İçeriğe geç

Dolunay Gecesi

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Dolunay Gecesi

Bölüm 4

Bölüm 3 ~Marla~

-birkaç saat sonra-

Normal bir şekilde yürüyorduk. Her zamanki gibi arada mola verip yola devam ediyorduk. Tekrar bir moladan sonra yola çıkarken üstümüze ok yağmaya başladı. Neyse ki oklar Carl’ı değil beni hedef alıyordu. Hemen Carl’dan indim ve oklardan kaçmaya çalıştım. Carl bir yerlere saklandı bende ağacın arkasına geçtim. Oklar kesildiğinde ağacın arkasından çıktım fakat ayağımı hedef almış oku fark edemedim. Tam ok üzerime doğru geliyordu ki nereden geldiğini anlamadığım bir şekilde. Siyah kostümlü birisi önüme geçti ve okun kendisini yaralamasına izin verdi. Ben şaşkındım fakat sanırım bir kadın olan siyahlı kişi “gitsene hadi!” diye bağırdı. O vurulduktan sonra oklar kesildi. Gelen ses benden daha küçüktü. Umarım ben oradan gittikten sonra iyi olmuştur diye umarak yola devam ettim.

Birkaç saatlik bir yolculuktan sonra Carl tekrardan yoruldu ve mola vermemiz gerekti Carl’dan inip mola verecektim ki ilerideki sınırları görünce bir krallık bulduğumu fark ettim. Bu krallık son şansımızdı ve hava kararıyordu. Carl’a binmeden sınırlara doğru ilerledim. Sınıra girer girmez açıklama yapmama izin vermeden muhafızlar beni kraliçelerine götürdüler.

Bu kraliçe de benden birkaç yaş küçüktü. Aslında büyük olup olmaması umurumda değildi. Şu muhafızlarını çekse iyi ederdi çünkü ikisi de birer kolumdan tutuyor ve benim rahatsız olmama sebep oluyorlardı.

Kraliçenin ilk sorusunun kimsin olacağına emindim zaten de öyle oldu. Ciddi ve sert bir şekilde kim olduğumu sordu. Tam cevap verecekken susmamı söyledi. Her ne kadar bunları ciddi bir şekilde söylese de biraz komikti. Daha sonra kim olduğumu zaten biliyormuş gibi beni zindana atmalarını emretti. Kim olduğumu anlatmaya çalışsam da bana inanmayacağına emindim.

Zindana atıldım. Carl’a ne olduğunu merak ediyordum. Umarım o zavallı hayvana zarar vermemişlerdir diye umarak zindandaki küçük pencereden dışarıyı izlemeye başladım.

Sabah oldu. Hiç anlamadığım bir şekilde çok geç uyanmıştım. Yorgun ve bitkin olmama rağmen iyi hissediyordum. Zindana atılmak kötü bir şey değildi bence. En yakın zamanda zindandan çıkardım. Para teklif edebilirdim çünkü Krintal kraliyetinin parası daha değerlerliydi. Kapının oradaki gardiyanlar kahvaltı ediyordu. Bende kurt gibi açtım. Aşağılayıcı bir ses tonunda açım ben diye bağırdım. Gardiyanlar dan biri sohbetlerini böldüğüm için sinirlenmişti. Sussana be kadın! Diye bağırdı.

Ses tonu çok daha sert ve netti. Çok sinir bozucuydu. Diğer gardiyan sakin olmasını söyledi ve içeriden benim için yemek almaya gitti. Kısa süre sonra adam elinde bir tabakla geri döndü ve al bakalım dedi. Bana çocuk gibi davranıyordu. Teknik olarak doğruydu ben reşit olalı 1 ay bile olmamıştı.

Tabakta iyi şeyler olmasını ummuştum ama karşımdaki tabak fakirin evinde bile bulundurmayacağı türdendi. Bu krallık bu kadar fakir miydi? Buradan bakıldığında fakir bir krallık olduğunu fark etmiştim ama bu kadar da etmemiştim. Fakir bir krallık olmalarının sebebi kraliçelerinin sabırsız bir çocuk olmasıydı. Henüz reşit olmamış gibiydi. Çok gençti ve yüzü bembeyazdı. Göz altı torbaları şişmişti. Güvenlikleri sıkı olduğundan gece gelen tüccarları sorguya almış gibiydi. Büyük ihtimalle beni de onlar gibi birisi sanmıştı. Ona acımıştım. Kim bilir günde kaç adet kötü niyetli tüccar, hırsız geliyordu. Büyük ihtimalle etraftaki krallıklar bu fakir krallığı bir tehtid olarak görüyor ve yıkmaya çalışıyorlardı.

Her neyse düşünmeyi bırakıp önümdeki tabağa baktım. Yenebilecek şeyleri yemeye başladım. Ben yerken iğrenip zorlansam dahi gardiyanlar her gün böyle şeyler yiyormuş gibi keyifliydi. Şimdilik bulduğum ekmeğe şükretmeliydim. Kahvaltımı bitirdiğimde güneş ışığını ve Carl’ı özlemeye başladığımı fark ettim. Oturmam için koyulan tabureyi pencerenin önüne çekip üzerine çıktım. Dışarıdaki temiz hava ve güneş ışığı bana huzur verdi. Birazcık daha dışarıyı izledikten sonra tabureden düştüm. Tahminimce ayağımı burkmuştum. Ani olarak verdiğim tepki ile gardiyanlar yanıma koştu. Bir sağlıkçı getirerek ayağıma bakması için yol açtılar. Gelen sağlıkçı 50-60 yaşları arasında gibiydi. Saçları hafif beyazdı, Ela gözleri vardı. Yıpranmış bir cekete ve açılırken gıcırdayan bir sağlık çantasına sahipti. Onun da kraliçeninkiler gibi göz altı torbaları vardı ve solgundu. Sanki ölmüş ama yaşıyor gibiydi. Ayağıma baktıktan sonra zindandan çıktı. Zindanda etrafıma bakmaya çalıştım. Zindanların çoğunun içinde çaresiz tüccarlar vardı. Bazısı bulunduğu duruma lanet okurken bazısı kaçış planı yapıyordu.

Bu pislik içinde ve kötü durumda zindanda 2 gün kaldım. Verdikleri yemekleri yemek istemediğim için bayağı bir kilo verdiğini düşünüyordum. Yemekleri beğenmediğim ve tavır yaptığım için zindandaki diğer tüccarların dalga konusu olmuştum.

Yine zindanda otururken karşı tarafımda duran tüccar isyan etmeye başladı. Bağırdı çağırdı çıkmaya çalıştı. Buna çare bulamayan gardiyanlar kraliçeyi çağırdılar. Kraliçe içeri geldi ve tüccara baktı. Tüccar bu sefer parmaklıklar dan ellerini geçirip kraliçenin yakasını tuttu. Ölmüş ailesine laf etti ve daha birçok şey söyledi. Kraliçe en son dayanamadı ve tüccara tokat attı.

“Öldürün şu saygısızı!”

diye bağırdı. Tüccar afalladı.

“Hayır! Hayır!”

Diye bağırmaya başladı kraliçenin siniri arttı. Zindanın kapısını açtı ve tüccarı yakasından sürükledi. Yanındaki gardiyanın belindeki kılıcı aldı ve tüccarın boğazına dayadı. Tüccarı öldürmeyi kafasına koymuş gibiydi ilk başta küçük yarıklarla başladı. Bacağına

Şak

Şak

Şak

Koluna

Şak

Şak

Tüccar acı ile bağırıyordu. Gözlerime inanamıyordum. Bu kadar genç bir kraliçe nasıl aynı zamanda böyle canı olabilirdi. Ani bir hareketle tüccarı ters çevirdi, yere yatırdı ve sırtına kılıcı sapladı çıkan kemik sesleri kulağımı acıttı. Tüccarın son bağırışları kulağımda yankılandı. Afalladım ve başım dönmeye başladı. Yere yığıldım kemik çıtırtıları, kraliçenin bağırışı, tüccarın acı çığlıkları, sıçrayan kanın sesi. Hepsi bir anda kulağımda

yankılanmaya başladı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.