Gece boyunca şarkılar eşliğinde dans etmiştik hayatımdaki en eğlenceli günlerden biriydi içimdeki mutluluk her geçen saniye dahada artıyodu. Saat onikiyi çoktan geçmişti büyük salonun ortasında dördümüz kalmıştık.
Sofia, Milo, Kağan ve Ben.
-vay be cidden evleniyosun he.(M)
Elimdeki yüzüğe baktım başımı hafifçe aşşağı yukarı salladım.
-pera hatırlıyomusun?(S)
-Neyi (P)
-altı yedi yaşlarındayken ben büyüyünce kimseyle evlenmicem diye geziyodun miloda bu benim öz kız kardeşim diye gururlanıyodu.
kıkırdadım hatırlıyodum nası unutabilirdim. Milo ve kağanda gülmeye başladı.
-nası unutabilirim(P)
~
Saat baya geç olmultu Sofia ve ben milyonun arabasıyla eve geldik kağan bırakmayı çok istedi ama saat geç olmuştu dahada geçe kalmasını istemedim.
Annemler bizi bu saate kadar beklemişlerdi eve girdiğimde hepsi bana sarıldı ve tebrik ettiler tabiki hepsinin haberi vardı ve bana söylememişlerdi ve ben hağla Halil amcanın bana kızın diyişine alışamamıştım.
Merdivenleri birer birer çıkıp odama çıktım, kapımı ardından kapatıp kendimi yatağa attım aklımda sadece kanser ve parmağındaki yüzük vardı.
Gözlerimi kapattım ve uykuma teslim oldum.
"Pera" bi fısıltı vardı "Pera uyan" kolumdaki dürtükleme hissi ile gözlerimi açtım ama heryer karanlıktı ama karşımdaki kişi zar zor seçebiliyodum.
-Kerem?
Kerem bi anda kolumdan tutup beni kapıya sürüklemeye başladı. Uyku sersemi tökezliyodum.
-kerem noluyo nereye gidiyoruz.
Bunların hepsini kısık sesle söylüyordum çünkü saat akşamın bilmem kaçıydı herkes uyuyodu.
-konuşucaz.
Evden çıkıp keremin arabasına binmiştik o geri geri giderek evin bahçesinden çıkarken ben hala ne olduğunu ne konuşucağımızı soruyordum ama hiç bir cevap vermiyodu, Sustum. 15 dakika sonra ucunda uçurum olan bir tepeye geldik arabayı durdurdu.
-in
İtiraz etmicektim onu küçüklüğümden beri tanıyordum bana zarar veremezdi. İndim uçurumun ucuna oturmuşdu.
-kerem napıyosun , ne işimiz var burda ?
-onla evlenmiceksin.
-anlamadım?
-kağanla evlenmiceksin.
-kerem sabah sakince konuşalım bu konuyu olurmu hadi gel eve gidelim.
Başını yerden kaldırıp bana baktı gözleri kan çanağına dönmüştü.
-O KAĞANDAN ÖNCE BEN VARDIM İLK BEN SEVDİM İLK BEN AŞIK OLDUM .
yüzündeki şaşkınlık tüm vücudumu sarıyordu soğuktanmıdır bilmiyorum ama titremeye başlamıştım.
korkuyomuydum , Hayır.
Üşüyomuydum, Hayır.
-o biliyomu sırf küçükken düştüğünde dizinden kan aktığı için kırmızı renginden nefret ettiğini sonra en sevdiğin renk olduğunu.
Aklıma küçükken keremle bisiklet sürdüğümüz geldi yoldaki taş yüzünden düşmüştüm dizim çok acıyordu Kerem yanıma gelip dizime üflemişti "acıyomu"başımı sallayıp "evet" demiştim dizime daha fazla üflemişti , çocuk aklı işte "kırmızı şey ne?"diyivermiştim "kan o"
"o kırmızı şey aktığı içinmi canım acıyo"
Başını salladı "evet onun için"
"O zaman kırmızı rengini hiç sevmicem."
Kerem buna gülmüştü.
-o biliyomu 9 yaşına kadar kurbağları bukelemun sandığın için eve kurbağa getirdiğini günlerce odanda saklayıp renk değiştirmesini beklediğini. O bunları biliyomu.
Keremin yanına gidip çömelkdim elimi omzuna koydum.
-kerem yapma böyle
Elimi omzundan çektim, karşısına geçip dizlerimin üzerine çömeldim. Yüzüme bakmıyordu. Parmakları yerdeki küçük taşlarla oynuyor, arada bir onları uçurumun aşağısına fırlatıyordu.
— Kerem, lütfen bana bak.
— Neden? dedi başını kaldırmadan. — Yüzüne bakınca fikrimi mi değiştireceksin sanıyorsun?
— Hayır. Sadece benimle konuşmanı istiyorum.
Acı bir kahkaha attı.
— Ben seninle kaç yıldır konuşuyorum, Pera? Kaç yıldır yanındayım? Bazen sen daha ne istediğini bilmezken ben senin neye üzüldüğünü yüzünden anlıyordum. Bir şey anlatmak istemediğinde susuyordum, ağlamak istediğinde yanında duruyordum. Sana hiçbir zaman benden başka kimseye ihtiyacın yok demedim. Sadece bir gün bana da ihtiyacın olsun istedim.
Boğazımda bir düğüm oluştu.
— Senin bana ihtiyacın olduğunu biliyorum.
— Hayır, bilmiyorsun.
Bu kez başını kaldırdı. Gözleri öyle kızarmıştı ki bir an ne diyeceğimi unuttum.
— Bilseydin bana böyle bakmazdın.
— Nasıl bakıyorum sana?
— Sanki kalbini kırmamak için söyleyecek kelime arıyormuşsun gibi.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Çünkü haklıydı. Ona söyleyeceklerimin canını yakacağını biliyordum ve ne kadar dikkatli olursam olayım bunu değiştiremeyecektim.
Kerem yeniden başını eğdi.
— Biliyor musun, ben bazen seninle ilgili çok saçma şeyler hayal ediyordum.
Sessizce dinledim.
— Mesela sabahları senden önce uyanmayı. Gerçi senin alarmını kapatıp tekrar uyuyacağını bildiğim için her sabah en az üç kere seni uyandırmak zorunda kalacağımı da biliyordum.
İstemeden gülümsedim.
— Ben o kadar kötü değilim.
— Pera, bir keresinde öğleden sonra uyandığında sabah kahvaltısına neden çağırmadığımı sormuştun.
— Çünkü beni uyandırmadınız!
— Saat ikiydi.
İkimiz de sustuk.
Kerem'in dudaklarının kenarında beliren küçücük gülümseme kayboldu. Bakışlarını ellerine indirdi.
— İşte böyle şeyler hayal ediyordum. Saçma sapan şeyler. Birlikte markete gitmeyi, senin gereksiz yere bir şeyler alıp sonra eve dönünce neden aldığını unutmanı... Film izlerken sonunu tahmin edip filmi mahvetmeni...
Gözlerini ovuşturdu.
— Bir gün evimizin nasıl olacağını bile düşünmüştüm. Çok büyük olmayacaktı. Sen büyük evleri sevsen bile ben küçük bir evin daha güzel olacağını düşünüyordum. Salonun penceresinden güneş girecekti. Bir de bahçemiz olacaktı.
— Bahçe mi?
— Evet, bahçe. Sen çiçeklerle ilgilenmeyecektin tabii, ilk hafta heves edip sonra hepsini bana bırakacaktın. Ben de her seferinde sana kızacaktım.