İçeriğe geç

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 7

Bir kelime, tüm günü etkileyebilir

BÖLÜM 7

Bazı Kelimeler İnsanının Bütün Gününü Değiştirir

Bade’nin eli, fincanın kulpunda öylece kaldı.

Ekrana yalnızca bir saniyeliğine bakmıştı.

Belki daha az.

Ama bazen insanın hayatını altüst etmek için bir saniye fazlasıyla yeterli oluyordu.

Aşkım Arıyor.

Kelimeler küçücüktü.

Telefon ekranında duran sıradan bir bildirimdi.

Ne kırmızıydı.

Ne çarpıcı.

Ne de özellikle dikkat çekiciydi.

Ama Bade’nin göğsünün tam ortasına, görünmez bir taş gibi oturmuştu.

Bir saat önce kendi kendine kurduğu senaryolara kızmıştı. “Bir daha böyle düşünmeyeceğim,” demişti içinden. “Birini tanımadan hakkında hikâyeler yazmayacağım.”

Şimdi ise zihni, ona rağmen yeniden çalışmaya başlamıştı.

Belki sevgilisi vardı.

Belki az önce gördüğü kız gerçekten kardeşiydi.

Ama bu…

Bu başka biriydi.

Belki de hayat bazen bu kadar basitti.

İnsanlar birbirlerini severdi.

Telefonlarına “Aşkım” diye kaydederdi.

Sonra da günlerine devam ederlerdi.

Bade yavaşça gözlerini ekrandan çekti.

Hayır.

Bakmamalıydı.

Bu yaptığı şey ayıptı.

Hem de oldukça.

Telefon ona ait değildi.

Üstelik Ertuğ’un özel hayatının onu ilgilendiren hiçbir tarafı yoktu.

Bunu kendine birkaç kez tekrar etti.

İşe yaramadı.

Çünkü kalbi mantığı dinlemiyordu.

Tam o sırada Ertuğ arka taraftan hızlı adımlarla geldi. Telefonu eline aldı, ekrana göz attı ve istemsizce gülümsedi.

“Ya sabır…” diye mırıldandı kendi kendine.

Çağrıyı açmadan önce Bade’ye döndü.

“İki dakika.”

Bade sadece başını sallayabildi.

Ertuğ telefonu kulağına götürerek mutfağın arkasındaki küçük depoya doğru yürüdü.

Konuşmaları duyulmuyordu.

Sadece bazen gülüyordu.

Bazen de alnını ovuşturuyordu.

Yaklaşık üç dakika sürdü.

Üç dakika.

Ama Bade’ye göre en az yarım saat geçmişti.

İçindeki bütün neşe, biri musluğu kapatmış gibi yavaş yavaş çekiliyordu.

Az önce latte köpüğündeki yamuk kalbi görünce hissettiği o çocukça mutluluk yerini garip bir huzursuzluğa bırakmıştı.

Kendi kendine kızıyordu.

Defalarca.

“Sen gerçekten psikoloji okuyorsun.”

İçinden konuşmaya başladı.

“İnsan zihninin nasıl çalıştığını anlatan makaleler yazıyorsun.”

“Sonra da bir telefon rehberindeki tek kelimeyle bütün gününü mahvediyorsun.”

İnsan başkalarına karşı ne kadar objektif olabiliyorsa, kendine karşı o kadar acımasız olabiliyormuş.

Bade bunu bugün öğrenmişti.

Telefon konuşması bittikten birkaç dakika sonra Ertuğ yeniden bara geçti.

Yüzünde hâlâ aynı ifade vardı.

Ne üzgün görünüyordu.

Ne de özellikle mutlu.

Her zamanki gibiydi.

Bir müşterinin siparişini aldı.

Başka birine kahve hazırladı.

Küçük bir kız çocuğuna bardağın üzerine kalp çizdi.

Sanki az önce telefonu çalan kişi hayatının en sıradan parçasıymış gibi davranıyordu.

Belki de öyleydi.

Bade kitabını açtı.

Bu kez gerçekten okumaya zorladı kendini.

İlk paragrafı okudu.

İkinciyi de.

Üçüncü paragrafın sonunda kitabı kapattı.

Hiçbir şey anlamamıştı.

Aynı satırı dört kez okumuştu.

Telefonunu eline aldı.

Ümran’ın sohbetini açtı.

Parmakları birkaç saniye boyunca klavyenin üzerinde bekledi.

Sonunda yazdı.

“Evrene karşı çok ayıp ettim galiba.”

Mesaj gönderildikten yaklaşık on saniye sonra telefon çaldı.

Ümran arıyordu.

Bade gözlerini devirdi.

“Mesaj atmak diye bir şey var.”

“Yok.”

“Var.”

“Senin sesini duymam lazım.”

Bade istemeden gülümsedi.

“Abartıyorsun.”

“Hayır. Sen yazınca bir garip oluyor. Anlat.”

Bade derin bir nefes verdi.

“Telefonunda ‘Aşkım Arıyor’ yazıyordu.”

Karşı tarafta sessizlik oldu.

Uzun bir sessizlik.

Ümran ilk kez hemen cevap vermemişti.

“Kesin mi gördün?”

“Evet.”

“Belki annesidir.”

“Ümran.”

“Tamam.”

“Babasıdır.”

“ÜMRAN.”

İkisi de istemsizce güldü.

Gülmeleri yalnızca birkaç saniye sürdü.

Sonra Ümran’ın sesi yumuşadı.

“Bade…”

“Hı?”

“Üzülme.”

Bade fincanın içindeki kahveye baktı.

“Kendime kızıyorum.”

“Neden?”

“Çünkü ortada hiçbir şey yok.”

“Doğru.”

“Hiçbir söz vermedi.”

“Evet.”

“Hiç flört etmedik.”

“Evet.”

“E o zaman neden böyle hissediyorum?”

Ümran birkaç saniye sustu.

Sonra çok sakin bir sesle konuştu.

“Çünkü hoşlanıyorsun.”

Bade cevap vermedi.

“Hoşlanmak için insanların sana söz vermesi gerekmiyor.”

Bu cümle Bade’nin içine oturdu.

Belki de haklıydı.

İnsan hissetmeye karar vermiyordu ki.

Oluyordu.

Hem de en olmadık zamanda.

Telefonu kapattığında hava kararmaya başlamıştı.

Kafenin camlarına akşam güneşi vuruyor, içerideki sarı ışıklarla birbirine karışıyordu.

Bade saate baktı.

Neredeyse iki saattir oradaydı.

Normalde çoktan gitmiş olurdu.

Bugün gidemiyordu.

Çünkü gitmek istemiyordu.

Gitse bile aklı burada kalacaktı.

Tam çantasını toplamaya karar verdiği sırada Ertuğ elindeki önlüğü çıkararak arka taraftan geldi.

Demek vardiyası bitmişti.

Bade istemsizce doğruldu.

Ertuğ saçlarını eliyle geriye itti.

“Beklediğin için teşekkür ederim.”

“Ben…”

“Gerçekten konuşmak iyi geldi.”

Bade gülümsedi.

“Bana da.”

Kapıya doğru birlikte yürümeye başladılar.

Bu tamamen plansız olmuştu.

Bade aslında çoktan çıkmış olacaktı.

Ertuğ ise işten yeni çıkıyordu.

Kapının önüne geldiklerinde kısa bir sessizlik oldu.

İkisi de aynı anda konuşmaya çalıştı.

“Şey…”

Sonra aynı anda sustular.

İkisi de güldü.

“Evet, sen söyle.” dedi Bade.

“Emin misin?”

“Evet.”

Ertuğ ensesini kaşıdı.

“Yarın geliyor musun?”

Soru o kadar beklenmedikti ki Bade birkaç saniye cevap veremedi.

“Neden?”

“Şey…”

Bu kez utanan Ertuğ olmuştu.

“Bitiremediğimiz sohbet vardı.”

Kalbi yine hızlandı.

“Gelirim.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Emin misin?”

“Az önce aynı soruyu sen sordun.”

“Fark etmedim.”

“Ettim.”

İkisi de yeniden güldü.

Bade, uzun zamandır kendini bu kadar hafif hissetmemişti.

Tam vedalaşacakları sırada Ertuğ’un telefonu yeniden çaldı.

Ekran yine aydınlandı.

Bade bu kez özellikle bakmamaya çalıştı.

Gerçekten çalıştı.

Ama insan bazen istemediği şeyleri daha çok fark ediyordu.

Telefon bu kez Ertuğ’un elindeydi.

Ekrana baktı.

Derin bir iç çekti.

Sonra gözlerini kapatıp çağrıyı reddetti.

“Yine mi?” diye mırıldandı kendi kendine.

Bade hiçbir şey sormadı.

Soramazdı.

Ama merakı her geçen saniye büyüyordu.

Ertuğ telefonu cebine koydu.

Yüzünde hafif mahcup bir ifadeyle ona döndü.

“Bir gün anlatırım.”

Bade şaşkınlıkla baktı.

“Neyi?”

Ertuğ birkaç saniye sustu.

Sonra küçük bir tebessümle omuz silkti.

“Telefonumun neden bu kadar baş belası olduğunu.”

Ve yürüyüp gitti.

Bade ise kaldırımın üzerinde öylece kaldı.

Çünkü ilk kez aklına başka bir ihtimal gelmişti.

Ya telefondaki “Aşkım” gerçekten sandığı şey değilse?

Ya bir lakapsa?

Ya bir şakaysa?

Ya da…

Hiç tahmin etmediği bambaşka bir hikâyesi varsa?

O gece yatağına uzandığında Ertuğ’un gülüşünü değil…

Son cümlesini düşündü.

“Bir gün anlatırım.”

Ve nedense, ilk kez o günü gerçekten beklemeye başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.