Yaşamak katlanmak demek belki de...
Azına, çoğuna... Yazına, kışına.
Bazen sevdiklerinin hatırına...
Bazen de geleceğini umduğun güzel günlerin hatırına.
☼☼☼
Bir terslik vardı. Aradan 2 saat geçmişti ama hırsızı hiç etrafında görmemişti. Onu görmek ürkütücü olsa da görmemek daha tedirgin ediciydi. Nerede olduğunu, ne yaptığını düşünmek içini kemiriyordu. Koltuğundan kalıp saatlerce kendisini kovalayan adamın nerde olduğunu bulmaya gitti.
Kendisini uyanık sanan insanları kandırmak daha kolaydır. Çünkü kibirleri mantıklarının önüne geçer. ‘Emanetçi’ olarak kullandığı adamı başka bir kadınla daha konuşurken görmüştü. Salak adam tüm trene elmaslardan bahsetmeden bu karışıklığa bir son vermeliydi. Ama bu defa işini kadınla halledecekti. Emanetçi odadan çıktıktan sonra kadını izlemeye başladı. Yalnız kaldığı bir anı yakalayıp yanına gidecekti.
Hiçbir yerde yoktu hırsız. Özge’yi istese de arayamazdı engellendiği için. Odaya geçmeyi düşündü, hatta kapının önüne kadar gelmişti. Sevgilisi yanındadır diye içeriye girmek de istemiyordu. Adını bile anmadığı adamı görmek istemiyordu.
Kapının önünde kıvranırken telefonu çaldı. Aylardır ekranda görmek istediği isim yazıyordu. ‘Özgemmm’
“Özge.” Heyecanlanmıştı.
Beklediği ses değildi bu, kalın bir erkek sesiydi. “Özge yanımda. Selamı var sana. Benim olanı bana getir bende senin olanı sana vereyim. Daha başka kimseye de emanetlerimden bahsetme. Vagonun sonundaki kapıya gel.” Deyip telefonu suratına kapattı hırsız.
Korktuğu başına gelmişti işte. Hırsız Özge’nin elmasları bildiğini anlamıştı, Ebru gibi onu da öldürmesine izin veremezdi. Özge’yi kurtarmanın tek yolu o lanet elmaslardan geçiyordu. Kapıyı sertçe açıp küçük odada elmasları aramaya başladı.
Odada bulunan çantaların içini didik didik etmiş, içlerini boşatmıştı ama elmaslardan iz yoktu. Özge nereye saklamış olabilirdi ki? Elmaslar Özge’nin yanında olsaydı hırsız mutlaka bulurdu. Son bir gayret tekrar eşyaları karıştırırken odaya Engin girdi ve tanımadığı adamın eşyaları karıştırdığın gördü.
“Ne yapıyorsun lan sen?” Rıza’yı ensesinden yakaladığı gibi kendisine çevirdi. Rıza, Engin’le karşılaşmayı hiç istemiyordu. Bir de hırsızmış gibi görünmek rezilliğin başka bir boyutuydu.
Rıza artık saklayacak bir şey kalmadığını, Özge’yi kurtarması gerektiğini bildiğinden kim olduğunu, Özge’yle trenden karşılaşıp konuştukların anlattı. Dinledikçe Rıza’nın yakasını da bırakmaya başlamıştı Engin. Alt tarafı bir tatil yapmak istemişti sevgilisiyle. Ancak yalanlarından tut, arkasından çevirdiği işleri de öğrenmişti.
“Elmaslar nerde peki?” Özge’yi kurtardıktan sonra karşısına alıp konuşurlardı.
“Bulamadım. Tren durunca polis devreye girecek ama o zamana kadar Özge’yi kurtarmamız gerek. Adamın polislerden haberi yok.” Rıza, Özge için bu adamla birlikte hareket etmeye bile razıydı.
“Bırakalım elmasları polis bulsun. Sen adama elmasların çantada olduğunu söyle ve çantayı ver. Özge’yi yanına çek. Bende bir sorun olursa diye yakınlarda olacağım. Adamı ürkütüp paniğe sürüklemeyelim.” Engin soğukkanlı bir şekilde sevgilisini nasıl kurtaracağını planlamıştı.
Tek sorun Rıza tüm bunları nasıl yapacaktı? Daha önce hiç kavga etmemiş, küfür dahi etmemiş biri olarak nasıl davranacağını bilmiyordu ama söz konusu Özge’yi kurtarmak için cesaretini toplamaya çalıştı.
Kendisi için bile böyle bir tehlikeye atılmazdı. Varsın Özge ona geri dönmesin, yüzüne bile bakmasın ama iyi olduğunu bilsin. Bu bile yeterdi ona. Gözlüğünü çıkartıp çantasını omzuna takıp çıktı odadan. Trenin durmasına az bir zaman kalmıştı. Engin de arkasında geliyordu.
Kapının yakınlarında Özge ve hırsızı görmüştü. Özge’nin korkmuş hali yüzünden anlaşılıyordu. Adamın tişörtünün altından Özge’ye tuttuğu bıçağı görebiliyordu.
“Getirdin mi?” Sabrı kalmamıştı.
“Getirdim çantada. Özge’yi bırak çantayı vereyim. “ Tren duracağı için yolcular kapının ağzına gelmeye başlamıştı. Hırsız kalabalık içinde uğraşmak istemediğinden tren durmadan önce Özge’yi Rıza’ya doğru ittirdi. Bu sırada Rıza da çantasını adama fırlatmıştı. Özge korkuyla sarılmıştı Rıza’ya.
Çantayı ters çevirip içindekileri dökmüştü ancak içinden elmasları çıkmamıştı. Sinirle cebindeki bıçağı çıkarttığında bunu fark eden Engin olmuştu. Onları ittirip hırsızın elindeki bıçağı atmaya çalıştı. Özge ve Rıza geri çekilirken Engin ve hırsız arasında arbede yaşanıyordu. Bıçağın kimde olduğu görünmüyordu. Özge, sevgilisi yaralanacak diye korkuyla izliyordu.
Tren yavaşlamaya başladığında yolcular da kapının önüne yanaşmıştı. Kavgayı görüp bağıran, görevlilere haber vermeye çalışanlar, kavgadan uzak durmak isteyen insanlar daha çok karışıklığa sebep olmuştu.
Engin hırsızla boğuşurken aniden geriye sıçradı. Kolu kesilmişti ve kesildiği yerden kan akıyordu. Kan görmeye dayanamayan Rıza bayılırken Özge onu düşmeden tutmuştu. Hırsız da bu sırada kaçmayı denemiş ancak trenin durduğunu fark etmemişti. Kapılar açılır açılmaz istasyonda bekleyen polisler trendeki kavgaya müdahale edip insanların kuru gürültüsünü bastırmaya çalıştı.