İçeriğe geç

Dilsiz Çığlık

Bölüm 32 · 2 dk okuma

Dilsiz Çığlık

Bölüm 32

KAVUŞMA

Normal odaya alındıktan sonra geçen o iki gün, hastanenin kokusunu da koridorun havasını da yavaş yavaş değiştirdi. Vücudumdaki o dondurucu ağırlık, serumların ve sıcak battaniyelerin altında eridi; bilincimdeki o puslu perde nihayet tamamen aralandı. Gözlerimi her açtığımda pencerelerden süzülen solgun gün ışığını, tülün kıpırtısını ve en önemlisi ciğerlerime dolan o temiz havayı hissettim.

Doktorun nihayet "Kısa süreliğine, sırayla görebilirsiniz" iznini verdiği sabah, odanın kapısı hafifçe aralandı.

İlk içeri giren annemle babamdı. Annemin gözleri beni yatakta uyanık, başım hafifçe yastığa yaslanmış halde gördüğü an yeniden taştı. Sessizce, adeta beni ürkütmekten korkan bir kuş gibi yatağın kenarına süzüldü. Titreyen elleriyle yanaklarımı avuçladı, alnımı, saç diplerimi defalarca öptü. "Kuzum... Güzel kızım, buradasın ya..." diye fısıldadı boğuk bir sesle.

Babam yatağın diğer tarafına geçti. İki koca yıl boyunca omuzlarında taşıdığı o dimdik duruşun yerini, bir mucizeye tanıklık eden bir babanın derin teslimiyeti almıştı. Kolumdaki serum kelebeğini incitmemeye çalışarak elimi iki avucunun arasına aldı, dudaklarına götürdü. Gözlerinden süzülen iki damla yaş elimin üzerine düştü. Tek bir kelime etmedi ama bakışlarındaki o "Geçti kızım, buradayız" güveni içimdeki bütün o soğuk deponun izlerini sildi.

Onlar odadan çıkıp kapıyı aralık bıraktıklarında koridordan hızlı, telaşlı ayak sesleri yankılandı.

Ve ardından kapı ardına kadar açıldı; Masal içeri bir kasırga gibi daldı.

Gözlerinin altı uykusuzluktan hala hafifçe mordu ama bana baktığı an yüzünde öyle bir aydınlık belirdi ki odayı güneş basmış gibi oldu. "SEREN!" diye çığlık atmamak için ağzını eliyle kapattı, ardından kendini doğrudan yatağın kenarına fırlattı.

Kollarını boynuma dolarken canımı yakmamak için öyle garip, öyle komik bir özen gösteriyordu ki dudaklarım istemsizce iki yana kıvrıldı. Başını omzuma gömdü, hıçkırıkları saçlarımın arasına karıştı:

"Seni bir daha yalnız bırakırsam iki cihanda da yakam bir araya gelmesin... Ömrümden ömür gitti be ortak! Bir daha sakın, sakın beni sensiz bırakma!"

Geri çekilip yüzüme baktı, yaşlarını kolunun tersiyle hızla sildi. Sonra aniden durdu, derin bir nefes alıp sırtını dikleştirdi. Ciddiyetle ellerini göğsünün hizasına kaldırdı.

Parmakları biraz acemice ve heyecanla titriyordu ama gayet net hareketlerle işaret etmeye başladı:

«Seni... çok... seviyorum. İyisin?»

Gözlerim kocaman açıldı, boğazıma bir sıcaklık oturdu. Masal’ın o günlerce başında beklediği, uykusuz kaldığı yetmezmiş gibi benim dilimi öğrenmek için harcadığı o çaba göğsümün tam ortasına sımsıkı sarıldı.

Sağ elimi güçlükle yorganın üstünden kaldırdım. Titreyen parmaklarımla ona karşılık verdim:

«Ben de... İyiyim.»

Masal yaptığım hareketi anladığı an gözleri parladı, dudaklarından hem bir kahkaha hem bir gözyaşı aynı anda döküldü; yeniden boynuma atıldı.

O sırada açık kalan kapının eşiğinde bir gölge belirdi.

Arda, kapının pervazına tutunmuş, içeri tek bir adım bile atmaya cesaret edemeyerek öylece duruyordu. Gözleri yatakta oturan bana kilitlenmişti; yüzünde tarif edilemez bir suçluluk, acı ve kırılmışlık vardı. Masal kafasını çevirip onu fark ettiği an, az önceki o yumuşacık yüzü saniyesinde buz kesti; gözlerini devirip arkasını döndü.

Arda’nın titreyen sağ eli ise bel hizasında, işaret diliyle öğrendiği o tek hareketi yapmak ister gibi kararsızca havada asılı kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.