Kalbim boğazımda atıyordu. İlk defa bir kız ile dans edecektim. Hep aşık olacağım bir kız ile olmasını dilerdim. Ama kimseye aşık olmamıştım. Hep kendimle ilgilenmiş, derslerimde başarısız olmuş, arkadaşlarımla eğlenmiştim. Eğlenmek denilemezdi pek; onlardan başka kimsem olmadığı için onlarla vakit geçiriyordum.
Öğretmenlerimiz, lise dansımızın özel geçmesi için bize dans dersleri vermişlerdi. Eğer bu benim ilk dansım değilse ve bir kızla ilk dansım değilse, partnerim erkek arkadaşlarımdan biriydi ve onunla dans etmek çok rahatsız ediciydi.
Arkadaşlarım partnerleriyle dans pistindeydiler. Benim sıramın gelmesini bekliyordum. Heyecanlıydım, aslında istemiyordum. Bana çok saçma geliyordu. Herkes bizi izleyecekti. Ben ise birilerinin beni izlemesinden rahatsız oluyordum. Neden öküzün trene baktığı gibi bakıyorlardı?
Düşüncelerim arasında dans etmek daha iyiydi. Kimse en azından düşüncelerimi görmüyordu. Kimse bilmiyordu mesela, kızlar gibi romantik komedi izlemeye bayılırdım. Ruhum karmaşıktı. Boks yapmayı, arabalarla yarışmayı, drift atmayı severdim. Reşit yeni olmuştum ama üç yıldır araba kullanmayı deliler gibi seviyordum. Dans pistinde dans etmeyi beklemek yerine, anayolda arabamla dans etmeyi tercih ederdim.
Yüzümü büyük salon pistinden alıp penceredeki dolunaya çevirdim. Dolunayın ışıkları içeri sızıyordu. Ortam karanlıktı, küçük ışıklarla kaplanmıştı. Öğretmenlerimizin neden böyle romantik bir ortam yarattıklarına anlam verememiştim.
Dolunayın ışığından nefret ederdim. Annem, babam, kız kardeşim ve beni dolunayda terk etmişti. Gece saatlerinde kız kardeşim babamın kucağında ağlıyorken, dolunayın ışığı evimizin penceresinden sızıyordu. Ve o gün o sızan ışıktan nefret ettim.
"Berk Demir!" Düşüncelerimden ayrılmama sebep olan şey, ismimi duymak oldu. Sonunda benim ismim okunmuştu. Artık dans edip kurtulacaktım. Arkadaşlarım, benim adımı duyduklarında böğürmüşlerdi. Abi, bu insanlar normal çığlık atmayı bilmezler miydi? Utanmıştım onlar adına.
Şu an topuklarım kıçıma vura vura kaçmayı istiyordum. Sırada bekleyen kızlar bana iç geçirerek bakıyordu. Lise dizisinin içinde miydik? Neden böyle bakıyorsunuz? Anlam veremiyorum. Diğer kızlar bana iç geçirerek bakarken sol tarafımdaki üçlü bana nefretle bakıyordu. Haklılardı.
"Selin İnci!"
Selin'in ismini duyduğumda gözlerimi fal taşı gibi açıp arkadaşlarıma baktım. Hepsi yüzünü buruşturmuştu ve benimle dalga geçmeye başladılar. "Kezban ile iyi danslar..."
O kız kezban değildi. Biz erkeklerin istedikleri güzellik algısını yerine getiremeyen kişilere kezban derdik. Doğrusu onlar derdi. Ben demezdim. Çünkü rahatsız edici.
Onunla olmak zorunda mıydı bu dans? Neden oydu? Başka kimse mi yoktu? Nasıl ilk dansımı arkadaşımın zorbaladığı kız ile geçirecektim? Kesinlikle bana nefret ederek bakacaktı.
"Hocam, onunla dans etmek istemiyorum," dedi Selin. Haklıydı. Onun yerinde olsam bana zorbalık yapan kişiyle dans etmezdim. Selin ne kadar itiraz etse de öğretmenimiz onu dinlemeyip bizi dans pistine kaldırmıştı.
İkimizin bedenleri birbirine değerken, onun göğüs kafesinin inmesini ve çıkmasını hissediyordum. Heyecanlı mıydı? Rahatsız olduğu için mi nefes nefese kalmıştı?
Onu hiçbir zaman yakından izleme fırsatım olmamıştı. Boyu omzuma geliyordu. Gözleri cama yansayan dolunaydı odağı. Küçük tombul yanakları gözüme tatlı gelmişti. Gözleri büyük ve keskindi. Ejderha gibi gözleri vardı. Ve dudakları, dudakları gerçekten yumuşacık, marshmallow gibiydi.
Keskin gözlerinin hedefi arkadaşlarım olmuştu. Onlara dönüp baktığımda onlar da bizi izliyordu. Dansa daha başlamamıştık. Kuranın sırayla herkese çıkmasını bekliyorduk.
Nefretle bakıyordu onlara. Elinden gelse şu an gidip onları boğacak gibiydi. Gözleriyle katletmişti.
Bir insan gözleriyle insan öldürebilir miydi? Selin, şu an onu yapıyordu. Arkadaşlarım hareketleriyle Selin'in gençlik ruhunu nasıl öldürdülerse, o da gözleriyle öldürüyordu.
Müzik çalmaya başladı. Selin elini omzuma koyup gözlerini bana çevirdiğinde yutkundum. Eminim ki şu an ensem terlemeye başlamıştı. Neden böyle reaksiyon gösterdiğime anlam veremedim. Anın etkisinden olmalıydı.
Selin'in eli ve benim elim birbirine dokundu. Ve ben elimi aptal gibi geri çektim. Selin, kaşları çatık bana baktı. Kafamı sorun yok diye salladım. Ellerimizi tekrar değdirmeye başladım. Elimi beline yerleştirdiğimde ağzımdan bir nefes kaçmıştı. Selin'in bakışları cama döndü. Gözlerindeki dolunayın ışığını görüyordum.
Biz biraz uzaktık. Diğer çiftler burun buruna dans ederken, bizim önümüzden bir insan geçebilirdi. Belinde olan elimle onu kendime çektim. Nefesi yüzümü delmeye başladı. Çok yakın olmuştuk bu sefer. Gözlerindeki odağı asla beni bulmuyordu. Dolunayın büyüsüne kapılmış deniz kızı gibiydi.
Parmak uçlarından tutup, onu kendi etrafına döndürüp kollarıma yasladım. Bu kısımda öğretmenlerimizin 20 saniye beklememiz gerektiğini söylemişlerdi. 20 saniye boyunca gözlerine dumura uğramıştım. O bana nefretle bakıyorken, ben ona hayranlıkla bakıyordum. Hayranlık mıydı bu? Neydi? 20 saniye dolduğunda Selin kalkmaya çalışmıştı. Ama ben olduğumuz pozisyondan gayet memnundum.
"Ne yapıyorsun?" dediğinde gözlerinden ayrılıp sözcükler çıkan dudağına baktım. "Berk, kalkmalıyız." Berk... Berk ismi bu kadar güzel miydi? Hiç kulağıma bu kadar güzel gelmemişti. Sanki meleğin tonlaması gibiydi.
Dans etmeye devam ettik. Anın etkisine kapılmıştım. Zambak kokusu kendimi bahçede gibi hissettirmişti. Kulaklarımda şarkı değil rüzgar çanları çalıyordu sanki...
Gözlerini izledim. Gözlerini öpmek istedim. İçimden bu geçiyordu. Kendimi sapık gibi hissettim ve bakışlarımı ondan uzaklaştırdım.
Ama başarısız oldum. Gözlerim tekrardan onu buldu. Bana bakmasını istedim. Acaba bana bakınca nasıl hissedecektim? Yine anın etkisiyle bedenim mi tutuklu kalacaktı?
Ve istediğim oldu. Bana baktı. Ben yine onun bakışlarının altında boyun eğmiştim. Neden kalbim, göğüs kafesimden çıkıp özgürlüğe koşmak istermiş gibi çırpınıyordu?
Gözlerindeki dolunayın ışığına baktım. Nefret ederim diye düşünürken, gözlerindeki dolunayın ışığına aşık olmuştum. Ben onun gözlerine tutkuyla bakarken, o benim gözlerime nefretle bakıyordu.
Ve ben bunu geçici sanırken bilmiyordum. Yazlar, kışlar, mevsimler ve aylar geçecekti. Ve ben onu aşk ile daha hala bekliyor olacaktım. Bunu bilmeden dans etmeye devam ettim. O dansın etkisiyle ona daha çok kapıldım.
Geçici sandığım anın büyüsü, aşk old
u. Ben onu yıllarca bekledim.
