İçeriğe geç

Doktor Kızım

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Doktor Kızım

Bölüm 2

•BÖLÜM 2•

𓆩❦︎𓆪

"kelepçenin anahtarını ver gerisini ben hallederim."

Ellerime baktım hâlâ kelepçeliydi canımı çok yakmıştı muhtemelen yara olucaktı.

"Kaptan daha evlenmediniz. Lütfen ona göre bir mesafede konuşun olur mu? Zina işlemenizi istemiyorum."

"Bora!"

Diye bağırmasıyla bir an irkildim.

Matkap,evlilik,temas,zina..

Bora elindeki ufak anahtarı ona doğru uzattı. Anahtarları alıp bana döndü. Baktı, baktı baktı. Konuşup, ona 'kurabiye var simit var ne bakıyon' diyebilirdim. Ama hem anlamsız olurdu hemde bunu demeye münasip bir yerlerim yemezdi.

"Neden burada olduğunu biliyormusun?"

Diye sorduğunda bir şey demedim. Diyemedim. Dese miydim?

"Bir soru sordum!"

"Bilmiyorum" diyerek yere baktım.

"Aptalsın çünkü!"

Argo kullanılmasından hiç haz etmezdim.

"Ne alakası var ya! Ruh hastası arkadaşın, kardeşin veya her kimse getirdi beni buraya yok müstakbel kocan yok yeni evin yok matkap yok öfke! Nereden bileyim neden burada olduğumu? Hem mantıklı bir cümle kurmuyorsun hemde aptal diyorsun.

Ben tıp fakültesini birincilikle bitirmiş bir insanım aptal olma ihtimalim yüzde 4 falandır!"

"Bitti mi?"

Bakışlarımı tekrar yere diktim. Bitmişti.

Kafasını tamam anlamında aşağı yukarı hareket ettirdi. "Güzel. Neden buradan olduğuna dair kısa bir özet geçeyim."

Diyince bakışlarımı ona diktim. Tabi göz göze gelmeyi sakınarak.

"Yarın evleniyoruz."

Diyerek sustu. "Evleniyoruz deseydin de kâfiydi aslında. 'yarın' kelimesi sanki cümleyi uzattı." Dediğimde bana ifadesiz bir şekilde baktı. "Hani kısa özet dedin diye şey etmiştim. Komik olsun diye" diyerek bir şeyler geveledim.

"Komik olma. Sen artık benim karım olucaksın! Ona göre davran."

"Ha sen bu evlilik konusunda baya baya ciddisin?"

"Ulan ciddi olmasam karşımda ne işin var aptal!"

Derin bir nefes aldım. "Kimsiniz nesiniz bilmiyorum. İlgilenmiyorum da" Ellerimi ona doğru uzattım."Bu kelepçeleri çöz sonrada beni bırakın!"

Bağırmam ona öfkelendirmişe benziyordu ama bende öfkeliydim. Hayır ben beni matkapla deleceklerini sanıyorken evereceklermiş! Delinmeyi tercih ederim.

"Babanla aranızda iyi bir samimiyet olduğunu düşünüyordum."

"Konumuzla ne alakası var?"

"Baban seni ölmeden önce bana emanet etti!"

"Çok saçma! Daha seni tanımıyorum bile! Babam beni asla tanımadığı birine emanet etmez!"

"Tanımadığını nereden çıkardın!"

Diye sorduğunda duraksadım. Babamın takıldığı bir çok insan olabilirdi. Çoğundan fazlasını zaten tanıyordum. Ama bu adamı veya diğerlerini ilk defa görmüştüm ayrıca babamın aksine gençtiler. Babamın neden kendinden yaşça küçük insanlarla takılsın ki? Yalan söylüyordu geçmişimi nereden biliyor bilmiyorum babamı nereden tanıyor bilmiyorum benimle neden evlenmek istiyor bilmiyorum ama babamın beni ona emanet ettiğini düşünmüyorum.

"Yalan söylüyorsun!" Diyerek inkar ettim.

"Yapma müjgan. Babanın seni ne zorluklarla okuttuğunu sen değil ben bilirim."

"Zorluklarla mı? Babamın iyi kazandığı bir işi vardı. Masa başında. Yalan söylüyorsun işte besbelli." Güldü. Ama bu normal gülme değildi aşağılayıcı bir şekilde güldü.

"Peki hiç iş yerini gördün mü?"

Diye sormasıyla tekrar duraksadım. Görmemiştim. Ama ne anlamı varki? Babam bana asla yalan söylemezdi. Gerçi borçlar... Neyin nesi olduğunu bilmediğim borçlar yüzünden yaklaşık 3 saat önce kendi evimden atılmıştım. Doğup,büyüdüğüm evimden...

"Tahmin etmiştim. Çünkü babanın sana masa başı iş diye tanıttığı yer bu evdi. Baban benim için çalışıyordu. Tabi sen babanın sana 'Doktor Kızım' demesi hayaliyle kendini derslere boğduğundan hiç bir şeyden haberin bile yoktu?"

Babamı gerçekten tanıdığına ikna olmuştum. Aksi takdirde bu kadar şey bilmesine imkan yoktu.

"Sen o kadar çabala baban sana 'Doktor kızım' desin diye. Yat kalk ders yap uykusuz kal günlerce sonra baban gelsin mezuniyet gününde ölsün..."

Demesiyle dişlerimi sıktım. Böyle rahat bir tavırla böyle söylemesi çok iğrençti.

"Sinirlenmene gerek yok karşında babanın düşmanı yok. Babanı herkesten çok severdim ben. Ben sadece gerçekleri söylüyorum.

Gözümden bir yaş akmıştı. Nefes alışverişlerim hazırlamış, dişlerimi daha fazla sıkmaya başlamıştım. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum.

"Her neyse olan oldu ve Alkın abi öldü. Ölmeden önce bir CD bırakmış."

Diyince aniden ona döndüm. "Ne CD'si?"

diye sordum merakla.

"Bir kaç duygusal cümle ve veda edişinin CD'si. Öleceğini biliyormuş. Bana söyleme zahmetinde bulunmayarak CD yapmış. İçinde benim sana sahip çıkmamı söylüyor."

"CD'yi izlemek istiyorum."

"Bende bir çok şey istiyorum ama hayatta istediğimiz her şey olmuyor maalesef."

"O CD'yi izlemek en doğal hakkım!" Diye bağırdım. Boynundaki damarı kaşıyarak derin bir nefes aldı.

"Bana bağırmayı kes. Ayrıca CD'yi bana bıraktı. İster izletirim ister izletmem ona göre bana iyi davran derim.

"Peki düzgünce soruyorum o zaman CD'yi izleyebilir miyim?"

Tekrardan derin bir nefes alarak "Şimdi değil." Dedi.

"Neden?" diye sordum bu sefer sakince.

"Yarın nikah masasında bana evet desen izletirim. Şimdi işlerim var. Üst katta boş olan odalardan birine yerleşebilirsin."

Yanımdan geçip giderken arkasından seslendim. "Kelepçeler!"

"Bugün onlarla yatta bir daha bana bağırmamayı öğren"

Diyerek gitmişti. Kapı kapanma sesiyle evden çıktığını anladım elimdeki kelepçelerle oturma odasının ortasında kala kaldım resmen.

Koltuklardan bir tanesinde otururken göz gezdirdim etrafa. Duvardaki resimlerin birine gözüm takılı kalınca resmin olduğu tarafa doğru ilerledim.

'baba...' evet bu babamdı bir kolu boranın diğer kolu ise kaptan denilen adamın omzundaydı. Çok samimi bir resimdi üçü de gülüyordu.

***

"Müjgan bacım musait misin? Artık uyanman gerekiyor."

"Gir işte amk"

"Kaptan o ne biçim küfür? Yakışmadı. Ayrıca kadın odasına girilir miymiş izinsiz? Biraz ahlaklı ol evleneceksiniz işte. Sonra odasına izinsiz mi girersin beraber mi uyursunuz bilemem."

"Bora sinir krizi geçirmeme az kaldı.

Eğer 5 dakikaya aşağıda olmazsa bedelini ağır ödersiniz. Her ikinizde!"

"Müjgan bacım uyan yoksa bu bizi feci bir şekilde doğrayacak!"

Bağırma sesleriyle gözlerim yavaş yavaş kendiliğinden açılmıştı. Esnemek için ellerimi birbirinden ayıracakken feci bir ağrı ile kala kaldım. Ağzımdan acı dolu bir inilti firar ederken gözlerimi tamamen açıp ellerime baktım. Kelepçeler.

"Allah kahretsin!" Diye sinirlenerek yerimden doğrulmaya çalıştım.

"Müjgan bacım!"

"Kalktım! kalktım! Bağırma artık yeter!" Delirecektim. Ayağa kalkıp kapıyı açtım. "Müjgan müjgan ne müjgan!"

"Kelepçeler?"

Diye Sorarak ellerimi işaret etti. Ellerimi kaldırarak burnunun dibinde tuttum.

"O Mahluk arkadaşının marifeti! Çözmedi dün!" Diyerek sinirimi belli ettim. "Ayrıca saat kaç?"

" Şu adamı sinirlendirmemeye çalışsan ne olur? Saat 6"

Diyince gözlerimi kocaman açtım. "Altı mı?" Sabır çekerek geri odaya girecekken bora konuşurak girmemi engelledi.

"Nikahının 2 saat sonra başlaya

cak. Aşağıya inip kahvaltı yaptıktan sonra hazırlanman gerekecek"

Bu kadar çabuk muydu yani? İyide ben daha emin değildim ki evlilik konusunda?

♱

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.