2. BÖLÜM: KÜÇÜK BİR BALIKÇI BARINAĞI
Köprünün o dondurucu rüzgarından sonra, Boğaz'ın hemen kıyısındaki bu küçük balıkçı barınağı insana neredeyse sıcak geliyordu. Tente üzerine vuran dalga sesleri, içerideki eski radyonun cızırtısına karışıyordu. Gece yarısını çoktan geçtiği için içeride sadece birkaç balıkçı ve köşedeki masada oturan Elif ile o gizemli adam vardı.
Adam, önündeki çay bardağını parmaklarının arasında hafifçe çevirdi. Bakışlarını masanın üzerindeki ahşap dokuya dikmiş olan Elif’e baktı. Sesi köprüdeki kadar hırçın değil, ama hala mesafeli ve buz gibiydi:
— Ee, anlat bakalım Doktor Hanım. Sakinleştin mi biraz?
Elif, gözlerini adamdan kaçırmak için hızla bardağına uzandı. Titreyen ellerini gizlemeye çalışarak dik bir ton seçti:
— Sakinleşecek bir durum yok ortada. Hayatım bitti benim. Sen hala bana hesap sorar gibi konuşuyorsun. Hem... köprüden beri adımı söyleyip duruyorsun ama senin adın ne? Kimsin sen?
Adam bardağından bir yudum aldı, gözlerini doğrudan Elif’in gözlerine kilitledi. Dudaklarının kenarında o alaycı kıvrılma yeniden belirdi:
— Adımın bir önemi yok. Sistemin dışına fırlattığı, tabelası sökülmüş eski bir avukat de yeter. Önemli olan ben değilim, sensin. O profesörün sana attığı o iğrenç iftirayı temizlemek istiyor musun, istemiyor musun? Bana bunu söyle.
Elif dişlerini sıktı. Gururu, içindeki o çaresizlik yangınına benzin döküyordu resmen. Oturduğu sandalyede dikleşti:
— İstiyorum tabii ki! Ama nasıl olacak? Adamın arkası sağlam, hastane yönetimi arkasında, kurul arkasında... Kimse bir asistan doktorun lafına bakıp koca profesörü harcamaz. Herkes ona inandı.
— Herkes ona inandı çünkü karşılarında yalnızdın, dedi adam. Sesindeki o umursamaz tavır bir anda kaybolmuş, yerini tekinsiz bir ciddiyete bırakmıştı. — Ama artık yalnız değilsin. O şerefsiz profesörün arkasındaki o hastane zinciri, üç yıl önce benim de hayatımı kararttı. Benim de her şeyimi elimden aldılar. Yani senin o düşmanını ben çok iyi tanıyorum.
Elif şaşkınlıkla adama baktı. Karşısındaki bu soğuk ve kibirli adamın arkasında da kendisininkine benzer bir yara olduğunu hiç tahmin etmemişti.
— Ne yani... İntikam mı alacağız?
— Adalet diyelim biz buna, dedi adam ve hafifçe gülümsedi. Bu kez gülüşü alaycı değil, garip bir şekilde güven vericiydi. — Ama önce, o titreyen ellerini sakinleştirmen ve bana güvenmen gerekiyor. Bu gece seni bulamayacakları güvenli bir yere, benim eski ofise geçeceğiz. Yarın sabahtan itibaren de o profesörün kabusu olmaya başlayacağız. Var mısın?
Elif adamın gözlerinin içine baktı. Normalde hiç tanımadığı, adını bile bilmediği bu adama güvenmesi delilikti. Ama o kapkara köprü korkuluklarında ona elini uzatan tek kişi de bu adamdı.
Yutkundu, çay bardağını masaya bıraktı ve kısık bir sesle konuştu:
— Varım... Yürü, araban nerede?