Fidan
Sessizliğimiz giydiğim ayakkabının çıkardığı ses yüzünden bozuluyordu. Onun dışında ne ben ne de o konuşmuştu. Aslında nereye gideceğimizi de bilmiyordum çünkü hala yürümeye devam ediyorduk ve bu yolları pek bildiğim söylenemezdi. Umarım ona güvenmekte hata etmemişimdir.
En sonda dayanamayıp sordum "Of Yiğit hala susmaya devam edecek misin?"
"Biraz daha ilerleyelim öyle konuşacağız. Kimsenin bizi görmesini veya duymasını istemiyorum"
"Kimsenin bizi görmesini veya duymasını istemiyor musun? Tecavüzcü bir pisliğin teki olduğunu düşünmeye başlayacağım"
Dediğimle bana ters bir bakış atıp, yürümeye devam etti.
Ne bakıyorsun kardeşim kurabiye var simit var Allah Allah.
Bir süre sonra birkaç kişi dışında kimsenin olmadığı bir sokağa gelmiştik. Festival sebebiyle çok az insan vardı. Biraz köşeye çekildikten sonra nihayet Yiğit konuşmaya başladı.
"Öncelikle yaptığımdan dolayı çok ama çok özür dilerim. Büyük hayvanlık ettim bunu kabul ediyorum"
"Evet, büyük hayvanlık ettin. Hem bana bunu demek için mi bu kadar ilerilere getirdin?"
"Hayır. Sana diyeceğim şey daha farklı. Aslında sizinle daha önceden tanışıyoruz"
Kaşlarımı olabildiğince çattım ve biraz düşünmeye başladım. Nerede tanışmış olabilirdik ki? Acaba bir mekanda veya denizde veya bir alışveriş merkezinde falan mı tanışmıştık?
Yok, hiçbirinde bunları gördüğümü hatırlamıyordum.
"Ne demek daha öncedendir tanışıyoruz ya? Ben sizi hiçbir şekilde hatırlamıyorum"
"8. Sınıfta hangi okulda okudunuz?"
"Ne?"
"8. Sınıfta okuduğunuz okulun ismi neydi?"
"Bunu neden soruyorsun?"
"Ben söyleyeyim mi?" Dedi ve ardından derin bir nefes aldı. "***** ***** ortaokulu"
Bir dakika, nasıl? Ama nasıl olur? Nasıl bilebilirdi?
"Ben Yiğit Bademci. 8/E sınıfında okudum. Okul birincisiydim"
Yiğit Bademci
Yiğit bademci
Yiğit Bademci, 8/E sınıfında dışlanan fakat her zaman okul birincisi olurdu ve rakipleri tarafından çokça zorbalık görürdü. Evet, şimdi hatırladım.
"Yiğit, sen misin cidden?"
Yiğit Gülümseyip kafasını olumlu anlamda salladı.
"İyide, bizi nasıl buldunuz? Biz liseye geçince İstanbul'a yani buraya geldik. Sizin hala İzmir'de olduğunuzu sanıyordum"
"Aslında buradaki biraz da Kayra için geldik"
Kayra
Kayra Ertürk
Kayra Ertürk. Okuduğumuz okula sonradan geldi, 8/C'ye. Ona rağmen Yiğit ile çok yakın arkadaş oldular. Yiğit'i zorbalıktan kurtarıp hayata geri bağlayan Kayraydı.
"Nasıl Kayra icin geldiniz?"
"Kayra bi ara ortaokuldayken Asel'i voleybol oynarken görmüş. Ve sanırım fazlasıyla iyi oynuyormuş. Kayra'da voleybola karşı ayrı bir ilgi besliyor ve gerçekten oynayışından etkilenmiş. O zamandan beri Asel ile konuşmayı çok istemiş ama bir türlü olmamış. Sonra sizde başka şehire gidince baya araştırmış nereye gittiniz diye. Bir sürü okulun kayıtlı öğrencilerine bakmış ve en sonra sizi bulmuş ve İstanbul'a gelme kararı almış. Benim ve bizim en yakın arkadaşımız Kayra olduğu icin onu yalnız bırakmak istemedik ve onunla beraber bizde geldik"
"Aileleriniz bu duruma karışmadı mı peki"
Gülümseyen dudakları ve kısılan gözleri sorduğum soru ile düşmüştü.
Acaba yanlış bir soru mu sormuştu?
"Annem, babamı ben küçükken terk etti, babam ise Kayrayı gerçekten sevdigimi bildiği için İstanbul'a benimle beraber geldi. Alkanalp ise ailesini Yıllar önce kaybetti"
Sorduğum soruya bin pişman olmuştum. Annesinin onu terk edişi, Alkanalp'in ailesinin vefat etmesi kalbimi incitmisti. Ben böyle olduysam kim bilir onlar nasıl üzülmüştür.
"Bana acımanı istemiyorum. Belki de böyle olması gerekiyordu ve böyle oldu. O yüzden sıkma canını"
Kafamı sallayıp, başımı biraz eğdim.
"Hey! Ciddiyim bu konuda. Üzme kendini. Hadi gidelim artık bizi merak etmesinler" dedi, Kafamı olumlu anlamda sallayıp önden yürümeye başladım.
"Bunu diyecek olsanda neden bu kadar gerilere geldik?"
"Bilmem, biraz ekşın olur diye ilerletmiştim seni"
Ona ters bir bakış atıp gözlerimi devirdim. Ardından kendimi tutamayıp, güldüm.
"Ne gülüyorsun ruh hastası?"
"Aa, ben miyim ruh hastası olan?"
"Evet sensin. Ortaokuldada böyleydin sen. Bir ara düşük not aldığında bir tane kız seninle dalga geçti diye saç baş girişmiştin"
Bahsettiği olayı çok net bir şekilde hatırlıyordum. Matematikten hiçbir şekilde çalışmadığım için 50 almıştım ve Sınıftaki gıcık bir kız aldığım notla dalga geçmişti. Bende tenefüs olunca kızım saçını başını yolmuştum. Tabi ceza olarakta bir hafta uzaklaştırma almıştım.
"Hıh, o zaman çok sinirlenmiştim bir kere"
"Valla sinir olunca insanlara saç baş girişiyorsan seninle hiç konuşmayalım be"
"Ay ne abarttın sende" dememle gözlerini yuvalarından çıkacak kadar büyültüp bana baktı
"Abartıyorum öyle mi?"
"Öyle valla"
Daha fazla konuşmayıp yan bir bakış attı.
Bir süre sonra restoranın önüne tekrar gelmiştik. Tam içeri girecekken Yiğit kolumu tuttu.
"Fidan, bu dediklerimi lütfen Elisa'ya veya Asel'e anlatma. Aramızda kalsın"
"Tamam tamam, bana güvenebilirsin" Diyip gülümsedim.
İçeriye girdiğimde diğerleri koyu bir sohbete girmişti. Kapının açıldığını duyunca hepsi bize döndü.
"Şükür geldiniz be"
"He valla ağaç olduk burada"
"Yiğit'in saçma sapan fantezileri yüzünden geciktik" demeyi çok isterdim ama demedim. Onun yerine "tamam be ne abarttınız" demekle yetindim
