Nur, sesli mesajı defalarca dinledi. Her seferinde kalbi daha hızlı çarpıyor, içinde büyüyen korku, öfkeye dönüşüyordu. Yengesinin sesi buz gibiydi:
“Ya Burak’tan uzak duracaksın, ya da pişman olacaksın…”
O gece boyunca gözüne uyku girmedi. Sabah erkenden okula gitti. Sınıf bomboştu. Masasına oturdu, kafasını sırasına yasladı. İçinden sadece bir cümle geçiyordu:
“Ben ne yaptım da bu kadar nefret ettiler benden?”
Kapı hafifçe açıldı. İçeri giren Burak’tı. Gözleri yorgundu ama Nur’u görür görmez yumuşadı.
“Yine erken gelmişsin…” dedi usulca.
Nur sessiz kaldı. Burak yanına yaklaştı, sıranın ucuna oturdu.
“Bana anlatmadığın şeyler olduğunu biliyorum. Ama artık yalnız kalmanı istemiyorum Nur. Ne olursa olsun, yanındayım.”
Nur derin bir nefes aldı. O an boğazına oturan tüm kelimeleri bir bir döktü. Sena’nın sesli mesajını, yengesini, tehditleri... ve en sonunda Burak’a baktı.
"Ben sadece sevilmek istedim Burak. Gerçekten… temizce. Ama hep kirlettiler."
Burak'ın gözleri doldu. Nur’un elini tuttu. “Bundan sonra kimse sana zarar veremeyecek.”
O sırada Aybüke sınıfa daldı. Elinde telefon, nefes nefese.
“Nur! Çok garip bir şey buldum. Sena’nın sahte bir Instagram hesabı varmış. Ve... Can’la mesajlaşmaları hâlâ duruyor!”
Nur bir anda yerinden fırladı. Aybüke, hesabın ekran görüntülerini gösterdi. Can’a yollanan iftiralar, Nur’u kötüleyen cümleler, hepsi yazılıydı. Ve hepsi Sena’ya aitti.
Aynı anda Burak’ın telefonu çaldı. Arayan, Sena’nın eniştesiydi. Tehditler savurdu, Nur’a yaklaşmaması için baskı kurdu. Ama Burak telefonu suratına kapattı.
Artık ne Nur ne de Burak susacaktı. Sessiz kalmak, Sena’nın kazanmasına izin vermekti. Ve bu oyun burada bitecekti.
Artık ne Nur ne de Burak susacaktı. Sessiz kalmak, Sena’nın kazanmasına izin vermekti. Ve bu oyun burada bitecekti.
Son bir darbe gerekiyordu. Gerçeği ortaya çıkarmak için cesaret… ve birlikte duracak bir güç.
Nur, Burak’a döndü: “Bu sefer biz oynayacağız. Kuralları biz yazacağız.”