İçeriğe geç

Dizginlerin Ucunda

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Dizginlerin Ucunda

Bölüm 3

Ölü Kokusu - 1

Haftasonu gelmişti, sabah erkenden kalktım, hazırlanıp bisikletimin tekerlerini şişirdim ve buluşma mekanımıza yani kulübe ilerlemeye başladım. Normalde de zaten ya minibüsle ya da bisikletle gidiyordum (tabii bazen annem bırakıyordu) ama o gün minibüs daha geç geldiği için bisikletle gitmek zorunda kalmıştım ki yağmur yağıyordu. Şemsiyeyi bir şekilde sabitleyip sağ salim gelmiştim kulübe. “Kumsal!” seslenen Ecrin’di. Ahırın önünde bekliyordu. “Ege atını hazırlıyor, şey sende bizimkileri hazırlayabilir misin? Ben uzunca bir süre oraya gidebileceğimi düşünmüyorum da.” Haklıydı, atının öldüğü yerde ertesi gün başka at görmek, can yakıcıydı. Ege ile ben atları hazırlayana kadar yağmur durmuştu, hatta yerler kurumuştu. Yani zaten az yağıyordu. Her neyse, normalde kulübün atını izinsiz safariye veya dışarıya çıkaramayız. Kendi atlarımızda özgürüz. Ecrin karşısında kulübün tahsis ettiği atı göremeyince şaşırdı, çünkü ona Ame’i hazırlamıştım. “Neden Yonca’yı hazırlamadın?” Dedi. “Çünkü onu izinsiz dışarıya çıkaramayız, ama Ave, Ame ve Şimşek bizim atlarımız.” Şimşek, Ege’nin atıydı. “İyi peki, sizde giyinin gidelim.” Yaklaşık on beş dakika sonra hepimiz giyinmiş, kulüpten çıkıyorduk. “Evinin nerede olduğunu biliyor musunuz? Ben pek yakın değildim de.” Dedi Ege.

“Evet, şu safari yolunun hemen sonunda boş bir manej var, kulübünmüş ama çok uzakta kaldığı için kullanılmıyor. Sadece yarış atları bazen orada antreman yapıyor. Şanslıysak boştur, oradan geçip ormana girmemiz gerekiyor. Merak etmeyin, atlara bir şey olmaz. Orada kaç kere ata bindim. Sonrasında ırmağın orada atları bağlamamız gerekiyor çünkü karşıya geçeceğiz. Bora’nın orada bir ağaç evi gibi bir şeyi varmış. Sabah 5’te çıkıp, akşam 10’da eve dönüyormuş. Orada ne yaptığını annesi bile bilmiyor ama denilenlere göre ağaç ev yapmasının sebebi, yukarıda internetin çekmesiymiş. Oraya bir ağ kurup sabahtan akşama kadar hackerlık yapıyormuş.” Dedim. Gerçekten değişik bir şekilde kendini oraya hapsetmiş, 17 saat boyunca hiç çıkmıyormuş. Aradan yaklaşık 45 dakika geçmişti, ırmağın kenarına gelip atları bağladık. “Tamam, şimdi ne yapacağız? 6 metre ileri atlayamayız herhalde.” Dedi Ecrin. “Bence buralarda bir yerlerde yol vardır, sonuçta Bora’nın kanatları yok.” Dedi Ege. Ama ben cevap vermiyordum. Sadece bir kaç metre ötedeki çökmüş köprüye bakıyordum. Sonra onlarda benim baktığım yere baktı, ve gördüler. Köprüye doğru ilerleyip geçme ihtimalini tarttım ama geçemezdik, tam ortadan kırılmıştı ve karşıya da atlayamazdık. Ayrıca zaten kalan yarısına bassak muhtemelen çökerdi ve akıntıya kapılırdık, ki yolun sonu yaklaşık 7 metrelik bir şelale olurdu, oradan da göl. “4 ihtimal var.” Dedim. “Neymiş?” Dediler aynı anda. “Şimdi, ya bu köprü Bora’ya ait değil ve öylesine bir köprü. Ya da Bora’ya ait ve kırıldığı için Bora bugün gelmedi. Veya Bora öbür tarafta mahsur, en kötü ihtimal düşüp öldü.” Dedim. “E biz nasıl geçeceğiz? En azından bir gidip baksak?” Dedi Ecrin. “Ağaca tırmanabilir misiniz?” Dedi Ege. İkimiz de başımızı salladık, çünkü aslında kasabamızın izci takımına üyeydik. “Şu ağacı görüyor musunuz? Orada uzun bir dal var, ırmağın karşısına uzanıyor. Ama beni taşımaz, zaten sizin de tek tek geçmeniz gerek. Ben aşağıda beklerim, düşerseniz sürüklenmenizi engellerim ama karşıya geçemem.” Biraz düşündükten sonra fikir mantıklı geldi, ve ilk ben tırmandım. Oldukça yüksekti ve güvenmem gereken tek şey kaslarımdı. İzci olmasaydım şu an ırmaktaydım. Sağ salim karşıya geçecektim, dalın ucuna gelmiştim ki bir ağaç kakan geldi. Zaten sağlam olmayan dalı gagalamaya başladı. Hemen karşıya atladım ama benim atlamamla dalın düşüp akıntıyla gitmesi bir oldu.

“Has..”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.