İçeriğe geç

DİSİPLİN HÜCRESİ

Bölüm 1 · 2 dk okuma

DİSİPLİN HÜCRESİ

Bölüm 1

GİRİŞ

Bakanın bir daha imrenerek dönüp baktığı en az manzarası kadar gösterişli yalının önünde, davul ve zurna eşliğinde bağıra çağıra oynayan bir grup insan. Başka tarafta ise balkon demirliklerine yaslanmış, limonatasını ve meyve suyunu yudumlayıp yalının önünde oynayan en az kendileri kadar zengin duran adamların dedikodusunu yapan bir grup insan…

Herkes halinden memnun gibi duruyordu, iki kişi hariç. Durgun, dingin, sakin, mutsuz, üzgün, çaresiz ve bitik iki kişi… Biri; bahçede yapılan eğlencenin ve balkonlarda anlatılan dedikoduların asıl sahibi, gelin. Diğeri ise göz göre göre kızının sevmediği bir adama varmasını izleyen, çaresiz bir anne.

İkisi de dört tarafı tozpembe olan odada, yatağın üstünde oturmuş, ağlamaktan şişmiş gözlerini ağır ağır mobilyalarda gezdiriyorlardı.

Gelinin gözleri ağır ağır odada dolaşırken aynı zamanda aklında gezdiriyordu teker teker tüm keşkelerini, pişmanlıklarını, sonrasını… Üniversite okumayışını, Bu hayatta ne olursa olsun çocukları için canını dahi ortaya koyabilecek annelere karşı kendi annesini… Hepsini uzun uzun düşünürken birden davul zurna sesleri kesildi.

Gelin, halı motiflerine takılı kalan gözlerini kaldırdı, ayağa kalkan kadına baktı. Dün akşam yalvarmıştı o kadına, onu bu cehennemden bir şekilde kurtarmasını istemişti çünkü kendi kurtulmak için her yolu denemişti kaçmak, saklanmak ama hiçbiri fayda etmemişti dedesi onu bulup tekrar yalıya getirmişti. O yalvarırken kadınında içi yanmıştı ama ne bir şey yapmıştı ne de bir söz söylemişti, çareyi hep kızını o halde bırakıp gitmekte bulmuştu.

Kapıdan Gelin’in yengesinin sesi duyuldu. “Hadi inin aşağıya! Babam salonda bereket kuşağı bağlanacak.” Annesinin onay cevabı gecikmemişti. Gelin kıpırdamadan karşısındaki kadını izliyordu, kadın kapının önünde durarak eli ile geline önden gitmesini söyledi.

Gelin tükenmişlik içinde gözlerini kapatıp ciğerlerine havayı doldurdu ve ayağa kalkıp son bir kez aynadan akan birkaç damla yaşı sildi ve kapının önüne geldi. Kapı kolunu tutmuştu fakat açmaya cesaret edemiyordu. Açarsa kendi cehennemini başlatmış olacaktı açmazsa arkasında duran kadına bir kez daha umut bağlayıp yardım etmesini isteyip belki de gururunu çiğneyecekti.

Hafifçe tuttuğu kapı kolunu serbest bıraktı arkasındaki kadının gözlerinin içine baktı. Gururun zamanı değildi, kafasındaki onca bilinmezlik içinde belki de tek bildiği, karşısında duran kadından, annesinden, milyon kerede olsa yardım istemesiydi ve bunun gururluk bir şey olmadığıydı.

Acizce baktı, hala gözü yaşlı kadına, sonra eğildi ellerine ve sımsıkı tuttu ellerini… Zorla ve titrek bir sesle döktü kelimeleri, kendine fazla gelen ağzından… “Anne…” Kadın çekmeye çalıştı ellerini ama sıkıca tutulmuşlardı, hissiz çıkan sesiyle konuştu. “Aç hadi kapıyı!” Yapabileceğim bir şey yok dercesine… Gelin, dinlemeden devam etti, git gide daha çok titreyen sesiyle. “Yalvarırım anne… Lütfen bir şey yap, ne olursun annem! Lütfen…” Kadın, ellerini bıkkınlıkla çekmişti gelinin ellerinin arasından. “Aç artık şu kapıyı, ağaç oldu herkes.”

Bitmişti… Gelin, boşlukta kalan ellerini indirmişti, dolu gözlerle baştan aşağı süzmüştü biraz önce ellerini tuttuğu kadını. Ardından kendiliğinden geçmişti o gözyaşları sanki kaçışının olmayacağını anlamış gibi, tutulmuştu bembeyaz gelinliğin yere sürülen yerleri, açılmıştı o kapı, inilmişti o merdivenler, çıkılmıştı o evden, dökülmüş ve bitmişti kurtarılamayan o gözyaşları…

“Dünya; Kötülük yapanlar değil seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”

Albert Einstein

Bölüm sonu

1 yorum

  • Anlatımlar çok iyi ben bayıldım devamı gelecek mi

    1Yanıt