İçeriğe geç

Distopik Takip

Bölüm 15 · 3 dk okuma

Distopik Takip

Bölüm 15

Köstebek

Dışarıda hazırlıklar devam ederken Rehzen odasında yeni yeni planlar hazırlayıp bozuyordu. Rakipleri oldukça güçlüydü ve silahları yetersizdi. Asker sayılarının fazla olması onlara maalesef hiçbir fayda sağlamıyordu. Kral Terus’ta kendisine pek fazla yardım etmiyordu açıkçası. Ona ulaşmaya çalıştığında içinde değilmiş gibi davranıyordu. Ya da Rehzen öyle düşünüyordu. Belki hâlâ orada ve kendi halinde meditasyon yapıyordu. O da aklında planlar kuruyor olabilirdi. Sonra bir ses duydu. Evet bu oydu. Sonunda onunla konuşmaya başlamıştı.

“Beni iyi dinle Rehzen. Alametlileri tanırım. Onlar çok kurnazdır ve ne zaman ne yapacaklarını önden kestiremezsin. Fakat herkesin olduğu gibi onlarında gizledikleri zayıflıkları var. Bunların ilki aralarındaki şifreleşme sistemi. Kimse aralarına casus olarak sızamaz. Bunun için önce şifreleri bilmek gerekiyor. Ve ben bunları tek bilen kişiyim. İkincisi askerleri asla mutlu değildir. İçeride oluşacak tek bir isyan onların işten kaytarmasını sağlar. Bundan dolayı düzenli orduları yoktur. Eğer muhafızları birbirine kırdırabilirsek ordunun yarısından çoğu bu durumdan etkilenecektir. Bu da bana ihtiyacınız var demenin başka bir yolu.”

“Sana ihtiyacımız olduğunu da nereden çıkardın? Senin bildiklerini ben de biliyorum zaten. Yoksa unuttun mu?”

“Sanırım fark etmedin. Aslında benim bildiğim her şeyi bilmiyorsun. Sadece ben senin neyi bilmeni istiyorsam onu biliyorsun. Yani tekrar söylüyorum. Bana ihtiyacınız var. Ben olmazsam ne kaleye girebilirsiniz ne de adamlarınız sağ dönebilirler.”

Rehzen durumu enine boyuna değerlendirdikten sonra Terus’un istediğini yapmayı kabul etti. Ardından beraber yeni bir plan hazırladılar. Bu plana göre Rehzen de Del’in grubuyla Alamet Kalesi’ne girecekti. Şifreyi bilen Terus onları içeri sokacak, silah deposunu sessizce yağmalayacak ve oradan ayrılacaklardı. En son aşama olarak ordu karargahına gidip üç adet topu kendi üslerine taşıyacaklardı. Her şey sorunsuz giderse savaşı kazanacaklarını umuyorlardı.

Del ve adamları yola çıkmak üzereydi. Bir an evvel hazırlıklarını yapmalıydı. Hemen yanına çantasını aldı ve hızla koşarak gruba yetişti. Onlara durmalarını emretmeliydi. Ne de olsa şu an kraldı.

“Ben de sizinle geliyorum.”

Prens ve Kral Son ne kadar karşı çıkmak istese de Rehzen onları dinlemeyip atına bindi.

“Benim bildiklerimi bilmiyorsunuz. Önümüzde uzun ve bir o kadar zorlu bir yol var. Ben bu zorluğu sizinle paylaşmak için buradayım. Bu yüzden ben de Del ile gideceğim. İşte Son, krallık mühür yüzüğün. Sende kalsın. Benim kıdemli biri olduğumu bilmemeliler. Siz de çalışmalara aynen devam edin. Eminim bu işin sonunda muzaffer taraf biz olacağız. Allah’a ısmarladık” yola çıkmak için atının yönünü güneybatıya çevirdi.

Del ve adamları da hemen peşinden onu takip ettiler. Rehzen’in dediği gibi önlerinde uzun bir yol vardı. Bindikleri atlarla en az iki günde Alamet Şatosu’nda olurlardı. Orada çok dikkat etmeleri gerektiğini hepsi de iyi biliyordu. Çünkü Sonsuz Limanlar’da her ülkenin, krallığın tebaasının göz renkleri farklıdır. Bu da gittiğiniz yerde kolaylıkla tanınmanıza neden olur. Rehzen bunu kaldığı birkaç günde öğrenmiş ve yol boyunca nasıl tedbir alabileceklerini düşünmüştü. Yolculuğun birinci gününün sonunda dinlenmek için atlarını durdurmuşlardı. Hava da zaten kararmak üzere olduğu için bu geceyi ormanda geçireceklerdi. Aralarında iş dağıtımı yaptılar.

“Del sen ateş yakmak için biraz odun, dal veya kozalak topla.” dedi Rehzen ve askerlere döndü. “Siz ikiniz etrafı kolaçan edip bizden başkaları var mı diye kontrol edin. Siz üçünüz de atları sıkıca bağlayın. Kalan dördünüzde yiyecekleri hazırlasınlar. Ben ise planı gözden geçiricem. Del ateşi yaktıktan sonra mutlaka beni çağırın. Size harika bir yemek hazırlamayı düşünüyorum.”

Herkes kendine düşen görevi yerine getirdikten sonra yemeklerini yemek için ateşin etrafına dizdikleri taşlara oturdular. Rehzen, onlar için tavada kızartılmış yumurta ve yanına hindistan cevizli tavşan hazırlamıştı. Karınlarını doyurduktan sonra da aralarından bir nöbetçi seçip uykuya daldılar. Her iki saatte bir nöbet sırası bir diğerine geçecekti. Saat 4 gibi sıra Rehzen’e gelmişti. İşte bu sırada çalıların arasında birinin kendilerini izlediğini fark etti. Kılıcını çekti ve o yönde ilerlemeye başladı. Hayret ki o kişi her kimse korku p kaçmaya yeltenmemişti. Hâlâ orada hareketsiz duruyordu. Rehzen bir anda öne atıldı ve silüet arkaya doğru sıçrayıverdi. Artık ay ışığında birbirlerini daha net görebiliyorlardı. Rehzen kılıcını daha da havaya kaldırmıştı ki karşısındaki kişinin bir kadın olduğunu gördü. Mor gözlü, uzun boylu, pelerinine rağmen görünen uzun siyah saçlı ve kılıçlı bir kadın. Nedense Rehzen’e tanıdık geliyordu fakat kim olduğunu çıkaramıyordu.

“Şατοδα γ⎞ρ⎫ş⎫ρ⎫ζ βαβα.” dedi. Rehzen ne dediğini daha anlayamadan ortadan kaybolmuştu. Terus içinden mırıldanıyordu.

“Şatoda görüşürüz baba.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.