İçeriğe geç

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 18 · 7 dk okuma

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 18

Doğum günü

BÖLÜM 20

Tesadüf Değildi

Bade, kafenin kapısından çıktığında akşam serinliği yüzüne çarptı. Elini çantasının içine atıp kitabının arasındaki küçük peçeteyi bir kez daha yokladı. Oradaydı.

Nedense onu kaybederse, o gün yaşananların da gerçekliğini kaybedecekmiş gibi hissediyordu.

Otobüs durağına yürürken telefonu çaldı.

Ekranda Türkan’ın adı vardı.

“Alo?”

“Yarın akşam planın var mı?”

“Yok. Neden?”

“Berkan’ın doğum günü.”

“Gerçekten mi?”

“Evet ama kutlama istemiyor. O yüzden sürpriz yapacağız.”

Bade gülümsedi.

“Bu cümlede bir mantık hatası var.”

“Biliyorum ama geliyorsun.”

“Nerede?”

Türkan birkaç saniye sustu.

Sonra adresi söyledi.

Bade’nin adımları olduğu yerde durdu.

“…Bir dakika.”

“Ne oldu?”

“Orası…”

“Evet?”

“…şey değil mi?”

“Kafenin karşısındaki restoran.”

Kalbi istemsizce hızlandı.

Türkan hiçbir şeyden habersiz konuşmaya devam ediyordu.

“Hem yemek yeriz hem de sonra yürürüz.”

“Tamam…” dedi Bade, sesi normal çıkmaya çalışsa da içindeki heyecan çoktan kontrolden çıkmıştı. “Gelirim.”

Ertesi gün, saat yediye doğru restoran yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.

Berkan her zamanki gibi geç kalmış, geldiğinde herkes alkışlamaya başlamıştı.

“Abartmayın ya.”

Semih hemen ayağa kalktı.

“Otuz yaşına girdin.”

“Yirmi dört.”

“Ruhun otuz.”

Masada kahkahalar yükseldi.

Ümran, Bade’nin kulağına eğildi.

“Şu an seni hiç dinlemiyor.”

“Nereden anladın?”

“Çünkü gözlerin beş dakikadır karşı kaldırımda.”

Bade istemsizce cama baktı.

Kafenin ışıkları yanıyordu.

İçerisi kalabalıktı.

Barın arkasında…

Ertuğ vardı.

Sipariş hazırlıyordu.

Bir ara başını kaldırdı.

Tam karşı restorana baktı.

Ve…

Bade’yi gördü.

İkisi de aynı anda duraksadı.

Ertuğ şaşkınlıkla gülümsedi.

Bade de istemsizce elini hafifçe kaldırdı.

Çok küçük bir selam.

Kimsenin fark etmeyeceği kadar küçük.

Ertuğ da kahve sürahisini bıraktı.

Aynı şekilde başını hafifçe eğdi.

Sadece birkaç saniyelik bir andı.

Ama Bade’nin bütün akşamını güzelleştirmeye yetmişti.

“Arkadaşlar!” diye bağırdı Berkan.

“Bir dakika beni de dinleyin.”

Masadakiler sustu.

“Pastayı kesmeden önce…”

“…hepinizden bir dilek tutmanızı istiyorum.”

Türkan güldü.

“Doğum günü senin.”

“Eee?”

“Biz niye dilek tutuyoruz?”

“Çünkü benim pastam.”

Semih omuz silkti.

“İkna oldum.”

Masadaki herkes gözlerini kapattı.

Bade de kapattı.

Bir anlığına, ayın hilal olduğu geceyi hatırladı.

Kanatçıdan çıktıkları o geceyi…

Gökyüzüne bakıp tuttuğu dileği…

Gözlerini açtığında istemsizce karşı kafeye baktı.

Ertuğ da tam o anda cama yaklaşmıştı.

Elinde tepsi vardı.

Bir saniyeliğine göz göze geldiler.

Bade gülümsedi.

Ertuğ da.

Sanki o ilk dilek, aralarındaki görünmez bir ip gibi hâlâ ikisini birbirine bağlıyordu.

Yemek bitmek üzereydi.

Garson tabakları toplamaya başlamıştı.

Tam o sırada restoranın elektrikleri bir anda kesildi.

İçeriden küçük şaşkınlık sesleri yükseldi.

“Ne oldu?”

“Sigorta mı attı?”

Dışarıdaki sokak lambaları yanıyordu.

Demek ki sorun sadece restorandaydı.

Personel telaşla mutfağa koşuştururken işletme müdürü masaları dolaşıp özür diliyordu.

“On dakika içinde çözeceğiz.”

Berkan güldü.

“Romantik oldu.”

Tam o sırada restoranın kapısı açıldı.

İçeri tanıdık biri girdi.

Üzerinde siyah önlüğü vardı.

Elinde büyük bir termos taşıyordu.

Ertuğ.

Restoran müdürü onu görünce rahatladı.

“Allah senden razı olsun.”

“Ne oldu?”

“Kahve makinesi de elektrikle çalışıyor.”

“Misafirler kahve bekliyor.”

Ertuğ gülümsedi.

“Bizim makine çalışıyor.”

“Filtre kahve hazırladım.”

“İdare eder mi?”

Müdür neredeyse sarılacaktı.

“Efsane olur.”

Bade şaşkınlıkla olanları izliyordu.

Meğer iki işletme yıllardır birbirine böyle yardım ediyormuş.

Ertuğ tek tek masalara kahve dağıtmaya başladı.

Sonunda onların masasına geldi.

Berkan başını kaldırdı.

“Abi sen…”

“…karşı kafedeki barista değil misin?”

Ertuğ gülümseyerek başını salladı.

“Evet.”

“Helal olsun.”

“Doğum günüymüş.”

“Bugün son kahveler benden.”

Berkan itiraz edecekti.

Ertuğ elini kaldırdı.

“Doğum günü hediyesi.”

Masadakiler teşekkür ederken Ertuğ fincanı Bade’nin önüne bırakırken çok hafifçe fısıldadı.

“Bu sefer gerçekten tarçın yok.”

Bade gülmemek için dudağını ısırdı.

“Kontrol edeceğim.”

“Edebilirsin.”

Tam Ertuğ dönecekti ki Berkan merakla sordu:

“Bade…”

“…bu abiyle tanışıyor musunuz siz?”

Masadaki herkes aynı anda Bade’ye döndü.

Ümran su içerken öksürmeye başladı.

Semih kaşlarını kaldırdı.

Türkan’ın yüzünde ise kocaman bir sırıtış belirdi.

Bade’nin yanakları saniyeler içinde kıpkırmızı oldu.

“…Sanırım artık tanışıyoruz.”

Masadaki sessizlik, Ertuğ’un cümlesinden sonra birkaç saniye daha sürdü.

Sonra ilk gülen kişi Berkan oldu.

“Abi, bu cevap fazla iyiydi.”

Semih kahkahasını tutamadı.

“Demek olay var.”

“Ne olayı?” dedi Bade, gereğinden hızlı bir şekilde.

“Yok bir şey.”

Türkan, dirseğiyle Ümran’a hafifçe vurdu.

“Ben bir şey demedim.”

Ümran ise bardağından su içer gibi yapıp yüzünü gizlemeye çalışıyordu. Gülmemek için verdiği mücadele o kadar komikti ki sonunda pes etti.

“Bade…”

“Hı?”

“…sen gerçekten kızardın.”

“Hayır.”

“Şu an domates tonundasın.”

“Abartıyorsun.”

Berkan masaya eğildi.

“Bak, ben anlamam böyle işlerden.”

“Yalan.”

“Tamam anlarım.”

“Eğer biri sana ücretsiz kahve veriyorsa…”

Semih cümleyi tamamladı.

“…ve sana isminle hitap ediyorsa…”

Türkan devam etti.

“…ve sen de her hafta aynı kafeye gidiyorsan…”

Ümran son noktayı koydu.

“…biz artık hiçbir şey söylemeyelim.”

Masadakiler aynı anda kahkahaya boğuldu.

Bade elleriyle yüzünü kapattı.

“Gerçekten başka konu yok mu?”

“Yok.”

Kutlama bittiğinde saat ona yaklaşıyordu.

Restoranın önüne çıktıklarında hava serinlemişti.

Yaz akşamlarının o tatlı esintisi sokak boyunca dolaşıyor, ağaçların yapraklarını hafifçe sallıyordu.

Berkan esneyerek,

“Ben taksi çağırıyorum.”

dedi.

Semih de telefonunu çıkarıp,

“Ben de.”

diye ekledi.

Tam o sırada Ümran’ın telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

“Annem.”

Aramayı açtı.

“Efendim anne?… Şimdi mi?… Tamam, geliyorum.”

Telefonu kapatınca hafifçe iç çekti.

“Ben gitmek zorundayım.”

Türkan şaşırdı.

“Bir şey mi oldu?”

“Yok, sadece misafir gelmiş.”

“Tamam, biz de çıkıyoruz zaten.”

Herkes vedalaşmaya başladı.

Birkaç dakika içinde kaldırım bomboş kaldı.

Sadece Bade…

Ve karşı kaldırımdaki kafeyi kapatmaya çalışan Ertuğ.

Bade yürümeye hazırlanırken arkasından bir ses geldi.

“Bade.”

Arkasını döndü.

Ertuğ önlüğünü çıkarmış, kapıyı kilitliyordu.

Elinde sırt çantası vardı.

“Otobüse mi gidiyorsun?”

“Evet.”

“Ben de o tarafa yürüyorum.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Birlikte yürüyelim mi?”

Bade’nin yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

“Olur.”

Sokak, gündüze göre oldukça sakindi.

Kafeler kapanıyor, son müşteriler evlerine dönüyordu.

Kaldırımların üzerinde sarı sokak lambaları uzun gölgeler oluşturuyordu.

İlk birkaç dakika ikisi de konuşmadı.

Bu sessizlik artık rahatsız etmiyordu.

Aksine…

Yan yana yürümek bile yetiyordu.

Ertuğ sonunda sessizliği bozdu.

“Arkadaşların eğlenceli.”

“Biraz.”

“Biraz mı?”

“Berkan normalde daha da kötü.”

“Eyvah.”

“Tanısan anlarsın.”

Ertuğ güldü.

“Semih sürekli espri yapıyor.”

“Evet.”

“Türkan herkesi organize ediyor.”

“Evet.”

“Ümran…”

Bade gülümsedi.

“Ümran her şeyi herkesten önce anlıyor.”

“Bence doğru.”

“Ne?”

“Beni senden hoşlandığım konusunda ilk fark eden kişi o.”

Bade’nin adımları bir an duraksadı.

“…Ne?”

Ertuğ hemen durdu.

“Şey…”

“…çok mu açık söyledim?”

İkisi de birkaç saniye birbirine baktı.

Sonra Ertuğ ensesini kaşıdı.

“Ben aslında…”

“…öyle demek istememiştim.”

Bade kahkaha attı.

“Hayır.”

“Yani…”

“…evet.”

“Çok açık söyledin.”

Ertuğ gözlerini kapatıp hafifçe güldü.

“Harika.”

“Niye?”

“Hayatımda ilk defa ağzımdan kaçtı.”

“Ben de ilk defa böyle bir şey duydum.”

Kalpleri aynı anda hızlandı.

Hiçbiri geri adım atmadı.

Ertuğ derin bir nefes aldı.

“Tamam.”

“Tamam?”

“Madem söyledim…”

“…geri almayacağım.”

Bade konuşamıyordu.

Rüzgâr saçlarının birkaç telini yüzüne düşürdü.

Ertuğ hiç düşünmeden elini kaldırdı.

Sonra…

Tam saçını kulağının arkasına koyacakken durdu.

Eli havada kaldı.

İzin istemeden dokunmak istememişti.

Bade bunu fark etti.

Yavaşça kendi saçını kulağının arkasına aldı.

Sonra gülümseyerek,

“Teşekkür ederim.”

dedi.

Ertuğ da gülümsedi.

“Rica ederim.”

İkisi de az önce yaşanan küçük anın neden bu kadar heyecanlı olduğunu anlayamıyordu.

Otobüs durağına geldiklerinde elektronik tabelada 18 dakika yazıyordu.

“Eyvah.”

Bade iç çekti.

“Bu hatta hep böyle.”

“İstersen bekleyelim.”

“Sıkılmaz mısın?”

“Sıkılacağımı sanmıyorum.”

Yakındaki büfeden iki şişe su aldılar.

Bankın iki ucuna oturdular.

Aralarında yaklaşık yarım metre vardı.

Bazen o yarım metre, kilometre gibi geliyordu.

Bazen de hiç yokmuş gibi.

Karşılarında küçük bir çocuk babasının elini çekiştiriyordu.

“Baba.”

“Hı?”

“Annemle ilk nasıl tanıştınız?”

Adam gülerek eşine baktı.

“Annen bana çarpıp bütün kitaplarını düşürdü.”

Kadın hemen itiraz etti.

“Sen bana çarptın.”

“Hayır.”

“Sen.”

“Hayır.”

Küçük çocuk gözlerini devirdi.

“İkiniz de aynı şeyi söylüyorsunuz.”

Aile gülerek uzaklaştı.

Bade de istemsizce gülümsedi.

“Ne oldu?” diye sordu Ertuğ.

“Hiç.”

“Anlat.”

“Bir gün…”

“…biz de tanışma hikâyemizi anlatacak mıyız diye düşündüm.”

Cümle ağzından çıkar çıkmaz yüzü kıpkırmızı oldu.

“Ben…”

“…yani…”

“…şey…”

Ertuğ birkaç saniye ona baktı.

Sonra öyle içten güldü ki Bade de kendini tutamadı.

“Ne?”

“Bizim hikâyemiz biraz komik.”

“Neden?”

“Çünkü sen önce kahveyi söyledin…”

“…sonra bana bakmaya başladın.”

“Öyle olmadı.”

“Oldu.”

“Hayır.”

“İstersen güvenlik kamerasını açarım.”

Bade gözlerini kısıp güldü.

“Bu şakayı ikinci kez yapıyorsun.”

“Demek aklında kalmış.”

“Çünkü komik değildi.”

“Canım acıdı.”

“Yine mi?”

“Bu sefer kalbim.”

Bade, istemsizce başını eğdi.

Kalbinin attığını duyabiliyordu.

Tam o sırada otobüs uzaktan göründü.

İkisi de aynı anda otobüse baktılar.

Sonra birbirlerine.

İkisi de aynı şeyi düşündü.

Keşke biraz daha geç gelseydi.

Tam bir cevap verecekken…

Ertuğ hiç beklenmedik bir şekilde gülümsedi.

“Sanırım…”

“…artık tanışıyoruz.”

Ve ilk kez, bunu söylerken gözlerini Bade’den hiç ayırmadı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.