İçeriğe geç

Dream Figther

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Dream Figther

Bölüm 4

BÖLÜM 4

4. BÖLÜM: GİZEMLİ MEKTUP

Bu mektubun burada olmasına anlam veremedim. Kim neden mektup yolladı ki? Özellikle bana neden göndersin? İl başta annemin buraya getirdiğini düşünüp sormak için kapıya doğru ilerledim ama aniden durdum çünkü annem bu mektubu odama getirseydi eğer görünür bir yere koyardı ya da banyodan çıktığımda bana söylerdi. Dreamlandden gelmemesini umarak zarfı açtım ama zarfın başlangıç kısmı “Sevgili oğlum” diye başladığı an resmen tüylerim diken diken diken oldu.

-Theo’ya gelen o mektup-

Sevgili oğlum;

Son zamanlarda yaşamış olduğun şeyler akla mantığa sığacak şeyler değiş. Bunun farkındayım ama sakın bu yaşananlardan kaynaklı endişelenme.

Öldüğüm zaman Kral Arthur ve Prenses Rosaline benim ruhumu taşların güzüyle çekerek hayatta tuttular ve bana Volpain ikizleri ve Evil Love denen iblisten söz ettiler.

Yaşananlar kanımı dondurdu ve inanmak istemedim ama başka çarem yoktu. Eğer yardımlarını kabul etmezsem beni dünyaya geri dödüreceklerdi.

Onlara beni neden buraya çağırdıklarını ve neden beni seçtiklerini sordum.

Bana Kraliçenin beni rüyasında bir kehanet olarak gördüğünü ve bu yüzden benden yardım istemeleri gerektiğini söylediler.

Tam öldüğüm sırada beni kurtardıkları içi teknik olarak hayalet sayılıyordum ve bundan dolayı özel güçleri bana işlemiyordu. Bu yüzden bir plan yaptık. Bu plana göre ben kraliçenin yaptığı büyü sayesinde Efsaneler Vadisini geçecektim ve Evil Love’ın inine sızıp onlarda olan son rüya taşını çalarak ritüelini gerçekleştirmesine engel olacaktım.

Plan ilk başlarda istediğimiz gibiydi ama Evil Love beni fark etti. Kraliçe Cassia’nın yapmış olduğu büyüyü bozarak benim vadiden çıkmama engel oldu.

Şimdi ise bu mektubu yazarken vadide saklanıyorum ve bunu bir şişenin içine koyup nehre fırlatıcam. Umarım bu mektup sana bir şekilde ulaşır ve seninle tekrar kavuşup kaybettiğimiz zamanları telafi ederiz.

Baban Joe

Bu mektup karşısında elimden şu anda hiçbir şey yapamamak o kadar ağrıma gidiyordu ki, sinirden ellerim titriyordu. O an tek yapabildiğim mektubu göğsüme koyup yatmak oldu ve gözümden bir damla yaş geldi. Nefes nefese yatakta uzanırken aklıma Dreamland’e ışınlanmayı dememel geldi. Eğer bende rüya taşı varsa oraya gidebilirdim mantıken. Kendimi biraz sıkarak orayı hayal etmeyi denedim ama çabam boşaydı. Hiçbir halt olmadı sadece babamın ne olduğu belli olmayan birkaç kötü kişilerle ona zarar verme korkusuyla bekliyordum. Mektubu katlayıp zarfa koydum ve yastık kılıfının içine saklayıp uykuya daldım.

Sabah alarm ile uyandığım da açık pencereden gözlerime gelen güneş ışığı tekrar gözlerimi kısmama sebep oldu. Yavaşça yatağımdan doğruldum ve telefonumu elime aldım. Annemden bir mesaj vardı “Ben ve komşumuz Penny bugün dışarda yürüyüp, kahvaltı yapacağız. Sende uyandığında kahvaltılık bir şeyler atıştır ve doğruca okula git. Seni seviyorum :)” yazmıştı. Bende aynen dediğini yaptım. Elimi yüzümü yıkadım, bir şeyler atıştırdım, kıyafetimi giydim ve doğruca okulun yolunu tuttum.

Okula adımımı attığım an kendimi daha farklı ve öz güvenli hissettim çünkü özel güçleri olan ve büyük bir krallık tarafından çağrılan birisi olmak insana bir hava katıyordu aa tek sorun bu yaşananlardan sadece benim haberim vardı ve bu öz güvenli tavrım abartılı bir hal alırsa sadece şişirilmiş bir balon olarak görülür. Bu ise benim açımdan hiç iyi bir durum sayılmaz.

Okulda ikinci günümde insanların bana karşı olan bakışları ve söylemleri epeyce azalmıştı fakat birinin ki asla azalmaz. Okulun sözde zorbası olan Kol’un tabii ki de. Bu çocuğu seven kimse yoktu ama arkadaşı çoktu çünkü ailesi kasabanın en zengin ailesiydi. Dolabımdan kitaplarımı alırken bir anda dolabımı eliyle sertçe kapatarak “Naber süt çocuğu” dedi. Ona karşılık verircesine sakin bir ifadeyle “Şuan uğraşacaklar listemde yer bile kaplamıyorsun Kol. O yüzden beni rahat bırak” bu sırada kollarını bağlayıp dolabıma yaslandığı sırada “Senin şu egon… seni tanıdığım günden beri aynı şekilde. Hiçbir gelişme yok”

-”Benim geliştirmem gereken daha önemli konularım var. Senin pek yok ki halen insanlara sataşacak kadar ruhsuzsun. En son baban senin ipini çekmişti öyle değil mi?” Dedim damarına basmak amacıyla.

-”Ne diyorsun lan sen” diyerek üstüme yürüdü ve beni ittirdi. Bu sırada koridorda ki herkes bize baktı ve iki yancısı yanına geldi. Bende onlara karşılık vermek istercesine Kol’un karnına fazlasıyla güçlü bir yumruk indirdim. Kol geri çekilerek güçlü şekilde öksürmeye başladı ve karnını tutmaya başladı. Bu yaptığım beni aşan bir kuvveti açıkçası ama sebebi taştan kaynaklıydı muhtemelen. Bu sırada Tom ve Jimmy benim yanıma geldi ve ne olduğuna anlam vermeye çalıştılar. Kol halen öksürürken yancıları onu alıp götürdüler.

Bu çatışmanın ardında kalabalık dağıldı. Tom ve Jimmy bana olup biteni sormaya başladı.

“Oğlum nasıl yaptın lan? Tek yumrukta mahvetmişsin herifi resmen” tarzı söylemlerde bullunular bende kısa cevaplarla geçiştirdim. Sınıfa gelip yerlerimize oturduğumuz da arkamda yine sophia oturuyordu ve onunla konuşmaya başladık.

-”Selam Theo, Nasılsın?”

-”İyiyim Sophia, Sen nasılsın?”

-”Ben de çok iyiyim. O zorba Kol’a günün göstermişsin”

-”Evet öyle oldu diyebiliriz”

-”Peki nasıl yaptın bunu?”

-”Bilmem… Oldu bir şekilde”

-”Belki dünden sonra ortaya çıkmaya başlayan güçlerinden kaynaklıdır” dedi ve ani bir hızla arkamı döndüm. Döndüğümde Sophia pis bir sırıtış sergiliyordu ve yüzünü yarısı deri değiştirerek Lily’nin yüzü belirdi ve bana tek bir kelme söyledi

-”Dışarı” hızlı adımlarla ikimizde koridoru aşıp okul bahçesinde kimsenin göremeyeceği bir yere geçtik. Geçtiğimizde Lily, gerçek görünümünü geri kazandı ve konuşmaya başladım.

-”Sen kafayı mı yedin?” Nasıl elini kolunu sallayarak buraya gelirsin? Ayrıca Sophia nerde ona ne yaptın?”

-”Öncelikle sakin ol kızlar tuvaletinde mışıl mışıl uyuyor ve kafayı yemedim. Seni merak ettim. Mektubu okudun mu?” Bunu dediği zaman şaşkın bir ifade ile

-”Sen… nerden biliyorsun”

-”Çünkü o mektubu kralın izniyle sana ben yolladım”

-”Ama neden şimdi gönderdinizde Dreamland’de vermediniz bana ?”

-”Hatırlarsan kafayı yiyip bize saldırmıştın.”

-”Ben size… neyse boşver Babamla ilgili konuyu krala uzun uzun konuşmak istiyorum.”

-”Elbette, Kral bunu isteyeceğini tahmin ediyordu zaten. Bunun için bir görüşme ayarlarız ama ondan önce Finn ile güçlerin hakkında konuşman lazım. Sana en iyi o yardım edebilir”

-”Peki babam? Onu kurtarmam için yardım edecek misiniz?”

-”Baban mı? Biz mektubu okumadık ne biliyorsan sen biliyorsun. Bunu da kralla konuşursun.

-”Anladım Lily, Merak ettiğin için teşekkür ederim rica ederim” dedi ve arkasını dönüp başka yere gitmeye başladı. “Nereye” diye seslendim arkasından “Dreamland’e orda biraz işlerim var. Git Sophia’yı uyandır” dedi ve ilerlemeye devam etti. Bende okula gittim ve Sophia’yı bulmak için tuvalete giderken tuvaletten çıktığını görüp yanına koştum.

-”Hey Sophia… Naber?”

-”başım biraz ağrıyor. Neden tuvalette baygındım?”

-”Hmm… bilmem. Hadi sınıfa gidelim” dedi ve birlikte sınıfa girdik kızın durumu gören Jimmy ve Tom garip şekilde bakışlar atıp “Ne oldu” dermiş gibi baktılar. Bende onlara kısık sesle “Sonra” dedim ve önlerine döndüler.

Son zil çaldığında okuldan çıkıp eve yürümeye başladım hızlı adımlarla. Yolda giderken bir çiçekçiye rastladım. Biraz durup düşünmeye başladım. Annem babamın yokluğundan beri bir kere bile çiçek almamıştı. Yolun kenarında ki çiçekçiye girdim ve birkaç çiçekten oluşan, büyük sayılmasa da güzel denilecek bir buket yaptırdım.

Elimde çiçeklerle evime gelip anahtarımla kapıyı açtım ve anneme seslendim,

-”Anne evde misin?”

-”Evet, odandayım” dedi. Bende odama doğru ilerledim ve odamın kapısını açtığımda donup kaldım ve elimde ki çiçekleri yere düşü

rdüm.

Çünkü yastık kılıfına sakladığım zarf annemin elindeydi…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.