İçeriğe geç

Distopik Takip

Bölüm 16 · 3 dk okuma

Distopik Takip

Bölüm 16

Plan İçinde Plan

Alamet Ülkesi kralı Huffman tahtında pek memnun bir şekilde oturuyordu. Nihayet gücünün doruklarına ulaşmış ve ailesinin intikam yeminini yerine getirmek için hazırlıklara başlamıştı. Keramet Ülkesi çok yakında tarihin tozlu raflarına kalkacak ve tüm topraklara o hükmedecekti. Yanına en sevdiği şövalyesini çağırdı. Planını onunla da paylaşmak istiyordu.

“Hoş geldin sevgili kızım.”

“Ben sizin kızınız değilim ne yazık ki sevgili kralımız. Yalnızca hizmetkarınızım. Lütfen bunu unutmayınız.”

“Sen nasıl istersen öyle olsun. Şimdi söyle bakalım düşmanımızın hazırlıkları ne alemde?”

“Tam istediğiniz gibi ordu kamplarına saldırı düzenledim. Fakat çok kalabalık oldukları için fazla hasar veremedim. Sonuç olarak on kişilik bir birlik oluşturdular ve şatomuza sızıp bilgi edinmek istiyorlar.” kral fazla düşünceliydi. Şatosuna bir avuç kadar asker göndermeye nasıl cesaretlerinin yettiğini anlayamamıştı.

Karşısında duran büyücü ve en sadık şövalyesi olan kıza baktı. Mor renkli gözleri fazla derindi. Onu içine çekiyordu. En sonunda bir karar verdi ve planının en ince detayını bile atlamadan yapılması gerekenleri anlattı. Artık savaş için hiç olmadıkları kadar hazırdılar ve ne zaman isterlerse toprakları işgale başlayabilirlerdi. Ayrıca gözde büyücüsünü şatolarına gelen birlik için karşılama komitesi hazırlamakla yükümlü kıldı. Her şey istediği gibi olmalıydı. Tek bir aksaklık savaşı yıllar önce olduğu gibi kaybetmelerine neden olabilirdi.

Aynı gün Stıdal ve Drotus kralları ile istişare yapıp savaşta yanına çekmeyi başarmıştı. Artık üç krallık gücündeydi. Bu da ona üstünlük sağlardı. Keramet Ülkesi’nin hiçbir şansı yoktu zannınca. Fakat diğer krallar kehanetten haberdar oldukları için tedirgin hissediyorlardı. Huffman’ın odasından ayrıldıktan sonra kendi aralarında bu konuyu tartışıyorlardı.

“Olanları duydun mu?”

“Hangisini?”

“Kehanetteki insanoğlu geldi diyorlar. Ahalim buna inanmış durumda.”

“Eğer gerçekten dediğin gibiyse bu savaşta yanlış tarafta saf tuttuk demek oluyor.”

“Benim diğer ülkelerle bir bağlantım yok ama senin var. Diğer krallara birer elçi gönderirsen işin aslını astarını öğrenebilirsin.” her iki kralda tedirgince kalelerine döndüler. Drotus Hanedanı yöneticisi Kral Ayaz kehanetin gerçekleşmek üzere olduğunu, beklenen kişinin geldiğini diğer krallıklara gönderdiği elçilerin getirdiği bilgiler sayesinde öğrenmişti. Ancak Alamet kralının yanında yer almaktan gurur da duyuyordu. Bu yüzden saf değiştirmeye niyeti yoktu. Ne de olsa Keramet Ülkesi’nin yanında kimse yoktu. Tek bir şövalye nasıl olacak da koca bir krala meydan okuyup galip gelecekti? Üstelik o kralın yanında ittifakları mevcutken. Bu tamamen imkansızdı.

O sırada Huffman’ın büyücü şövalyesi misafirleri hakkında daha fazla bilgi toplamaya başlamıştı. Artık onları karşılayabileceğini düşünürken güzergahlarından tahminen nerde olduklarını tespit edip rakiplerini kendi gözüyle görmeyi tercih etti. Bunun için hızlıca atını hazırladı ve yola koyuldu. Akşam olduğu zaman biraz dinlendi ve yayan olarak yoluna devam etti. Tahminince onlara yaklaşmış olmalıydı ve sessiz hareket etmesi gerekiyordu. Nihayet kamp ateşini görünce etrafı izlemeye başladı. On kişi uyurken bir kişi nöbet tutuyordu. Yaklaşık beş dakika sonra nöbetçi belinde kızıl kabzalı kılıcı olan adamı uyandırınca uyudu. Nöbet sırası çok hızlı değişmişti. Yeni uyanan adamın kendisini fark ettiğini görünce şaşırmadan duramadı. Nasıl olmuşta o haliyle kendini görmüştü. Düşüncelerini toparladığı zaman adamın üstüne atladığını fark etti ve geri sıçradı. Karşısındaki kişi zayıf gibi görünüyordu ancak enerjisi çok kuvvetliydi. Gece kadar siyah olan gözleri ise çok derin bakıyordu. Kızıl zırhlı sovalyeye bakarken bir anda bu hissettiği enerjinin ondan kaynaklı olmadığını fark etti. Bu enerji babası Kral Terus'a aitti. İyi ama nasıl? Babasının yıllar önce ölmüş olmasi gerekiyordu. Bir an önce buradan ayrılması gerektiğini o an anladı.Tekrar görüşeceklerini söyleyip atının yanına ışınlandı. Sabah olunca kaledeydi ve gece yaşadıklarını krala anlatması gerekiyordu. Eğer yanılmıyorsa o kızıl kılıç efsanelerde geçen Ağıt Baş olabilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.