Aylar, hayatımın en dingin ve en bereketli rüzgarıyla akıp gitti.
Her okul çıkışında demir kapının önüne vardığımda manzara hiç şaşmıyordu: Kaan, kendi lisesinin son zili çalar çalmaz bisikletine ya da otobüse atlayıp bizim kapıya gelmiş oluyordu. Çantasını tek omzuna asmış, sırtını o koca çınar ağacına yaslamış bir halde beni bekliyordu. Yanına vardığımda gözlerinde beliren o sakin parıltı, okulun bütün yorgunluğunu üzerimden alıyordu.
Ders tekrarları, kütüphane köşelerinde geçen sessiz ama verimli saatler, Masal’ın sınav öncesi panikleri ve benim artık pürüzsüz çıkan sesimle ona konu anlatışlarım... Sınav haftası bittiğinde panoya asılan listede adım yine en üst sıralardaydı. Ama bu kez o birinciliğin altında kırık bir sessizlik değil, hayatla barışmış bir kızın emeği vardı.
Ve nihayet beklenen o büyük mevsim geldi çattı.
Son sınıf olan Arda’nın üniversite maratonu bittiğinde evdeki stres yerini tatlı bir telaşa bırakmıştı; sınavı umduğundan çok daha iyi geçmişti. Ve şimdi, okul bahçesinde binlerce renkli ışığın, kurdelelerin ve müzik seslerinin yükseldiği o mezuniyet akşamındaydık.
Geniş bahçe hıncahınç doluydu. Veliler gururla sahneyi izliyor, öğrenciler cübbeleriyle heyecanla koşturuyordu.
Annemle babam en ön sıralarda yan yana oturmuştu; Meryem Hanım daha tören başlamadan mendilini çıkarmış gözlerini siliyordu, Selim Bey ise ellerini dizlerine dayamış, aylar önce yoğun bakım kapılarında diz çöken o ailenin bu bahçede dimdik duruşunu izliyordu. Masal ve annesi Şennur Teyze de hemen yanlarındaydı; Masal üzerine giydiği fırfırlı sarı elbiseyle her zamanki gibi ışıl ışıldı ama gözleri sahnede Arda’yı arıyordu.
Kaan hemen yanımdaydı. Üzerindeki koyu renk takım elbisenin içinde her zamankinden daha olgun görünüyordu. Kalabalığın uğultusunda elimi hafifçe tuttu, başparmağıyla bileğimi okşadı.
"Çok güzelsin," diye fısıldadı kulağıma.
Boynumdaki o martı figürlü küçük kolyeye dokundum, gözlerinin içine bakarak sıcacık gülümsedim: "Sen de çok şıksın Kaan." Sesim artık rüzgarın içinde hiç kaybolmuyordu; duru, net ve kendinden emindi.
Sahneden anons yapıldığında bahçe alkış tufanıyla inledi:
"Okulumuz son sınıf öğrencilerinden... Arda Kaya!"
Arda, lacivert cübbesi ve omzuna attığı kepiyle merdivenleri ikişer ikişer tırmandı. Bir zamanlar omuzlarına çöken o ezici vicdan azabından, o karanlık suçluluktan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Başı dimdikti. Sahnenin ortasına geldiğinde diplomasını aldı ama kürsüden inmeden önce mikrofonu eline aldı.
Bahçedeki uğultu bir anda kesildi.
Arda kalabalığın içinde gözlerini gezdirdi ve doğrudan beni buldu. Göz göze geldik. Yüzünde o çocuksu, gururlu abi tebessümü belirdi.
"Buradan mezun olurken geriye dönüp baktığımda bir sürü hata görüyorum," dedi Arda, sesi okulun hoparlörlerinden bütün mahalleye yayıldı. "Ama hayat bana en büyük dersi kitaplardan değil, kardeşimin sessizliğinden verdi. Bu sene boyunca karanlığa gömdüğüm o gerçeği, onun kocaman kalbi ve affediciliği aydınlattı."
Gözleri hafifçe buğulandı ama gülümsedi:
"Ben bugün bu cübbeyi giyiyorsam, onun sayesindedir. Teşekkür ederim fıstık. Sesini bir daha hiç kaybetme."
Alkışlar bahçeyi inletirken Masal yanımdan fırlayıp parmak uçlarında ıslık çaldı: "Helal olsun be çakma koruma! İlk defa adam gibi konuştun!"
Arda sahneden iner inmez kepini fırlatıp koşarak yanımıza geldi. Annemle babama sarıldıktan sonra bir hamlede beni kollarına alıp havaya kaldırdı; "Bitti bücür! Mezun oldum!" diye bağırdı. Masal’ın da kafasına şakayla kepini geçirip "Sıra sizde küçük hanımlar, göreceğiz seneye boyunuzu!" diye sataşmayı ihmal etmedi. Masal kepi düzeltip gözlerini devirdi ama yüzündeki o sıcacık tebessüm ikisinin arasındaki o kırılmaz kardeşlik bağının mühürüydü.
Gecenin sonunda, yüzlerce son sınıf öğrencisi sahnede geri sayıma başladı.
"Üç... İki... Bir!"
Yüzlerce kep aynı anda gökyüzüne fırlatıldı. Karanlık gökyüzü bir anlığına lacivert ve altın sarısı kumaşlarla kaplandı; ardından rengarenk konfetiler üzerimize yağmaya başladı.
O an başımı kaldırıp göğe baktım. İki sene önce o soğuk denizin dibinde ciğerlerime dolan su, aylar önce o karanlık deponun kilitli kapıları, koridorlardaki o sağır edici düz çizgi... Hepsi o keplerle birlikte gökyüzünün sonsuzluğuna karışıp dağıldı.
Kaan elimin üstündeki parmaklarını biraz daha sıkılaştırdı. Yanımda canımdan çok sevdiğim abim, arkamda her şeyim olan ailem ve Masal’ın bitmeyen kahkahaları vardı.
Artık suskunluğun kızı değildim.
Kendi sesimle, kendi kanatlarımla ve etrafımı saran o koca sevgi çemberiyle; hayatımın en güzel şarkısını söylemeye yeni başlıyordum.