte yaşıyormuş. Bir de koyunu oldu tabii ki.
Mahir: Bu gerçek mi yoksa masal mı?
Cambaz: Küçücük bir noktada yaşıyor olmak kadar diyelim. Neyin masal neyin gerçek olduğu tartışılır.
Mahir: Kafam karıştı. Sen anlat.
Cambaz: O gezegende bir gül, bir çocuk birlikte yaşıyorlarmış. Sonra çocuk göçmen kuşlar ile birlikte maceraya çıkmış. Pilota uğradığı diğer gezegenlerden bahsetmiş. Bazılarının çok ciddi işleri ve gereksiz kaygıları olduğunu görmüş. Hepsini tek tek bizim pilota anlatmış. Hatta bir adam gökyüzündeki yıldızları satın alıyormuş.
Mahir: Ama bu imkânsız.
Cambaz: Oldukça da gereksiz. Tıpkı senin yaptığın gibi.
(Mahir konuşmadan Cambaz’a bakar. Diyecek söz bulamamıştır.)
Cambaz: Sen de biliyorsun, gökyüzündeki yıldızlara kimse dokunamaz. Ben devam edeyim. Pilot artık tamamen çocuğa odaklanmış. Uçak falan hepsi anlamsız kalmış gözünde. O çölde bir çocuk gelmiş ve bir koyun istemiş. Bunlar daha gerekliymiş.
Mahir: Bu saçma işte. Oradan kurtulması daha iyi olur.
Cambaz: Dinle. Çocuk, pilota daha çok şey anlatmış. Dünya adlı gezegene geldiği zaman gördüklerini. Gülleri ve tilkiyi. Bizim pilot onu sabırla dinlemiş. Sonunda da bizim çocuğun gitmesi gerekmiş.
Mahir: Ya adam ne olacak?
Cambaz: Adam oradan kurtuldu. Aradan yıllar geçince de başına gelen bu efsane olayı bir kitap olarak yazdı. Adı Küçük Prens. Okumanı tavsiye ederim. Güzel ve anlamlı bir kitaptır.
Mahir: Bana bunu neden anlattın? Ne oldu yani?
Cambaz: Sen cidden buradan hiçbir şey anlamadın mı? Bu kadar mı odaklandın korkuya?
Mahir: Ben adam kurtulmuş mu ona bakarım. Sonunda da kurtuldu. Adam için de bu önemli olmalı.
Cambaz: O adam kurtulmaya odaklansaydı küçük prensi göremezdi. Senin kaçırdığın nokta bu. Sende korkuya öyle odaklanmışsın ki doğruyu ve mantıklı olanı göremiyorsun.
Mahir: Ne yapayım? Sarı kafalı bir çocuk mu bekleyeyim yoksa karşımdaki turunculu adama koyun mu çizeyim? Ne yapayım?
Cambaz: Beni dinle sadece.
(Mahir öfkeyle konuşur.)
Mahir: Ne dinleyeyim? Geçmişsin karşıma salak saçma koyun hikayesi anlatıp duruyorsun. Ben de durmuş seni dinliyorum.
Cambaz: Sakin ol. Bu şekilde yapamayız bak.
Mahir: Sakinim ben. Yalnız bırak beni.
Cambaz: Seni yalnız bırakamam. Artık çok geç.
Mahir: Hangi gezegenin adamıysan oraya git. Belki bir gül vardır ha!
Cambaz: O adam o çocuğa koyun çizmeseydi ve korkuya odaklansaydı ne olurdu sence?
Mahir: Neyin doğru olduğunu görürdü.
Cambaz: Ben bu hayatta korkularına odaklanıp yol giden insan görmedim. Korkular seni hayatta tutabilir belki ama öldürdüğü çok şey olur.
Mahir: Ne gibi şeyler?
Cambaz: İnsanı insan yapan aklı ve kalbidir. Aklında parazitler dolanmaya başladıkça kalbinin pek hükmü olmaz artık. Şöyle düşün; insan hem bedenen hem de ruhen vardır. Senin bedenini belki korkuların korur ama ruhunu koruyan ayrıdır. Ruhunu besleyen şeyler, bedenini besleyenlerden çok ayrıdır.
Mahir: Ben, ben böyle olsun istemezdim.
Cambaz: Böyle olması senin suçun değil. Lakin böyle devam etmen senin suçun olabilir.
Mahir: Ne yapacağım peki?
Cambaz: Sana yardım edeceğim bu konuda.
Mahir: Et hadi, nasıl edeceksin görelim.
Cambaz: Önce bize katılacaksın. Sonra seni güvenilir bir yere alacağız. Böylelikle artık düşünceler de korkularda uzaya gidecek.
Mahir: Nedense komple beni uzaya göndereceksin gibi hissettim.
(Mahir tek kaşını kaldırıp baştan ayağa Cambaz’ı izler.)
(Cambaz yüksek sesli bir kahkaha patlatır.)
Cambaz: Uzun zamandır böyle gülmemiştim. Komik adamsın.
Mahir: Komik olan ben değilim. Sensin. Ben yıllardır yenemedim bu korkuyu, sen iki dakikada çözeriz diyorsun.
Cambaz: Sen yapamazsın ama yapılmasına olanak tanırsan seni bu korkularından kurtarabiliriz.
Mahir: Siz kimsiniz ya? Bana onu bir anlat.
Cambaz: Ben Drongo cemiyetindenim. İnsanların huzurlu bir yaşam sürmesini amaçlayan bir cemiyetiz. Senin gibi korkularının esiri olmuş insanları bulup onlara bir şans veriyoruz.
Mahir: Bu ismi daha önce hiç duymadım.
Cambaz: Şimdi duydun.
Mahir: Şimdi size katıldım diyelim. Ne olacak? Ben tam olarak ne yapacağım ve siz benden ne alacaksınız?
Cambaz: Sen bize katıldığında pek bir şey yapmana gerek kalmayacak. Sadece cemiyetin duyulması için biraz övgü ve maddi küçük bir destek. Biz de senin güvenli bir ortamda olmanı sağlayacağız, başına bir şeyin gelmemesi için çalışacağız. Geçtiğin yolları senin yerine biz kontrol edeceğiz. Sende ailenle birlikte huzurlu bir yaşam süreceksin ve korkusuzca mesleğini yapıp güzel kazançlar elde edeceksin. Kısacası sen büyüdükçe biz de güçleneceğiz.
Mahir: Kafam çok karıştı benim.
Cambaz: Tam olarak neresi karıştı?
Mahir: Yani benim korkularımı siz mi sırtlanacaksınız? Ben tamamen bu korkular bitecek sanmıştım ama sen gelmişsin bana senin yaptıklarını biz yapacağız diyorsun.
Cambaz: Haklısın. Düşününce, orayı sana biraz karışık anlattım dostum. Sen bu korkuyla alışkanlık haline getirdiğin davranışları bize rapor halinde sunacaksın ve bizde bazı ayarlamalar yapıp bu alışkanlıklarını üstleneceğiz. Zaman geçtikçe de sen bu alışkanlıklarını yapmadığın vakit unutup gideceksin. Korkular da, alışkanlıklar da buharlaşacak hayatından. Sadece dediğim gibi bir süre biz yapacağız senin yerine.
Mahir: Düşününce mantıklı geldi. Ben de yapmaya yapmaya unutacağım ve kurtulacağım. Tamam katılıyorum size.
Cambaz: Çok doğru bir karar verdin. Kutlarım seni.
(Cambaz, turuncu çantasından bazı evrakları çıkartır.)
Cambaz: Şimdi yapman gereken sadece şuraya bilgilerini eklemek ve hemen altına imzanı atmak. Bu kadar basit.
(Mahir, Cambaz’ın dediklerini yapar.)
Mahir: Korkularımdan kurtulmak benim için imkânsız bir şeydi. Sen benim karşıma nereden çıktın be adam?
Cambaz: Göçmen kuşlar vasıtasıyla geldim.
(İkisi de gülmeye başlar.)
Mahir: O kitabı mutlaka okuyacağım. Bu dünyada önemli olan şeyleri kaçıran bir insan olmak istemiyorum artık.
Cambaz: Önemli olan şey nedir?
Mahir: Bilmemektir. Hayata mucizeler katan da insanın bilmemesidir. Ben bu tren yolculuğunda başıma ne gelir bilemem. Ya iyi şeyler ya da kötü şeyler. Bunu kontrol edemem. Korkularım yüzünden kontrol etmeye çalıştım ama boş şeyler yaptım.
Cambaz: Artık bunun böyle olmaması için de bir adım attın. Geriye odaklanma, önüne bak.
Mahir: Seni tanımak çok güzeldi. Garip bir adamsın ama bana çok büyük bir iyilik yaptın. Çok sağ ol.
Cambaz: Bu benim görevim.
Mahir: Buraya hangi gezegenden düştün bilemiyorum ama o gezegeni hayli merak ettim.
Cambaz: Ben de bu gezegende yaşıyorum. Aptallık baki galiba?
Mahir: Ayıp oluyor ama.
Cambaz: Şaka şaka.
Mahir: Sen o kitaptaki küçük prenssin diye dedim.
Cambaz: Öyle miyim? Değilim aslında. Sana bir sır vereyim. O kitaptaki küçük prens, gül, pilot umurumda bile değil. Benim favori karakterim tilkidir.
Mahir: Neden?
Cambaz: Başak tarlasını sever misin? Ben pek sevmiyorum.
Mahir: Anlamadım.
Cambaz: Neyse bakalım. Aramıza katıldığın için çok mutluyum. Kendine iyi bak. Drongo sana minnettar.