İçeriğe geç

doin time • minsung

Bölüm 3 · 2 dk okuma

doin time • minsung

Bölüm 3

𝟑- 𝐓𝐞𝐡𝐥𝐢𝐤𝐞𝐥𝐢 𝐆𝐞𝐫𝐜𝐞𝐤

Günler geçtikçe Minho’nun lokantaya gelişi artık herkes için sıradanlaşmıştı. Ama Jisung için öyle değildi. Her gelişinde kalbinin atışları hızlanıyor, Minho’nun loş köşede sessizce oturması bile ona bir sıcaklık yayıyordu. Konuşmaları kısa ama anlamlıydı. Bir kelime bile bazen saatlerce aklında dönüp duruyordu.

Jisung artık Minho’nun en sevdiği tatlıyı ezbere biliyordu: bitter çikolatalı mousse.

Ama her zaman üzerine bir tutam tuz serperdi.

Minho’nun söylediği gibi: “Tatlı bile biraz acıyla anlam kazanır.”

O sabah, Jiwoo mutfağa koşarak girdi. Elinde telefon, yüzü bembeyazdı.

“Jisung, hemen şuna bakmalısın.”

“Ne oldu?”

“Senin şu sürekli gelen adam... hani köşede oturan... Minho muydu? Haberlere düşmüş.”

Jisung telefonu aldı. Ekranda bulanık bir sokak görüntüsü, polis arabaları ve çatışma haberleri vardı. Alt başlık:

“Organize suç lideri Minho Kang’a bağlı olduğu iddia edilen grup, dün gece Busan’da silahlı çatışmaya karıştı.”

Jisung’un parmakları titredi. Haberdeki görüntülerden birinde, Minho’nun siluetini net olarak seçebiliyordu. Siyah deri ceketiyle, yüzünü kameralardan kaçırarak bir araca biniyordu.

Bir yumruk boğazına oturdu. Gözleri doldu ama düşmedi yaşlar. Kafasında yankılanan tek bir soru vardı:

Bu adam gerçekten kim?

O akşam Minho gelmedi. İlk kez gecikti. Jisung tüm vardiya boyunca kafasını toplayamadı. Sanki mutfağın sıcaklığı bile soğumuştu. Her çanağın sesi fazla yüksek, her yemeğin kokusu eksikti.

Lokanta kapandı, herkes gitti. Jisung yalnız başına ışıkları kapatırken, bir gölge camın önünde belirdi.

Minho.

Kapıyı araladı. Üzerinde hala o siyah ceket vardı. Ama yüzü yorgun, gözleri daha pusluydu.

Jisung hiçbir şey demedi. Sadece onun yüzüne baktı.

Minho içeri girdi. Kapıyı arkasından kapattı. Aralarında birkaç metre vardı. Sessizlik ağırdı.

“Geldin,” dedi Jisung, sesi düşük ama kararlı.

Minho başını eğdi. “Beni görmeni istemezdim. O haberi.”

“Doğru mu?” dedi Jisung. “Sen... bir mafya lideri misin?”

Minho’nun gözleri Jisung’la buluştu. Ne inkar etti, ne de açıklama yaptı. Sadece sessizliğini korudu.

“Yani... evet,” dedi sonunda. “Ama sandığın gibi değil.”

“Sandığım gibi değil mi? Silahlar, çatışmalar... Bu nasıl farklı olabilir?”

Minho ona doğru bir adım attı. “Hiçbir şey kolay olmadı. Bu dünya... beni böyle yaptı.”

“Ben senin ne iş yaptığını bilmeden seni sevdim,” dedi Jisung, kelimeleri dökülürken. “Sana güvendim.”

Bu söz, Minho’nun suratına tokat gibi çarptı. Sadece sustu. Jisung’a bakarken bile gözlerini kaçırmadı.

“Ben sana zarar vermem,” dedi Minho, bir fısıltı gibi. “Ama benim yanımda olursan... başkaları verebilir.”

Jisung, bu sözleri duyunca bir adım geri attı. Kalbi sızladı.

“Bana zarar vereceksin demedin. Ama seni sevmek... zarar verir dedin.”

Minho bir an durdu. Elini uzatacak gibi oldu ama duraksadı.

“Git,” dedi Jisung. “Şimdilik git. Bunu sindirmem gerek.”

Minho başını eğdi. Sessizce geri döndü ve kapıdan çıktı. O an, gece soğudu, mutfağın ışıkları söndü. İçeride sadece Jisung kaldı. Gözlerinden yaş süzülüyordu ama elini kalbine bastırmıştı.

İlk kez gerçek bir şey hissetmişti. Ama o gerçek... kanla, karanlıkla karışmıştı.

O gece Minho sokaklarda yürüdü. Adamlarından gelen çağrılara cevap vermedi. Telefonu sessize aldı. Yağmur çiseliyordu.

Yıllardır güvenmediği, kimseye açmadığı kalbini bir çocuk çırılçıplak ortaya çıkarmıştı. Şimdi o kalp... kırılmıştı.

Ama Minho ilk kez bir karar verdi.

"Eğer onunla olmak tehlike getiriyorsa... o tehlikeyi ben ortadan kaldırırım."

──★ ˙🍓 ̟ !!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.