Hemen yan taraftaki müşahede odasında yatan Meryem Hanım, göğsüne saplanan görünmez bir bıçakla aniden yatakta doğruldu.
Hiçbir şey duymamıştı; koridordaki o kapalı kapının ardındaki fısıltılardan habersizdi ama bir annenin kalbi, evladının bedeninden çekilen o son nefesi milisaniyesinde hissetti. Boğazından insanı dehşete düşüren, yırtıcı bir feryat koptu. Kolundaki serum iğnesini tek bir hamlede çekip kopardı; damarından sızan kan koluna yayılırken çırpınarak yataktan aşağı yuvarlandı.
"SEREN! GİTTİ! KIZIM GİTTİ!"
Hemşireler panikle kadının üzerine kapandı, Selim Bey koşup eşinin titreyen bedenine sarıldı ama Meryem Hanım deli gibi çırpınıyor, tırnaklarını kendi göğsüne geçirerek nefes almaya çalışıyordu: "Kızımın nefesi kesildi Selim! İçim yandı, öldü benim yavrum!"
Tam o cinnet anında... Kırmızı alanın sürgülü kapısının ardından, elektrik şokunun metalik gümbürtüsünün hemen peşinden başka bir ses yankılandı.
Önce kesik, zayıf bir "bip".
Ardından bir tane daha... Ritim yavaş yavaş hızlandı, o kulakları tırmalayan düz çizginin uğultusu bir anda kırıldı.
Doktorun maskesinin ardından gelen, derin bir nefesle harmanlanmış gür sesi koridora taştı:
"Nabız geldi! Sinüs ritmi yakalandı... Tansiyon 80'e 50! Entübe edin, yoğun bakımı hazırlayın, döndü kız!"
O üç kelime... Nabız geldi... Döndü...
Koridorda zaman bir kez daha, bu sefer hayata doğru dönerek akmaya başladı.
Yerde başını dizlerinin arasına almış, ruhunu teslim etmiş gibi duran Arda bir anda başını kaldırdı. Gözleri yerinden fırlayacak gibi açıldı. Duyduğu sesin gerçek olup olmadığını anlayamayarak kapıya baktı. Ciğerlerine sanki iki yıldır ilk kez hava doluyormuş gibi hırıltılı, sarsıcı bir nefes çekti içine. Fayansın soğukluğuna yapışan elleri gevşedi; iki büklüm olmuş bedeni hıçkırıklarla sarsılarak duvara yığıldı. "Yaşıyor..." diye inledi ağlayarak. "Yaşıyor... Allah'ım yaşıyor..."
Masal yere kapandığı yerden doğruldu, elleriyle yüzünü kapattı. Göğsündeki o dayanılmaz baskı bir anda çözülmüş, yerini kontrolsüz bir ağlama krizine bırakmıştı. Kaan hemen yanına çöküp Masal’ı omuzlarından tuttu; Kaan’ın da gözlerinden bir damla yaş süzülüp çenesine indi ama dudaklarında iki yıldır ilk kez derin, hafiflemiş bir tebessüm belirdi. Sırtını duvara yaslayıp derin bir soluk verdi.
Müşahede odasındaki kargaşa da o sesle birlikte yerini derin bir sükunete bıraktı. Meryem Hanım kocasının kollarında baygınlığa benzer derin bir titremeyle yığılırken Selim Bey başını eşinin omzuna gömdü.
Kırmızı alanın kapısı hızla aralandı; ter içinde kalmış iki doktor ve hemşireler, üzerinde oksijen tüpleri ve solunum cihazı bağlı olan o hareketli yatağı yoğun bakıma ulaştırmak için koridora çıkardı.
Seren’in yüzü hala bembeyazdı, göğsü makinenin desteğiyle ritmik bir şekilde inip kalkıyordu ama bileğindeki o incecik damarda hayat, inatçı ve sessiz bir nehir gibi yeniden akmaya başlamıştı.