Artık Ateş Lord’unun sarayına varmak üzeresin.Önündeki devasa zindan ise tek engelin.Burayı sağ atlatırsan Ateş Lord’unun karşısında durabilir ve görevinin bir kısmını bitirirsin.
Gardiyanlar kapının önünde duruyorlar.Fakat bunlar kocaman bateş canavarları.Zindanın karşı tarafında ise devasa bir alan bulunuyor.Gardiyanlar çevrede merakla bekliyor ve ortaya doğru bakıyorlar.Siz de onların baktığı yere bakıyorsunuz.
Ortada sizin gibi bir insan var.Karşısında ise cüce bir savaşçı.Boyu o kadar küçükki burda neden bulunduğuna anlam veremiyorsunuz.Cüce adam kılıcını çıkarıyor ve sinsice gülümsüyor.İnsan olan adam tedirgin,yüzünden anlaşılıyor.
O anda dövüşmeye başlıyorlar.Buranın eğlenmek için yapılan bir arena olduğunu anlıyorsunuz.İnsanın kaderinin ne olacağını biliyorsunuz ama bu görüntülere mağruz kalmak istemiyorsunuz.
Önünüzde iki seçenek var.Birisi arenanın çevresinden dolaşarak yolunuza devam etmek.Diğeri ise içeri girip tılsım aramak.Hangisinin daha mantıklı olacağını anladınız zaten.Ateş canavarlarının kılığına girerek arenanın çevresinden dolaşacaksınız.Bu tehlikeli olsada en mantıklı seçenek bu.
Kıyafetlerinizi yüzünüze doğru çekiyorsunuz ve arenanın çevresinden ilerlemeye başlıyorsunuz.Kolayda anlaşılabilirsiniz çünkü bir süredir aramanıza rağmen onların kılığına girmek için hiçbir materyel bulamadınız.
Siz ordan geçerken bir ateş canavarı size bakacak gibi oluyor ama arenadaki cücenin hamlesiyle kafası ona doğru çevriliyor.Ucuz atlattınız.Yolunuz ise çok az kaldı.Başarabilirsiniz.
Ve evet,başardınız.Artık önünüzde kısacık bir yol var.Ateş Lord’unun sarayına ulaşacaksınız ve onu yeneceksiniz.Unutmayın,ne kadar çok yaratık öğrenirseniz,o kadar çok yenme şansınız artar.Büyüklerinizin söylemleri bu en azından.Umarım işe yarar diye içinizden geçiriyorsunuz.
Siz ilerlerken arkadan kılıç sesleri geliyor.İnsan için kötü hissediyorsunuz ama yapacak bir şey yok.Yolunuza devam etmek zorundasınız.

Defterinizi açıyorsunuz ve “Savaşçı Cüce “diye kaydediyorsunuz.