İçeriğe geç

Distopik Takip

Bölüm 21 · 5 dk okuma

Distopik Takip

Bölüm 21

Toplantı

Bu gece Nuh için çok zor geçecekti. Kasım’ı öldürdükten sonra Sensenmann yönetim kurulundan kendisine mesaj gelmişti ve bir toplantı düzenledikleri yazılıydı. O yüzden oldukça gergindi. Anlık olarak hata yapıp yapmadığını sorguladı kendince. Fakat her şey planlandığı gibi gerçekleşmişti. Hemen Avrupa’daki ulağı olan Steve’i aradı ve toplantıya kimlerin katıldığını öğrenmesini istedi. Beş dakika sonra telefonuna mesaj geldi. Steve işi başarmıştı. Hemen mesajı açıp okudu. Tam yirmi kişi toplantıya katılacaktı ve toplantının konusu “Vekil Nuh” tu. Çok fazla oyalanmadan listeyi okumaya başladı.

01-Kont Pengula (Avusturya)

02-General (Amerika)

03-Prens Louvre (Fransa)

04-Mr. Shadow (İngiltere)

05-Polo Green (İtalya)

06-Matador (İspanya)

07-Kara Muhafız (Hırvatistan)

08-Posedion (Yunanistan)

09-Yalnız Kurşun (Portekiz)

10-Küçük Birader (Arjantin)

11-Uçan Hollandalı (Hollanda)

12-Kemik Silici (Rusya)

13-Sırtlan Niko (Uruguay)

14-Kan Bükücü (Sırbistan)

15-Cesar (Romanya)

16-Kasap Lydia (Slovenya)

17-Arya (Polonya)

18-Lara (Danimarka)

19-Kabadayı (Türkiye)

20-Vekil Nuh (Almanya)

Toplanma Amacı: Vekil Nuh’a verilecek olan yeni görev ve terfi madalyasının takdimi.

Toplanma Yeri: Louvre Müzesi, Mona Lisa tablosunun arkasındaki gizli oda. Fransa/Paris.

Ev Sahibi: Fransa silah kaçakçısı Prens Louvre.

Mesajı okuduktan sonra Nuh’un içi rahatlamıştı. Sonunda terfisini alacak ve özgürlüğe bir adım daha yaklaşmış olacaktı. Hazırlanmak için odasına gitti. Haki yeşili takım elbisesini bu toplantı için en uygun tercih olarak gördüğünden ona göre saat ve ayakkabı seçimi yaptı. Tam evden çıkacakken Lara’dan bir mesaj geldiğini gördü. Bu yeni mesajda toplantının yapılacağı yer yazıyordu fakat bunu zaten bildiğinden mesajı fazla dikkate almadı. Aracına bindikten sonra Paris’e gitmek üzere havalimanına doğru yol aldı. Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuğun sonunda Paris’e geldi. İki saatte de müzeye ulaşıp vakit kaybetmeden Mona Lisa tablosunu buldu. Saat 4:20’yi gösteriyordu. Herkesin gelmiş olabileceğini düşünerek sakin ve temkinli adımlarla toplantı salonuna girdi. Salonun ortasında haç şeklinde bir masa ve masanında merkezinde yedi kollu şamdam duruyordu. “Menora” diye geçirdi içinden. Tam tahmin ettiği gibi herkes buradaydı. Hacın alt tarafındaki uç sandalye kendisine ayrılmıştı. Üst taraftaki uç sandalyede oturan kızıl saçlı Kont’la başlayarak tüm katılımcıları başıyla selamladı ve yerine oturdu. Bu tür toplantıları şimdiye kadar sıkıcı bulurdu. En sonunda Kont Pengula konuşmaya başladı.

“Sevgili Alman dostumuz Nuh. Eminim burada neden toplandığımızı biliyorsundur. Öncelikle sana terfi madalyanı takdim edeceğiz. Ardından yeni görevini… Umarım bu gece senin için huzurlu geçer.”

“Hepinize teşekkür ederim. Ben yalnızca görevini yerine getiren bir kulum. Ve her zaman yeni görevlere açık olacağım.” diyerek karşılık verdi. Daha sonra masanın sağ ucunda oturan General ayağa kalktı ve Nuh’un madalyasını takdim etti. Nuh’un yeni rütbesi “Kızıl Kartal” sembolü olan kurul üyeliği olmuştu. Şimdiye kadar sadece sahada etkisini gösterebilmenin burukluğunu yaşıyordu. Gerçi adam öldürmekten pek hoşlanıyordu ama artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. Artık siyasi olarak diplomatik dokunulmazlığa sahipti ve masada da iş yürütebilecekti.

“Şimdi asıl konuya gelelim.” dedi Kont. Fakat sözü yarıda kalmıştı. Çünkü Nuh daha fazla dayanamayıp lafa girmişti.

“Ondan önce sizden bir ricam olacaktı sayın kurul üyeleri.” herkes pürdikkat kendisini dinliyordu.

“Rehzen Koza. Kendisi bir süredir peşimde. Bunun için…”

“Kusura bakmayın ama Rehzen kim?” diyerek bir soru yöneltti Arya. “Bahsettiğiniz kişi Sensenmann’ın konusu olabilecek birisi mi?” Nuh afallayarak Polonyalı kadına döndü. Yerinden pek memnun görünüyordu. Uzun boylu, siyah saçlı, mavi gözleri çok derin bakıyordu.

“Kendisi Türk polisi oluyor. Bunun yüzünden ondan bir an önce…” derken bu sefer Cesar lafa karıştı.

“Bildiğim kadarıyla o adam senin değil Felix Oblomov’un peşinde. Seni bulması imkansız.” Nuh lafının sürekli yarım bırakılmasından sinirlenmeye başlamıştı. Bir kaç derin nefes alarak kendini sakinleştirdi ve hızlıca konuşmaya başladı.

“Hatırlatırım ki Nuh ile ben aynı kişiyiz. Eğer izin vermeyecek olursanız ne yazık ki emirlere karşı çıkmam gerekecek. Aksi takdirde Rehzen denen herif beni bulup öldürebilir. Bu da size dokunur. Yoksa buna izin mi vereceksiniz?” bu sefer diğer üyeler sinirlenmişti. Nuh ise suratında sinsi bir gülümseme ile onları izleyip keyifleniyordu. General ayağa kalktı ve öfkeli bakışlarla Nuh’a döndü.

“Sen yoksa bizi mi tehdit ediyorsun? Şunu bil ki terfin san fazladan ayrıcalıklar sunmaz. Buradaki herkes senden üst rütbedeler. Eğer dediğin gibi yapıp emirlere karşı çıkarsan Sensenmann mutlaka bunun bedelini ödetir. Bunu o kuş beynine sok.” Nuh sakin bir şekilde elmacık kemikleri dışarı fırlayan, kısa sarı saçlı General’e baktı. Ardından Kont Pengula’ya dönerek cümlelerine ekleme yaptı.

“Kendimi korumak için her şeyi yaparım. Bunu en iyi sizler biliyorsunuz. Kimse beni durduramaz.” bu kez ayağa fırlayan Türk temsilci Kabadayı oldu.

“Rehzen benim sorumluluğumda. Kendisine iki gün önce gerekli mesajı gönderdim. Sana asla ulaşamaz. Sakın hata yapayım deme. Hem zaten yakınında bir ajanım var. Kendisi son derece güvenilir birisidir.” Nuh biraz rahatlamış gibi yaptı. İçi hala öfkeliydi.

Bir saat sonra Paris’te kendisine ayrılan otel odasında plan yaparken Kabadayı’nın sözlerinin doğruluğunu tartmaya başlamıştı. Fakat tam olarak ikna olmuş değildi. Bu yüzden çantasından ışınlanma cihazını çıkarttı.

“Bu hediyen için bir kez daha teşekkür ederim Kral Hufmann.” dedi içinden. Cihazı çalıştırdıktan sonra Rehzen’in evinin konumunu girdi. Eline ölüm bıçağını aldı ve eve girdi. Yatak odasına geldiğinde Rehzen’in olmadığını fark etti. Evin her tarafını aradı fakat yoktu. Bugün nöbet günü olmadığını da biliyordu. Telefonunu çıkartıp Steve’e mesaj attı. Rehzen’i gün boyu izlemesini istemişti ondan. Fakat Steve, Rehzen’in evden hiç ayrılmadığını söyleyince şaşkınlığı artmıştı. “Neredesin Rehzen?” diyerek etrafa tekrar göz attı. Daha sonra sessizce evden çıktı ve ışınlanma cihazını kullanarak Paris’teki oteline geri döndü.

“Burada ne arıyorsun?” dedi. Kasa Lydia yokluğunda odasına girip koltuğuna oturmuştu.

“Sen neredeydin Nuh? Nereden geliyorsun böyle?”

“İlk ben sordum ama.”

“Rehzen’i öldürmeye gideceğini bildiğim için buradayım. Anlaşılan seni durdurmak için biraz gecikmişim.”

“Önemi yok. Rehzen evinde değildi. Fakat adamım peşinde. Er ya da geç canını alacağım.”

Nuh karşısındaki kadına -sevdiği kadına- karşı ne kadar nazik davranmak istese de çökük siyah gözleri ile isyankar olan elmacık kemikleri sinirlerini bozuyordu.

“Kurallara karşı çıkmaktan korkmuyor musun?” diyerek ayağa kalktı Lydia boyu ve endamı artık daha netti. Nuh bir kez daha bu kadından neden hoşlandığını hatırladı.

“Her şeyi bildiğini sanıyorsun öyle değil mi Lydia? Halbuki bildiğin hiçbir şeyin olmaması ne acı verici.”

“O zaman anlat da bileyim.” Nuh sakinliğini korumaya çalışıyordu. Fakat Lydia’nın üstüne yürümesi yüzünden bir türlü kendini toplayamıyordu. O sırada Steve’den gelen mesajla öpüşmeye hazır olan Lydia’nın varlığını unuttu. İşte şimdi keyfi yerine gelmişti.

“O kim Nuh? Arkadaşın mı?”

“Evet.”

Gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. Gelen mesajı tekrar tekrar okuyup durdu.

Patron! Rehzen evinden çıktı. Karakola doğru gidiyor. Ben de peşindeyim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.