İçeriğe geç

DRACO M ENEMİES TO LOVERS

Bölüm 3 · 3 dk okuma

DRACO M ENEMİES TO LOVERS

Bölüm 3

KÜTÜPHANE

Şöbiyet hırsızlığımın üzerinden tam iki gün geçmişti ve Malfoy koridorda beni her gördüğünde gözleriyle beni lanetlemeye çalışıyordu. Tabii ben ne yapıyordum? Karşısına geçip hayali bir şöbiyet çiğneme taklidi yaparak ona öpücük atıyordum. Çocuk sinirden kurdeşen dökecekti, az kalmıştı.

Ama kader (ve tabii ki zalim Profesör Snape), benden intikamını geciktirmedi.

"İksir ödevi için eşli çalışma yapacaksınız," demişti Snape o buz gibi sesiyle. Ve bilin bakalım kimin ismi kiminle yan yana okundu?

"Malfoy ve yn."

Ron o an arkamdan "Cenazene şöbiyet getireceğiz dostum, merak etme," diye fısıldadı. Hermione ise acıyan gözlerle bana bakıyordu.

Akşam kütüphanenin en arkadaki, kimsenin uğramadığı kuytu masalarından birine oturdum. Malfoy beyefendi, kolundaki sargıyı (ki bence artık tamamen iyileşmişti ama drama queen’lik parayla değil sonuçta) hafifçe düzelterek karşıma kuruldu. İksir kitabını masaya öyle bir çarptı ki Madam Pince’in içeriden "Şşşşt!" sesi yükseldi.

"Hırsızlarla ortak ödev yapacağımı bilseydim, babama söyler okula güvenlik getirtirdim," dedi Malfoy tiksinerek. O platin sarısı saçları yine jöleden parıl parıl parlıyordu.

"Yalnız o hırsız dediğin kız, senin o şöbiyetlerini Ron’a yedirdi. Çocuk o günden beri sana dua ediyor, bence yat kalk bana dua et sevaba girdin sarı çiyan," dedim ödev kağıdını önüme çekerek.

"Kes sesini yn. Şu lanet ödevi bitirelim ve bir daha yüzüme bile bakma."

Yaklaşık yarım saat boyunca sadece parşömen hışırtısı ve Malfoy'un "Bunu yanlış yazıyorsun pasaklı", "Onu oraya koyma aptal" homurtuları eşliğinde çalıştık. Bir ara masanın altından bacağıma tekme attı.

"Ne yapıyorsun be?!" dedim tıslayarak.

"Bacağım sıkıştı," dedi ukala bir tavırla. "Hem burası benim alanım."

"Senin alanın kütüphane kapısında bitiyor Malfoy!" diyerek masanın üzerinden ona doğru eğildim.

O da geri adım atmadı. "Öyle mi? Ne yapacaksın, yine şöbiyetlerimi mi çalıp Gryffindorlu sefillerine dağıtacaksın?" diyerek o da masanın üzerine doğru eğildi.

İkimiz de o kadar inatçıydık ve birbirimizi bastırmaya o kadar kararlıydık ki, bir an sonra ne olduğunu ikimiz de anlamadık. Masanın tam ortasında, kitapların üzerinde isteyerek ve meydan okuyarak birbirimize o kadar yaklaştık ki, nefeslerimiz birbirine karıştı.

Şu an resmen burun burunaydık.

Gri gözleri tam gözlerimin içine bakıyordu. O kadar yakındık ki, parfümlü yeşil elma ve nane kokusunu net bir şekilde alabiliyordum. O hep dalga geçtiğim saçları yakından bakınca aslında... Neyse, konumuz bu değil.

Normalde bu durumda birinin geri çekilmesi gerekirdi ama ikimiz de o kadar gururluyduk ki, "İlk geri çekilen korkaktır" yarışmasına girmiştik resmen. Malfoy’un gözleri bir anlığına gözlerimden dudaklarıma kaydı, sonra hızla tekrar gözlerime döndü. Yutkunduğunu gördüm. O an kalbimin neden normalden hızlı çarptığını tamamen kütüphanenin havasızlığına bağladım. Kesinlikle heyecanlanmamıştım. Kesinlikle! (TAMAM.)

"Geri çekil Malfoy," diye fısıldadım, sesimin titrememesine özen göstererek. "Yoksa o jöleli kafanı masaya vuracağım."

"İlk sen çekil yn," dedi o da aynı fısıltıyla, ama sesindeki o her zamanki alaycı ton hafifçe kaybolmuş, yerini garip bir derinliğe bırakmıştı. Bakışları hala yüzümde geziniyordu. "Buranın havasını kirletiyorsun."

"Pis sarı çiyan..." diye mırıldandım ama milim kıpırdamadım. Aramızda garip, elektrikli bir sessizlik oldu. Sanki ikimiz de bir sonraki hamlenin ne olacağını bekliyor gibiydik.

Tam o sırada arkamızdaki kitap raflarının arasından tanıdık, neşeli bir ses yükseldi:

"Araya girmek istemem ama... Öpüşecek misiniz yoksa ben Madam Pince’i çağırıp 'Hocam kütüphanede uygunsuz vaziyetteler' diyeyim mi?"

İkimiz de elektrik çarpmış gibi aynı anda geriye fırladık. Malfoy dengesini kaybedip sandalyeyle birlikte arkaya doğru devriliyordu ki son anda masaya tutundu. Kafamı çevirdiğimde, elinde kalın bir tarih kitabıyla Blaise Zabini’nin sırıtarak bize baktığını gördüm.

"ZABINI!" diye kükredi Malfoy, yüzü sinirden (ya da belki de kızarmaktan, emin değilim) kıpkırmızı olmuştu. "Senin ne işin var burada?!"

"Kitap okuyorum canım, kütüphane ya hani," dedi Blaise göz kırparak. Sonra bana döndü. "Yalnız yn, az kalsın çocuk gidiyordu. Tansiyonu buralara kadar getirmeyin, kalbime inecek eğlenceyi kaçıracağım diye."

"Biz sadece... Ödev yapıyorduk!" dedim, hızla çarpan kalbimi sakinleştirmeye çalışarak çantamı toplarken. "Ben gidiyorum. Bu sarı kafayla aynı havayı solumak bile IQ’mu düşürüyor."

"Kaç bakalım hırsız!" diye arkamdan bağırdı Malfoy, ama sesinde ilk defa o saf nefret yoktu, daha çok kafası karışmış gibiydi.

Kütüphaneden hızla çıkarken koridorda derin bir nefes aldım. Elimi kalbimin üzerine koydum. Lanet olsun, o an neden o kadar yakınlaşmıştık ki? Ve daha da önemlisi... Malfoy neden o kadar güzel kokuyordu?

Ben kesinlikle çıldırıyordum YANİ ARTIK YAVAŞ YAVAŞ DÜŞMANLIĞI HAFİFLETİYORUM HA YORUM YAZMAYANA HAKKIM HELAL DEĞİL .D.

Bölüm sonu

4 yorum