İçeriğe geç

Dilsiz Çığlık

Bölüm 35 · 2 dk okuma

Dilsiz Çığlık

Bölüm 35

CAMIN ARDINDAKİ GÖZLER

Arda diz çöktüğü yerden doğrulurken içindeki fırtınanın yavaş yavaş dindiği, ama yüzündeki o ağır yorgunluğun silinmediği her halinden belliydi. Gözlerindeki yaşları kolunun tersiyle sildi. Bana son bir kez, minnetle ve toparlanmaya çalışan bir abi tebessümüyle baktı.

"Hemen geliyorum," dedi fısıltıyla. "Bir elimi yüzümü yıkayayım, kafamı toparlayayım biraz."

Başımı hafifçe salladım. Arda kapıya doğru adımlarken, odanın kapısındaki o küçük dikdörtgen buzlu cama istemsizce gözüm kaydı.

Oradaydı.

Kaan, elleri montunun ceplerinde, sırtını koridorun karşısındaki duvara yaslamış bir halde camdan içeri bakıyordu. Yüzünde ne Masal’ın o fırtınalı öfkesi ne de Arda’nın o paramparça hali vardı; sadece derin, sakin ve içinde koca bir dünyayı taşıyan o dingin bakışları vardı. Gözlerimiz camın ardından kesiştiği an başını hafifçe eğip dudaklarının kenarıyla belli belirsiz gülümsedi. O küçük tebessüm, günlerdir üzerime yapışan o hastane havasını bir anda dağıtıverdi.

Arda kapıyı açıp koridora çıktığında Kaan’la göz göze geldi. İki çocuk arasında tek bir kelime bile geçmedi ama Arda’nın Kaan’ın omzuna hafifçe dokunup geçişinde, deponun kapısında ve o yoğun bakımın önünde başlayan o sessiz erkek dayanışmasının ağırlığı vardı. Arda lavaboya doğru yönelirken kapı aralık kaldı.

Birkaç saniye sonra kapı hafifçe itildi.

Kaan içeriye adeta parmak uçlarında, odadaki huzuru bozmaktan çekinir gibi sessizce süzüldü. Üzerindeki o tanıdık koyu renk montu çıkarmış, koluna asmıştı. Kapıyı arkasından usulca kapatıp yatağın yanındaki boş sandalyeye doğru bir adım attı.

"Gelebilir miyim?" diye sordu fısıltıyla. Sesi öyle yumuşak, öyle güven vericiydi ki bir haftalık gürültüden sonra içime su serpilmiş gibi hissettim.

Gözlerimi kırpıştırıp yorganın üzerinden elimi hafifçe kaldırarak gelmesini işaret ettim.

Sandalyeyi yatağa biraz daha yaklaştırıp oturdu. Boyu o kadar uzundu ki sandalyede bile hafifçe öne eğilmek zorunda kalıyordu. Dirseklerini dizlerine dayadı, koyu kahverengi gözlerini doğrudan benimkilere dikti. Yüzümü, alnımdaki o solgunluğu, serumun bağlı olduğu elimi dikkatle süzdü; gözlerinde o gece deponun önünde duyduğu o korkunun son kırıntıları hala okunabiliyordu.

"Korkuttun bizi," dedi derin bir nefes vererek. Dudaklarında yine o hafif, hüzünlü tebessüm belirdi. "Öyle böyle değil hem de... Bütün mahalleyi, okulu, herkesi ayağa kaldırdın küçük hanım."

Söylediği söze karşılık yanaklarımın hafifçe ısındığını hissettim. Omuzlarımı hafifçe kaldırıp 'elimde değildi' dercesine dudaklarımı büzdüm.

Kaan’ın bakışları yavaşça yumuşadı. Cebinden bir şey çıkardı; küçük, kenarları hafifçe yıpranmış siyah kapaklı bir eskiz defteri ve ince uçlu bir kurşun kalem. Defteri yatağın kenarına, elimin tam yanına bıraktı.

"Kelimelerin olmadan da ne kadar güçlü olduğunu biliyorum Seren," dedi, ses tonundaki ciddiyet içimi titretti. "Ama bir daha sesini kimsenin hapsetmesine izin verme. Eğer konuşmak istemezsen yaz... Anlatmak istemezsen çiz. Ama sakın içine gömme."

Gözlerimi defterden alıp Kaan’a çevirdim. İki yıl önceki o okul bahçesinde, madalya töreninde bana uzaktan bakan o çocuğun gözleriyle tam şu an karşımda duran çocuk aynıydı; beni hiçbir zaman bir 'eksik' olarak görmemişti.

Kaan elini yavaşça kaldırıp yatağın kenarındaki parmaklarımın hemen yanına koydu. Dokunmadı, sadece orada olduğunu hissettirmek ister gibi bekletti:

"Ve bir daha nerede olursan ol... O kapının arkasında Kaan’ın olduğunu unutma, tamam mı? Hep geleceğim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.