İçeriğe geç

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 15 · 3 dk okuma

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 15

Onlar kim?

BÖLÜM 14

Bizi Buldular

Kafenin içindeki uğultu bir anda durmuş gibiydi.

Kapüşonlu genç adamın masaya bıraktığı buruşturulmuş zarf, sanki herkesin dikkatini üzerine çekmişti. Aslında kimse ne olduğunu bilmiyordu. Diğer müşteriler birkaç saniye merakla baktıktan sonra yeniden kendi sohbetlerine dönmüşlerdi. Ama Bade için zaman durmuştu.

Ertuğ, zarfı gördüğü an yüzündeki bütün renk çekildi.

“Sen neden buraya geldin?” diye sordu, sesi beklenenden daha sakindi.

Genç adam omzunun üzerinden kapıya baktı.

“Başka çarem yoktu.”

“Eve gittin mi?”

“Oraya da geldiler.”

“Telefon?”

“Kapattım.”

Ertuğ derin bir nefes aldı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra kasadaki arkadaşına döndü.

“Emir, beş dakika idare edebilir misin?”

“Tabii.”

Ertuğ başıyla arka kapıyı işaret etti.

“Gel.”

İkisi birlikte mutfağın arkasına doğru kayboldu.

Bade, istemeden de olsa gözleriyle onları takip etti. Cam bölmenin ardından sadece siluetlerini seçebiliyordu. Genç adam sürekli ellerini saçlarının arasından geçiriyor, bir şeyleri hızlı hızlı anlatıyor; Ertuğ ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

Ümran, fincanını usulca masaya bıraktı.

“Tanıyor musun?”

Bade başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Merak ediyor musun?”

“…”

“Hem de çok.”

Bade istemsizce gülümsedi.

“Bu kadar belli mi?”

“Sen farkında değilsin ama gözlerin sürekli aynı yere gidiyor.”

Bade başını çevirdi.

“Kötü bir şey yaşamış gibi duruyor.”

Ümran’ın sesi bu kez daha yumuşaktı.

“Ertuğ da öyle.”

Yaklaşık on dakika sonra Ertuğ tek başına geri döndü.

Saçlarını eliyle geriye doğru itmişti.

Yüzünü yıkamış gibiydi ama gözlerindeki yorgunluğu gizleyemiyordu.

Siparişleri hazırlamaya devam etti.

Sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi…

İşte bu, Bade’nin en çok dikkatini çeken şeydi.

İnsan bazen en büyük yükünü taşırken bile başkalarına gülümsemeyi başarabiliyordu.

Ertuğ iki latte hazırladı.

Sütü fincana dökerken eli bu kez titremedi.

Köpüğün üzerine küçük bir lale çizdi.

Tezgâha koydu.

Derin bir nefes aldı.

Sonra fincanları alıp Bade’nin masasına geldi.

“Beklettiğim için kusura bakmayın.”

Bade kahveye değil, ona baktı.

“Güzel olmuş.”

Ertuğ fincandaki latte artına göz attı.

“Eh… idare eder.”

“Hayır.”

Bade gülümsedi.

“Senden bahsetmiyorum.”

İkisi de birkaç saniye sustu.

Sonra Ertuğ istemsizce güldü.

“Bugün moral vermeye mi geldin?”

“Aslında kahve içmeye.”

“Emin misin?”

“Pek sayılmaz.”

Ertuğ’un yüzünde ilk kez gerçek bir tebessüm oluştu.

Tam dönecekti.

Bade cesaretini toplayıp seslendi.

“Ertuğ.”

“Evet?”

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Söyle.”

“Her şeyi anlatmak zorunda değilsin.”

Çocuk birkaç saniye boyunca hiç konuşmadı.

“…”

“Ama tek başına taşımak zorunda da değilsin.”

Bu cümle Ertuğ’un beklemediği kadar derine dokunmuştu.

Bunu yüzünden anlamak mümkündü.

Bakışlarını kaçırdı.

Alt dudağını hafifçe ısırdı.

Sanki ilk kez biri gerçekten “Nasılsın?” diye sormuştu.

“Teşekkür ederim.” dedi sonunda.

“Gerçekten.”

Tam o sırada kasadan bir ses yükseldi.

“Ertuğ! Paket sipariş!”

Çocuk başını çevirip “Geliyorum.” dedi.

Sonra yeniden Bade’ye döndü.

“Bugün çıkışta biraz geç kalacağım.”

Bade istemeden sordu.

“Her şey yoluna girecek mi?”

Ertuğ cevap vermeden önce hafifçe gülümsedi.

“Bilmiyorum.”

Bu kez “İyiyim.” dememişti.

“Bilmiyorum.”

Ve Bade, nedense bu cevabı çok daha gerçek buldu.

Akşamüstü kafe yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı.

Ümran ders notlarını toplarken Bade hâlâ aynı sayfadaydı.

Kitabın açık olduğunu gören biri, saatlerdir ders çalıştığını sanabilirdi.

Oysa okuduğu tek şey, sayfanın sol üst köşesindeki bölüm numarasıydı.

Ümran kitabı usulca kapattı.

“Artık şu çocuğu düşünmeyi bırak.”

“Çalışıyorum.”

“Başarısızsın.”

Bade kahkaha attı.

“Evet.”

Tam kalkacakları sırada dışarıda tanıdık bir siluet belirdi.

Ertuğ.

Üzerini değiştirmişti.

Elinde sırt çantası vardı.

Kapının önünde kısa bir an durdu.

İçeri baktı.

Göz göze geldiler.

Elini hafifçe kaldırdı.

“Çıkıyor musunuz?”

Bade başını salladı.

“Evet.”

“Birlikte yürüyelim mi?”

Kalbi yine aynı şeyi yaptı.

Sanki biri içinden usulca kapıyı çalmıştı.

“Olur.”

Ümran ikisine baktı.

Sonra telefonunu cebinden çıkardı.

“Benim annem arıyor.”

Bade şaşkınlıkla baktı.

“Ekranın kapalı.”

“Birazdan arayacak.”

“…”

“Ben sizi ilerde beklerim.”

Ve hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitti.

Bade arkasından bakarken mırıldandı.

“Hiç normal biri değilsin.”

Ertuğ gülümsedi.

“Bence arkadaşın bizi bilerek yalnız bıraktı.”

Bade utançla yere baktı.

“Muhtemelen.”

İkisi yan yana yürümeye başladılar.

Ne omuzları birbirine değiyordu ne de konuşacak doğru cümleyi bulabiliyorlardı.

Ama ilk kez sessizlik rahatsız edici değildi.

Tam o sırada Ertuğ cebinden telefonunu çıkardı.

Ekrana baktı.

Derin bir nefes aldı.

Sonra ilk kez hiç düşünmeden telefonu Bade’ye uzattı.

“Sanırım…”

“…artık sana bir şey anlatmam gerekiyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.