İlk defa Felix'in ağzından yazıcam bölümü. Ağlama perilerimi de aldım yanıma başlıyorum bölümü yazmaya
İyi okumalar 🦋
_______
Felix'den
Doktorumun yanımda olması, kendimi güvende hissettirse de uyuyamıyordum. Hala nefes alamamaktan korkuyordum ama uyuyamama nedenim o değildi.
Acıyordu... içimde bir yerler acıyordu ama ben neresi olduğunu hissedemiyordum. Kemiklerim mi kırılıyordu? Kalbim mi durmak üzereydi? Bilmiyordum. Tek bildiğim şey bu acının durmasını istememdi.
Belki ayağa kalkarsam geçer diye düşündüm. Yanımda uyuyan bedene baktım. O kadar mükemmel uyuyordu ki, canım ne kadar acırsa acısın onu uyandırmak istemiyordum.
Ruh eşi, kader bağı gibi olaylara hiç inanmıyordum. Zaten böyle hikayelere kendimi adayacak kadar mükemmel değildi hayatım. Küçük yaşta ailemi kaybetmiş sonrasında kimsesizler yurdunda büyümüştüm. Tam hayatıma yeniden başlayacağım sırada bu lanet hastalık çıkmıştı başıma.
Lanet hastalık dediğime bakmayın. Bu hastalık beni doktorumla tanıştırmıştı. Ve o günden, ilk gün odama girdiği günden inanmaya başlamıştım kadere, ruh eşine.
O beni sadece hastası olarak görüyordu belki de -ki zaten öyle görmesi gerekiyordu- ama ben onu korkmadan sığınacağım, çekinmeden sevebileceğim birisi olarak görüyordum.
Gözlerim doluyordu... düşündüğüm şeyler yüzünden mi yoksa şiddetlenen ağrılarım yüzünden mi.
Yorganı üstümden çekip ses çıkarmayacak şekilde yataktan indim ve yan odaya, kendi odama gittim.
Doktorumun bana verdiği defteri almış ve salona geçmiştim. Koltuğun yanındaki lambayı açarak defterimin sayfalarını çevirmeye başladım.
Bu defteri günlük gibi kullanıyordum. Gün boyunca yaşadıklarımı özetlemek bana kendimi iyi hissettiriyordu. Ailemi kaybettiğim günden beri her derdimi sadece sayfalara anlatabilmiştim.
Ama bu sefer farklı olacaktı. Bir mektup yazmak istiyordum. Bana çocuğuymuş gibi davranan adama, acım onun acısıymış gibi üzlen adama, doktoruma mektup yazmak istiyordum.
Bir veda mektubu değil ama hisslerimi yazmak istiyordum. Hep derdimi duyan sayfalara hisslerimi anlatmak istiyordum.
Başım ağrımaya başladığında anlamıştım dişlerimi sıktığımı. Vücudumda şiddetlenen acıya nasıl karşıkoyacağımı bilemiyordum. Gözlerimi kapatıp, derin nefes aldıktan sonra geri açmış ve benim için bekleyen beyaz sayfayı kullanmaya başlamıştım.
Ne kadar süredir yazıyordum bilmiyorum, ama acı yüzünden parmağımı kullanamaz duruma geldiğimde kendimi durdurmuş, defteri koltuğa atarak odaya doğru ilerlemiştim.
Bacaklarım bile beni taşımak istemiyor gibiydi. Kapıyı açıp odaya girdiğimde vücudum titremeye başladı. Yatakta yatan beden baktım ve ağzımdan sadece fısıktıyla "Hyunjin" kelimesi çıkabilmişti. İlk defa ona adıyla seslenmiştim. Duymuşmuydu bilmiyorum ama anında kendimi yerde bulmuş ve kapanmak isteyen bilincime hayır diyememiştim.
Hyunjin'den
Duyduğum ses yüzünden gözümü telaşla açmış ve etrafıma bakınmıştım. Karanlıkta yerde yatan küçük bedeni gördüğümde kalbim durmuştu.
Aceleyle ayağa kalkmış, yerde yatan küçük bedeni kucağıma alarak koşarak evden çıkmış ve arabaya doğru ilerlemiştim.
Küçük bedeni arka koltuğa yatırdığımda hızla ilerlemiş, sürücü koltuğuna oturmuştum.
...
Yatakta yatan Felix'e bakıyor aynı zamanda da kalp atışlarını gösteren monitörden gözlerimi çekmemeye çalışıyordum. Kalbi çok yavaştı.. o kadar yavaştı kı ben çok yorgunum diye bağırıyordu resmen.
Solmuştu... dokunmaya kıyamadığım çilleri bile solmuştu. Bir bok yapamamıştım. Tek yaptığım ona tutamayacağım sözler vermekti.
O sözünü tutmuştu. Bana hastalığı araştırmamda yardım etmişti. Ben ise ona ağrıkesici yapmaktan başka bir şey yapamamıştım.
Ona iyi bakabilmek için evime götürüştüm ama acıdan bayıldığını bile anlayamamıştım.
Odadan çıkıp MR odasına doğru ilerlemiştim. Ona verdiğim tek bir sözü tutabilirdim. O da kalbimin fotoğrafını ona vermekti.
Üstümü giyinip, MR yatağına yattığımda çalışanlar makineyi çalıştırmıştı. Muhtemelen onlar şimdi kalbimde bir sorun olduğunu hissettiğim için MR çektirdiğimi sanıyorlardı.
Hayır. Ben o kadar zayıf biriydim ki sadece bir fotoğraf sözünü tutabilirdim.
Sadece kalbime bakılacağı için kısa sürmüş, bana soru soran çalışanları aldırmadan MR sonucunu almış ve odada bıraktığım küçüğüme geri dönmüştüm.
Hala uyuyordu. Aslında doğrusu hala baygındı. 8 saat oldu ama hala uyanmadı. Gerçi uyansa ne diyecektim. Ölüyorsun ve ben seni kurtaramıyor muyum diyecektim. Yoksa şerefsizin teki olduğum için sana tutamayacağım sözler verdim mi diyecektim.
Derin düşüncelere daldığım için odaya giren Minho'yu bile farketmemiştim. Minho bugünden şirket işlerine başlamıştı. O olmazsa ne yapardım bilmiyordum. Zaten yıkılmış durumdaydım.
M: "Hyunjin, hastanenin asıl sahibi geldi şu Minjae mi kim, senin odanda beni görünce biraz çıldırdı gibi. Seni çağırmamı istedi."
Tabi ya hastaneyi kısa süreliğine Minho'ya emanet ettiğimi ona bildirmemiştim.
Minjae beyin olduğu odanın kapısını birkaç kez tıklattıktan sonra içeri girmiş baş eğerek selamımı verdikten sonra konuşmaya başlamıştım.
H: "Efendim Minho'yu kısa süreliğine işleri halletmesi için getirdim. Felix... o iyi değil. Durumu daha da kötüye gidiyor. Ben ne yapacağımı bilmiyorum. Artık mantıklı düşünemiyorum ve size haber vermeyi unutmuşum."
Konuşurken sesimin titrediğine emindim. Felix'i düşündükçe daha da kötü oluyordum. Ayağa kalkıp yanıma yaklaştığında bir an kovulacağım sandım. Ama elini omzuma koyduğunda gözümün dolmasına engel olmadım.
Minjae: "Hyunjin, seni bu hastanenin başına neden getirdim biliyor musun?"
Hayır anlamında başımı sallamıştım.
Minjae: "Burada doktor olduğun zamanlarda sana dikkatle bakıyordum. En zor durumlarda herkes paniklerken sen sakin kalabiliyordun. Çok zekiydin ve hala da öylesin. Evet bugün sana kızmaya geldim ama hastaneyi başkasına emanet ettiğin için değil, söz konusu sevdiğin kişiler olduğunda mantıklı düşünemediğin için"
Konuşması beni daha da duygulandırmıştı. Felix'in hala uyanmaması beni yeterince panikletmişti bunu inkar edemezdim.
Minjae: "Felix'i bir de benim kontrol etmeme izin ver"
Dolu olan gözlerimi onun gözlerine dikmiştim. Ben zaten her konuda kontrol etmiştim. Onun kontrol etmesine ne gerek vardı ki.
Minjae: "Senin bana gönderdiğin tahlil sonuçlarına baktım. Annende ve Felix'de gözüme birkaç detay çarptı. Yaşlı bir doktor olabilirim ama şüphelendiğim bir konu var. Bunu netleştirmek için İngiltereden CyberKnife M6 üreten bir şirketle anlaşma yaptım. Bugün akşama bu teknoloji elimize ulaşacak."
Zaten karışık olan kafam daha da karışmıştı. Söylediği teknoloji tümör hastaları içindi ama ne Felix'de ne de annemde tümör tahlili pozitif çıkmamıştı. Zaten elimden bir şey gelmiyordu. Minjae bey haklıydı. Konu sevdiklerimin canı olduğunda mantıklı düşünemiyordum. Ve şu an Felix'i kaybetmek üzereydim. Ona güvenmekten başka şansım yoktu.
H: "Efendim size güveniyorum"
Felix'in olduğu odaya yürürken aklımdaki soruları cevaplamaya çalışıyordum ve tek istediğim odaya girdiğimde küçük bedenin beni uyanık karşılamasıydı.
Kapının önünde bekleyen Minho'yu gördüğümde gülümsemeye çalışmıştım. Minjae beyin bana kızacağını sandığı için edişelenmiş olmalıydı.
H: "Merak etme Minho sorun yok. Buradaki işlerine devam edebilirsin"
Buruk gülümsememi ona sunduğumda odanın kapısını açmak için elimi uzattığımda karşıma geçen beden beni durdurdu.
M: "Hyunjin öncelikle senden sakin olmanı isteyeceğim."
Sertçe yutkunmuştum. Kapıya uzattığım el titremeye başlamıştı. İstemiyordum. Sakin olmak istemiyordum. Odaya girecektim ve küçüğüm beni harika gülümsemesiyle karşılayacaktı. İşte o zaman sakin olacaktım.
H: "Çekil Minho Felix'in yanına gideceğim."
Omuzlarımdan tutup beni durdurdu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sırtımın sarsıldığını hissedebiliyordum.
M: "Tamam gideceksin sadece sakin ol"
H: "Bırak beni"
M: "Hyunjin doktorlar var içerde bırak işlerini yapsınlar. Sadece kalp atışları zayıfladı. Önemli değil adrenalin iğnesi yapınca geçecek"
H: "Benim işimi bana öğretme Minho çekil önümden. Felix başkasının ona iğne yapmasını sevmez. Sadece bana güvenir"
Dolan gözlerimi aldırmadan karşımda inatla duran bedeni itmiş ve kapıyı açarak içeri girmiştim. Giderek daha fazla solgun olan yüze bakmış ve adrenalin iğnesi yapmaya çalışan doktoru durdurup iğneyi alarak kendim yapmıştım.
________
Az daha dayanın bitirecem bu zor günleri.
Oy vermeyi unutmayalım lütfeeen 🫂




