(Kayra'nın ağzından)
Adliyede, Asel'in sorgu odasından çıkmasını sabırsızca bekleyen anne ve babasını sakinleştirmeye çalışıyordum. Tabi korkumu ve heyecanımı yatıştırmaya çalışıyordum fakat bu dışarıdan belli olmuyordu elbette.
"Ne oldu yine kızıma Kayra? Yine mi başlıyor"
"Bilmiyorum baba. Bilmiyorum fakat iyi şeyler olmadığı belli"
"Ne demek iyi şeyler olmadığı belli?"
"Evde yine olmayan kişilerin olduğunu hayal ediyor ve kendisi görmeyene kadar bana inanmıyor. Evet bu sefer ölmeyen birini hayal etti ama yine de durumu kötü ve psikoloğa gitmeyi reddediyor"
"Reddetme gibi bir şansı mı varmış Hanımefendinin?"
"Valla baba bastan beri benimde o psikoloğu gözüm tutmuyordu fakat onu iyileştiren de o yani hakkını yiyemem"
"Off" Diyip, ellerini saçlarına geçirdi. Sinirli olduğu, alnında beliren damarlardan belliydi.
Sorgu odasından çıkan Asel ile hepimiz derin bir nefes alıp, yanına gittik.
"Asel, kızım"
"Asel ne oldu kızım ne konuştunuz"
Asel ise onları dinlemeden ilerlemeye devam ediyordu. Sanki gözleri kör olmuştu, görmüyordu hiçbir şeyi.
Ardından çıkan polisleri görünce Asel'e son bir bakış atıp, olanları sormak için polisin yanına gittim.
"Polis bey, ne oluyor? Karımı ne için getirdiniz buraya?"
Polis, gözlerime bir süre baktıktan sonra yanıtladı.
"Sanırım bu konuyu karınız ile konuşmanız daha doğru olur"
"Polis bey, sizin sanmanız veya düşünmeniz şuan umurumda değil. Karım zor zamanlardan geçiyor ve bi anda adliyeye çağırdınız ve sorguya aldınız. Bilmek en doğal hakkım değil mi?"
"Karınızın zor zamanlardan geçtiğini sorgu vaktinde anladım fakat dediğim gibi. Kendisi anlatırsa daha iyi olacak. İyi günler"
Arkasına bakmadan, hızla ilerleyen polise sadece bakmakla kalmıştım.
(15-20 dakika sonra)
"Karıcığım, kaç dakika oldu fakat ağzını bıçak açmıyorsun"
Yine cevap yoktu, yine ve yine.
"Tamam. Madem bu konu hakkında konuşmayı reddediyorsun, o zaman başka şeyler hakkında konuşuruz"
Ona daha çok yaklaşıp, elini sıkıca tuttum.
"Yaptığımız kek hazır. Ondan yemek ister misin? Veya yemek siparişi yapalım. Ne istersin, pizza? Hamburger? Dürüm?"
"Sadece sessiz olan bir ortamda uyumam istiyorum"
Sonunda, sonunda konuşmuştu.
"Tamam bitanem, sen bilirsin"
Alnına uzun bir öpücük bırakıp, Yukarı çıkmasına izin verdim.
Durumu sahiden de kötüleşmiş miydi? Yoksa durum en başından beridir kötü müydü?
Zordu, onun gibi birini anlamak zordu. Ama anlayacaktım, yaşanan cinayet sonrası hiç iyi olmamıştı. Bir günü dahil düzgün geçmemişti...
(Elisa'nın dilinden)
"Merhaba Fidan, ben geldim. Elisa"
10 yıl öncesine ait olmasına rağmen ilk günkü kadar temiz olan mezar taşını inceledim. Bir tarafında en ufak çizik veya ona dair birşey yoktu. Bu iyi miydi kötü müydü emin olamadım.
"Arkadaşın mı?"
Arkamdan gelen ani ses ile irkilip, o tarafa döndüm.
Kahverengi ve dümdüz saçlı, boyu fazla olmasa da benden kısa bir kız. Gözlüğü vardı, evet gözlüğü vardı. Ve bu gözlük, Fidan'ın taktığı gözlüğe benziyordu. Tek fark Fidan gözlüğü az gördüğü için değil, moda için takıyordu.
"Evet"
"Ne zaman önce kaybettin?"
Derin ve acılı bir şekilde yutkunup, "on yıl" dedim.
"Uzun zamanmış"
"Uzun olabilir ama acısı ilk gün gibi"
"Seni çok iyi anlıyorum. Benimde annem yirmi yıl önce bu hayata ve bana veda etti, ona rağmen acısı asla dinmez"
Yirmi yıl mı? Üstelik annesi.
"Çok mu canın yanıyor?"
"Çok canım yanıyor" Ardından sağ gözünden akan bir damla yaş ve akan damlanın görünmemesi için uğraşılan çaba.
"Mezar çıkışı bi kafede oturmaya ne dersin?"
Burnunu çekti. "Mezarda tanıştığın kişilere bu kadar kolay güvenmemelisin. Bir hırsız veya mafya olabilirim değil mi?" Dedi ve ardından sahte bir gülücük oluştu dudaklarında.
"İnan bana, yakınını kaybetmiş kişilerin zararsız olduğunu Uzun süre önce anladım"
"Ben tam tersi sanırdım"
"Nasıl yani?"
"Yakınını kaybetmiş insanların artık başka kaybedecek bir yani yoktur. Gözleri körerir ve istedikleri şeyleri yapmaktan kendilerini özgür sanarlar"
"Bu konuda katılmıyorum. Yakınını kaybetmiş insanlarda, ölen kişinin isteklerini yerine getirmek o kişi için bir sorumluluk olur. Bu hayatta herkes terstir. Ölmek isteyen yaşar, yaşamak isteyen de ölür. Bu duruma ise şöyle derler: biri yaşamak isteyen kişi icin yaşadı, diğer kişi ise ölmek isteyen kişi için öldü"
Bir süre sessizliğin ardından konuştu
"Mantıklıymış"
"Senin düşüncen de"
"Hayır ciddiyim. Bakış açın çok farklı" ardından elini uzattı ve
"Ben Ayşegül" dedi.
"Ben Elisa"
"Tanıştığıma memnun oldum Elisa"
"Bende Ayşegül"
