İçeriğe geç

Dikişli Çiçekler Delileri

Bölüm 5 · 18 dk okuma

Dikişli Çiçekler Delileri

Bölüm 5

4. İRİS FELAKETİ

İ R İ S F E L A K E T İ

♧

[____________]



YASİRA RAFE



Zihnime düşen dilek kadar dikiş sayısı mevcuttu, heyecanın külleri delip geçen zihnimi alabora ettiği sırada geriden yankılanan ses beni kendime getirmişti.

"Sloan, takma adım. Senin egitmenin olduğum için gerçek adımı bilemezsin; kurallar böyle." Eğitmenimle uzun bir süredir tanıyamamıştık, Bir kaç işim vardı.

Alnına dökülen kahve saçları ve gözlere sahipti, boyu uzundu. Yüzünde yarım bir gülümsemeyle elimden aldığı tabloyu bagaja koyup Arkasında iki sıralı koltuklar olan geniş taksiye bindi. Ardından bende bindikten sonra arabada çıt dahi çıkmıyordu.

Madem sessizlik oyunu oynuyoruz ben kazanacaktım. Çantamdan büyük,geniş camlı aynalı gözlüklerimi çıkardım, şimdi oyuna hazırdım.

Bana dik dik bakan breuse'ye saçımı savurup önüme döndüm. Ben kazanmalıydım ama konuşmadan yapamazdımda. Buldum!

Çantamda bulunan gazete kağıdından bulmacayı ayıcıklı kalemimle çözmeye başladım. Bir soruda takılıp kaldığımda fark etmeden kalemin başında bulunan ayıcığın kafasını yediğimi anladığımda hemen geri çekildim.

Ayıcık ölmüştü... herneyse camı açıp onu aşağı attım. Camı geri kapattığımda diğerlerinin tuhaf bakışlarını umursamadan gazateme geri döndüm.

Uzun ve sıkıcı Araba yolculuğundan sonra havaalanına gelmiştik, bize ayrılan özel uçağa bindikten ve uçak kalktıktan sonra bile kimse sessizliği bozmamıştı. Sanki hepsi anlaşmış gibiydi ama bu umurumda değildi bu oyunu ben kazanacaktım.

Çok uzun bir zaman geçti, hayır ben kazanıcaktım.

İnmeye yaklaştığımız bir zamandaydık ve bu kadar uzun bir süre niye kimse konuşmuyordu anlamlandıramıyordum.
Bazen eğitmenleri incelediğimde nedense fazlasıyla gergin ve tedirgin görüyordum onları. Galiba görevde aldıkları zehirden dolayıdır.

Uçaktan indikten sonra bizi karsilayan görevliler hepimizin kendimize ait evlerin suan hazır olmadığını sonraki gün verileceğini söylediklerinden sonra bizi tesiste bulunan odalarımıza kadar eşlik ettiler. Hazel ile aynı odada kalıyordum ve hazel odaya girer girmez üstünü lavaboda değişip yatağa uçma uçmuştu. Uyumayı seven küçük bir ayıcık gibiydi. Ama uçma uçtuğu için kanatlati olan bir ayı olmalıydı.
Ama bu imkansızdı yani şim-

"Shima ışığı kapatırmısın?" Hazel'in uykulu sesiyle ayağa kalkıp ışığı kapattım ve yatağına geçip kedi gibi yayıldım.

Büyük bir sarsıntıyla uyandım. Deprem? Tsunami? Dev saldırısı? En iyisi dev olabilir bu arada düşünsenize devler geli-

"SHİMA HEMEN UYAN!" Gozkapaklarimi zorla açıp beni sarsan hazel'e baktım, uyandığımı görünce hemen beni yataktan çıkartıp yerde sürüklemeye başladı. Beni valizimin önüne getirip hızla açıp elimi kiyafetletin üstüne koydu.

"Ne oluyor hazel? Ne bu acele, yoksa dev saldırısımı!" Uykulu ve garip çıkan sesimden dolayı elini alnına vurup hızlı hızlı konuşmaya başladı.

"Burada bulunan golf sahasına ilk defa sistem kuruldu, Her yıl bir kere düzenlenen özel bir etkinlik olucak ve kazanan kupayı alacak bu sayede st. Andrews'te en iyi golfçü ilan edilecek! Tesisin kurulucuları ünlü golfculerdi bu yüzden tesisimiz golfe hep önem verirdi. RİH'in yarısı orada bizde gidip izleyelim hadi! Hızlı giyin ben yemekhaneye gidip bizd yemek ayırcam."

Nefessiz konuşarak hızla odadan heyecanla ayrıldı. Uyku mahrurlugunu üstümden atmak için duşa girdim. Hemen duş alıp çıktıktan sonra girmeden önce ayarladığım kalın kiyafetleri üstüme giyip odadan çıktım.

Hazel'i yemekhanede bize ayirdigi yemekleri hızla tikinirken buldugumda gülerek yanına gittim. Aslında onunla sohpet ede ede yemek yiyecektimki buna izin vermeden bütün yemeği ağzıma takmaya başlayınca susup onun gibi hızla yemek yedim. Golf için bu kadar heyecanlıyısı yoktu.

Beni elimden tutup cekistirirken onunla birlikte kosuyorduk ve insanlara çarparak koşmak bir sinek gibi hissettiriyordu. Ne yani? Sinek gibi rahatsız edici bir şekilde insanlara çarpıp onlar tam bize sinirlenecekken ortadan kayboluyorduk.
Ve bu çok eğlenceliydi.

En sonda golf sahasına gelmemizle izliyicilerin arasına karışıp oynayanları inceledik. Hazal ban- Hazal? Ha hazel ha Hazal ikiside aynı işte. Her neyse, Hazal bana bütün oynayanların ne kadar yetenekli olduğunu, yıllardır bu sporu yaptıklarından bahsetti.

Tam karşımızda dev bir ekran vardı ve bu ekrandada kimin hangi turda olduğu, kaç tane atıp- kaç tane top kaçırdığı falan yazıyordu. Ama bunları göstermek için daha küçük bir ekranda olabilirdi fakat bu ekran KOCAMANDII. Her neyse sıkılmaya başlamıştım.

Etrafa göz attığımda gercektende bir sürü insan buraya dolusmus golfü ciddiyetle izleyip yorumda bulunuyorlar, iddiaya giriyorlardı.

Sonuncu alana geçildiğinde son üç kişi kalmıştı.

İki top, üç kişi; kuralsız oynanan bir oyunda düdüğü çalan olucakcı. Ya hepsi kaybedecek yada biri çekilecekti, ama kimse bundan yana değildi.

Burası st andrews, doğruların çalındığı yalanların sağır edileceği yer.

Olucaktı.

Kimisi suçlu kimisi suçsuz her oyunda bir yangöz hakem vardı. En çok sağır olanlar, gözlerini kör edenler.

Acı çığlıkların unutulmayacak olduğu bilincide ilerlerken bu yolda bilmemiz gereken sorular vardı.

Zaman, zanaatkar ve kaybolan.
Her şeyin başı kaybolan ise o zaman bu işin Neresindeyiz?

Yalanlar; gözünü boyatıp kaybolan ise, biz kimiz?

Kör olanların gösterdiği yola sapıp sağırların Öğütleri ile yürüyorsak biz
Neredeyiz?

Ekran birden parladı ve söndü. Bozuldu galiba?. Herkesin kafası simsiyah duran ekrana birden çevrildiğinde ekranda tek tek harfler girilmeye başlandı.


GAWN


Ekranın tam ortasında duran isme kimse anlam veremezken ekrandan robotlaştırılmış kalın bir erkek sesi alanı kapladı. Sağır olanlar kulaklarını havaya dikip dikkat kesildi.

"Merhaba sevgili St. Andrews sakinleri!
Hepiniz kafaları karışık anlıyorum... anlıyorum. Neyseki bu problemi cozucem merak etmeyin. Aslında sizin için ben değil siz bir çok problemi çözeceksiniz!"

Herkes ekrana garip bir şekilde bakıyordu. Ekranda hala sadece isim vardı. Birden isim silinmeye başladı. Silindikten sonda ekranda;

Kurallar;

1-

Başka bir şey yoktu. Adamın sesi yeniden alanı doldurduğunda bu sefer körler başını çevirdi. Herkes birbirini buldu.

"Gördüğünüz üzere ekranda kurallar belirlenecek ama merak etmeyin her hafta bir kural eklenecek. Şimdi siz bu neyin nesi böyle falan diyorsunuzdur şimdi diğmi diğmi!?" Heyecanlı sesi ve sonlara doğru kikirdayarak konuşması çoğu kişiyi urkutmeye başlamıştı bile. Derin bir es verdi ve devam etti.

" hepimiz gerçekleri istedik ama hiç birimizide almaya yeltenmedik. Gerçeklere ulaşılacağı söylenen yollardan değil, yolları gercek yapıp yalanları katledebilecegimiz bir fırsat!" Coşkulu konuşması ve dedikleriyle halkın dikkatini çekmeyi başarmıştı hepimiz pür dikkat onu dinliyorduk.

"Ama tabi size doğruları bulun görevi gibi şeyler vermeyeceğim merak etmeyin o kadar ugrasmayacaksiniz. Ben size ip ucu vereceğim sizde takip edeceksiniz. Mesela şu son kalan üç kişiye bir bakalım ha? Sizcede çok masumlarmı." Kimse cevap vermedi çünkü gerek kalmamıştı.

O üç adamdan biri Arkasını ekrana dönmüş gözlerini pörtleterek gergin bir şekilde seyircilerden birine bakıyordu.
Etrafı ekrandan gelen alkış sesi doldurdu birden.

"Evet evet evet! İşte bundan bahsediyordum. Diger ikisi kendisine güveniyor olmalı... şuanlık. Bu bi-" alanda yankılanan silah sesiyle birden çığlık sesi etrafı sardı fakat hemen sonrasında büyük bir sessizlik hakim oldu.

Ekrana Arkasını dönmüş olan o adam seyircilerden birini vurmuş şimdide kafasına silah dayamıştı. Gözlerini kapattı ve tetiği çekti. Yine bir silah sesi duyuldu ama bu sefer kimseden çığlık sesi gelmedi.

Gök birden gürledi büyük bir şimşek çaktı.
Ekrandaki ses bir süre sustu. Sessizlik hakim olan kasabada sadece yağmur hakim olmuştu.

Yağmur hafiften yağmaya başladığında ses yeniden sineklere rağmen gir çıkacak şekilde konuşmaya başladı. Galiba sustuğu süre boyunca sesi arttırmaya çalışıyordu.

"Bu bir hafta boyunca yalanlar ya söylendi yada söylendi. Fırsatı değerlendirin, kurallara uyun! Bir hafta sonra görüşmek üzere" Ses sustu ama bu sefer sağırlar ve körler ilk defa bu kadar arafta kaldı.

Kurallar;

1-hafta boyu yalanını açıklaması gereken kişiler verilen mesajda sıralanacak eğer söylemeyen olursa başkasının sırrı ortaya çıkar ve bununla birlikte verilen mesajda verilen kişilerin ailelerinden birisi öldürülür.

Herkes sessizce okudu ve yağmur damlalarının hızlanmasına rağmen yavaş bir şekilde evlerine dağıldılar.

Ben ise yağmurun altında herkesin gitmesini bekledikten sonra yavaşça ekranın önüne doğru yaklaştım.

Yalan,sır ve ölüm tanıdık hissiyatı veren dehşetti. Kimin kalıp kimin kalamayacak olduğu meçhuldu ama tek bir isteğim vardı
Od-

Birden üstüme doğru uzatılan şemsiye ile duraksadım şurada doğru düzgün kendi kendime bile konuşamıyorum arkamı döndüğümde egitmenimi gördüm. İfadesiz bir şekilde bana bakıyordu, bir bulmacayı çözmeye çalışıyormuş gibiydi.

Ona yaklaştım ve elindeki şemsiyeyi birden kapıp arkasına doğru kacinarak şemsiyeyi kapattım. Şimdi ikimizde ıslanıyorduk.
Ellerini cebine sokarak yağmurun altındayken bana doğru bakmaya başladı, yüzündeki bir şeyleri çözmeye çalışan ifade hala yerli yerindeydi. Eğitmenimin çok komik olduğunu söylemişlerdi, galiba tek bana cidliydi. Öğrencisi olduğum içindir.
(Yasira burda kendini kandırmaya çalışır çünkü pişman olup bu yoldan dönmek istemez)

Ona bakarak bende cidliligimi bugünlük korumaya karar verdim. Yağmurdan dolayı sesimi duymaz diye bağırarak "egitmenim! Malum yeni geldim havada güzel antreman yapmaya ne dersiniz?" Bu düşünceyi tartarcasına kafasını eğdi ve sonrasında yanıma doğru gelip benimle aynı hizada durdu. Bir ayağını ileri diğeri geride duracak değilde koşma pozisyonunu aldığında elimdeki şemsiyeyi sıkıca tutarak bende onunla aynı pozisyona geçiş yaptım.

Üçten geriye saymaya başladı.

"Üç...iki...Bir.."Tam koşacakken onun hala haraket etmediğini gördüm, onu sorgularcasına bakarken yağmurdan dolayı önüne düşme saçlar yüzünden yüzünü goremiyordum. Başı eğikti yavaş bir şekilde kaldırdığında hafif bir sırıtış vardı yüzünde. "Ben sıfır demeden nereye gidiyorsun ment" Bana karşı kullandığı isim ilk defa duyuyordum. Bana isim takması hoşuma gitmişti, bu ikimiz için bir ilerlemeydi. Birlikte daha iyi anlaşabiliriz.

Ona doğru gülümseyip tam konusacakken birden yanımdan anlam veremediğim kadar hızlı geçti. Arkama doğru döndüğümde çoktan uzaklaştığını gördüğümde bende onun arkasından koşmaya başladım. Tüm hızımla ona yetişmeye calissamda gercektende inanılmaz hızlı koşuyordu.

Birden gelen arabanın onun üstüne çamur fışkırtması ile etrafı göremeyecek yağmurdan dolayı kayarak yere düştü. Ben ona doğru koşmaya devam edereke kahkaha atmaya başladım. "Şovunuz bitti gibi ha?" Yanından hızla geçerken gördüğüm tek şey kalkmaya hazırlandığıydı.

Ben koşarken bana yetişti ve beni geçmişti. Sırtlan gibi koşar öküz gibi yanlıyordu beni. Benim o kadar hızlı koyamadığım görünce bana bağırmaya başladı "ment çok yavaşşın! Yoksa böylemi ajan olabileceğini düşünüyorsun? Asla Böyle olmazsın Hızlan hemen!" Bağırarak konuşmasına rağmen asla hızını kesimiyordu hatta onu duymak için dahada hızlanmam gerekiyordu.

Aslında şuan çok güzeldi yağmurun altında olan şeyleri olmamış gibi umursamadan koşmak. Ama ikimizinde kafasında durmadan bu konunun gerçekliği dönmesi suyun altındaki buz dağıydı.

Tahminen bir saat koştuktan açık cimenlik bir alana gelmiştik. Burası efsane güzeldi, ağaçlarla kaplı sadece ortası cimenlik olan bir alanda. Ağaçların arasından koşarak gelmiştik. Buraya gelene kadar beni ormanın ıssız derinliklerinde bulunan bir eve kitleyeceğini sanmıştım. Ama burası mükemmeldi, şuan beni kitlemek istese asla itiraz etmem o derece. Yanii, belki.

İkimizde durmuştuk ama ben etrafı seyretmemi bitirdiğimde o hala durdugu gibi arkası dönük bir şekilde put gibi dikiliyordu. Yağmur çarptı galiba? Ona doğru yürüyüp nasıl olduğuna bakacakken birden bana doğru dönüp karin boşluğuna yumruk attıktan geri çekilip bacağı ile belime hızlı ve acayip sert bir şekilde vurduğunda dolayi yere düşmüştüm. Geri çekilip kalkmamı bekledi. Sen kaşındın yasira! Yağmurun ortasinda eğitimmi olurmuş bize böyle öğretildi. Hem çok eğlenceli. Heryerim çamur ve çamur yüze iyi gelir derler.

Ben yeniden ayağa kalktığımda, kalkar kalkmaz atak yapmaya kalktığı anda hemen elini tutup ters çevirip bacağına sert bir tekme attımama rağmen düşmemişti. Sert çıtır.

Bizde sert olurduk koçum. Bir anda bacaklarımı bir oyana bir buyuna haramet ettirmemi garipsemeden dikildi yerden sadece elini haraket ettirerek bacaklarımda birini tutup çektiğinde yere şılap diye düşmüştüm. Çıtır ünvanı geri alındı.

O kadar ısınma yapıyordum beni yere atıyordu resmen, şimdi cidlilesme zamanı.
Cidli girl olma zamanı.

Uzun bir zaman boyunca beni yağmurun altında eğitmeye çalıştı. Bazen onu devirebilecgim araliklar olmuştu ve bu zamanlarda yüzünde bir sırıtış oluyordu. Yenilmeyi seviyordu galiba anlam verememiştim. Garip bir adamdı. Ama çıtır unvanını yaptığı bir hareketten dolayı yeniden kazanmıştı. Artık onuda siz düşünün..

Şuanda bana ait olan eve doğru yürüyorduk, nerede olduğunu bilmediğim için bana gösterecekti. Artık tesiste kalmayacaktık buda iyi birşey. Çantalarım pislendiğinde onları yıkayıp mandalla alabileceğim.

"Nereden biliyorsun ment?" Yol boyunca konuşmamasıyla birden bana soru sormasına şaşırmıştım.

"Neyi?"

"Yağmur yağarken ıslak ve çamurlu toprağın üstüne nasıl sağlam bir şekilde durulmasını?" İkimizde karşıya doğru bakarak konuşuyorduk.

"Sadece bir anda olan histi" Birden yürümesi durdu, dört adım önünde duruyordum. Başımı ona doğru çevirmeden karşıya doğru bakıyordum.O ise bana.

"İlginç bir hisin var, hatta o kadar ilginçki takla atıp yerde dimdik durmanda bile işe yaradı?" Bir adım bana doğru yaklaştığında haraket etmeden aynı şekilde durdum. Bir kaç saniye sonra omzumdan ona doğru bakarak elimi ona doğru uzattım.

"Bu kadar yol benimle geldiğiniz için teşekkürler, burdan sonrasını ben hallederim." Bana baktı.. baktı. Elini cebine atıp anahtarı avucuma bıraktıktan sonra bir şey demeden Arkasını dönüp giderken bağırdı;

"Zaten çoktan evine gelmiştik ment, iyi akşamlar dilerim!" Sağıma doğru baktığımda evin numarasının doğru olduğunu gördüm.

Anahtarı sıkıca tutup eve hızla yürüyüp kapıyı açtım ve kendimi içeri atıp kapıyı sert bir şekilde kapadım. Sırtım kapıya yaslıykan derin nefes alıp veriyordum.


Dehşet hepimizin bekledigi ama inkar edilecek kadar sağır bir gerçekti.




Flashback;




Yine gök şiddetle bir biçimde gülüyordu, ama asla durmuyorduk. Ne o nede ben ıslak ve çamurlu toprağın üstünde sağlam durmaktan geri kalmıyorduk.




Bana ıslak ve çamurlu bir toprakta nasıl ayakta kalacağımı öğretmişti, bana hayatta kalmayı değil kaldırmayı öğretmişti.




Demişti bana zaten en başında. "Sana asla uçmayı öğretmeyecegim çocuk, sağırlar sadece uçmayı gösterebilir."




Anlamamıştım o zamanlar. Ona doğru başımı kaldırarak merakla sormuştum.

"Ama ben sağır degilimki?" Gülüp cevap vermişti.




"Ben sağırım çocuk sen ise körsün. Bir kör asla nereye gideceğini göremeden uçamaz, bir sağır ise duymadığı için uçmayı öğrenemez." Güneş gözükmeyen havaya baktım. Yüzümde ufak bir sırıtış oluştu.




"İkimizde hatalıyız bu yüzden en çok doğruyu biz bilebiliriz." Dediğim cümleyle bana dönüp kafasını iki yana doğru salladı.




"Hayır! biz asla doğruyu bilemeyeceğiz, Bir hata asla doğru olamaz."




"biz hatalı değiliz. Hatayız." Dedim. Başını salladı.




Yalan ve doğru degildik. Hataydık.

Bu sadece hatalıların uçmaya çalışırken yere kancayla bağlandığını anladığı bir kabustu, ve rüya denen bir şey asla yoktu.




Flashback sonu.




Bugün dünkü şiddetli yağmurun haberini verir gibi kapalı Bur havaya sahipti. Sanki güneş birazdan batacaktı. Makinede yikadagim çantalarımı bu yüzden verandada bulan iplere asamamıştım.




Onun yerine evin salonunda dışarıda gelen geçeni görmeye yarayan camı açıp ipleri bir camdan diğer cama doğru yapıştırdım.

Suandada her renkten olan çanta koleksiyonumu asıyordum.




Asarken çantalarını arasında dışarıyı gördüm, Hazal ile birlikte bir kız evime doğru Yürüyordu. Çantalarını arasından onlara el salladığımda Hazal beni görüp el salladı. Yanındaki kız galiba Della idi.




Kapıya yaklaştıkları zaman gidip kapıyı açtım ve Hazal birsey demeden ona sarıldım.




"GÜNAYDIN!" Hazal bana içten bir şekilde sarılırken della gözleri ile dışarıyı işaret edip. "İyi akşamlar desen daha iyi olur...ve"

Üstümü süzerek kaslarini kaldırdı."sence bu havaya yazlık elbise giymek normalmi?"

Elime ilk gelen oydu bir daha hiç valizi karıştırmazdım.




Hazal bu soruya gülerek "sen hala Shima'dan normal bir şey yapmasınımı bekliyorsun Della!" Dellaya doğru gülerek kaşlarımı yapacak bir şey yok dercesine kaldırıp gülümsedim.




"Hadi hadi içeri geçin beş çayım soğuyacak!" Saat on'du ama kimin umrundaydıki!




Della ve Hazal içeriye gülerek girdiğinde onları salon ile birleşik olan mutfaktaki özel takım hazırlanmış kahvaltı masasına oturttum.




Ikiside tabaklarina leziz yiyecekleri doldururken bir yandan konuşmaya başladılar.




"Heleşükür gelebildin gerçekten yoksa o sarışın çubuğu öldürememe az kalmıştı!" Hazal sinirle solduğu sırada ben Della'ya ne oluyor decmrecesine baktığımda cevapladı.




"Diğer takımdan olan soleil'le kavga ettiler.

Soleil arkadas olduğunu aralarındaki küslüğün bittiğini sanıp ona sormadan eşyalarını karıştırmış falan oda buna sinirlendi." Yine aynı konular mevcuttu pek bir olay yoktu.




Hazal bize ne kadar sinirli olduğunu anlatırken bende renkli ciceklerin arasında ayıcıklı desenli çaydanlığımdan kendime çay döküyordum.




Hazal en sonda sinirini atmak için yanlışlıkla mor renk döküp ama böyle güzel olduğuna karar verip bütün kovayı boşalttığım koltuğa atladı ve hazin son.




Ben kahkaha atarken Della kendini gülmemek için zar zor zapt ederek Hazal'ı koltuktan kaldırdı.




"SENI ÖLDÜRÜRÜM SHİMA! BU KOLTUGUN HALI NE BÖYLE!? seni kunduz faresi saçımı yeni yapmıştım mahvoldu üstüm başım mosmorrr!" Ben kahkaha atmaya devam ederken oda Della ile küfür ederek lavaboya gitti. Della onu lavaboya bıraktıktan sonra geri dönüp cidli yüzüyle bir süre bana baktı, bende cidli bir şekilde ona baktım.




Sonrası kahkaha tufanı.




Hazal banyodan kıpkırmızı bir şekilde çıktıktan sonra benim üstüne nereden bulduğunu bilmedigim kırmızı boya atmıştı.

Ondan sonra tek kirlenmeyen Della olduğu için onun üstündeki mavi boya bulup atmıştık. Ve sonfa mor boyası hala kurulmamış olan koltukta oturuyorduk




Üçümüz karşıdaki boş duvara dümdüz bir şekilde bakarken aklıma fikir gelmişti, duvar bomboş duruyordu ve onu renklendirmeliydik.




Ben ayağa kalkıp elimle resim çizmeye başladım, Della ve Hazal'da benle birlikte kalkıp duvarı boyamaya başlamıştı.




Uzun saatler duvarı boyadık şekiller verdik ve ortasına güzel ,renkli çaydanlığımla çay döküp konuştuğumuz bir cümleyi yazdık.




Bence çok güzel olmuştu. Evim renkleniyordu.




Duvarı bitirdikten sonra hepimiz yere çöktük. Tesiste işimiz yoktu çünkü tesisin daha önemli bir işi vardı oda GAWN'ı bulmak. Aslında birinin ekrana bağlanıp böyle bir şey yapması ve kurallar koyması çok saçma ve inandırıcılığı az bir şeydi ama onun konuşmasından sonra iki kişinin put gibi durması ve diğerinin ailesini ve kendisini herkesin önünde katletmesi bu durumu fazlasıyla şüphelendiriyordu.




O kimdi ve niye böyle bir şey yapıyordu?

O adam niye kendisini ve ailesini katletti?




Sorular her zaman vardı ama bir yol yoktu şimdi ise bize verilen yollar vardı. Herkes bu andan itibaren ya birlik olucaktı yada sadece kendini düşünecekti. Nedense içimden bir his işin sonunda herkesin tek kalacağını söylüyordu. Ama hisler hep doğru çıkmazdı değilmi?




Della ve Hazal her şeyin farkinda olarak benimle duvara bu resmi çizmişti, eğer tek kalırsak ve gidersek arkamızda bir yıkıntı bırakmamış olacaktık. Bir zamanlar bir arada olan güzel bir dostluğun görüntüsünü bırakıcaktık.




Della ve Hazal bir zaman sonra gittiğinde bende ayaklanıp banyoya gittik ve en temizleyen keseyi alıp derimi yüzercesine keselemeye başladım. Bu lanet boya çok zor çıkıyordu.




En sonda banyodan çıkıp vücudumu kıpkırmızı ettiğim için krem sürmeye başladım. Şuan yereyaginin içine düşmüş bir kedi gibi hissediyordum. Öyle bir şey varsa tabi?




Yağlı kedi gibi olduğum için en bol olan kiyafetleri giyip buz dolabına diklemesine soktuğum Bisikleti çıkartıp dışarı çıktım.




Bisikletle kasabaya gidip meyve sebze alacaktım. Ama nerede olduğunu bilmiyordum bu yüzden hem yola bakıyor hemde ellerimle sabitledigim haritaya bakıyordum.




Haritayı incelerken bisikletin hızlanmasıyla kafamı korna sesiyle kaldırdım. Önümde araba yoktuki korna sesi nered- sağda sağda! Sağda ne varki? AA araba geliyor.

Yeniden haritaya döndüm neredeydi bu manav.




Şimdi şuradan gitsen burası market e mark-

Birden kendimi yerde bulmamla etrafıma baktım. Bir arabaya çarpmıştım sağdan gelen arabaya çarptık onu anladım. Arabanın şoför koltuğuna açılan kapıya yaşlanmış egitmenim sloan bana bakıyordu. Soğan gibi ismi var ona soğan alalım ve diyelimki "sloan sana soğan aldım" ooo aslında çok mantıklı. Soğan ve sloan. Acaba çocuğu olsa ismini ne koyardı? Soğan koysa efsane.




"Ne kadar zaman yerde ayagin bükülmüş şekilde durmaya düşünüyorsun?" Ne? Ayağımmı bükülmüş.




Gözlerimi ayağıma doğru çevirdiğimde çok garip bir şekilde duruyordu. Elimi 'buda sorunmu' dercesine sallayıp ayağıma yumruk attım, şimdi düzelmeşti.




Yeniden egitmenime baktığımda yüzündeki küçük sırıtışla beni izliyordu. Benim ona baktığımı gördüğünde sırıtışı aniden silindi.

Hafiften öksürüp kasları ile kalkmamı işaret etti. Demese kalkmayacaktım demedi zaten.




Ayağa kalkarken bisikletide tutarak onuda kaldırdım. Tam bir şey demeden bisikletle gidecekken egitmenim Bisikleti tuttu ona döndüğümde "nereye gideceksen ben bırakabilirim?" Süper olurdu, asla hayır demem. Ona mutlulukla bakıp kafamı aşağı yukarı dört kez salladım ve hemen ön

Koltuğa geçip oturdum. Bu sırada oda Bisikleti bagaja koyup arabaya bindi.




"Yiyecek bir şeyler almak için manava gitmeye çalışıyordum." Kafasını sallayıp arabayı çalıştırdı. Bir kaç dakika geçtikten sonra ortamın sessizliğinden gerildigim için "şarkı açabilirmiyim?" Sordum. Kafasını sallamasıyla radyoya açtığım anda memleketim Türkiye pop müziği benj karşıladı.




Şaşkınlıkla ona döndüğümde bana yandan bir bakış atıp "bir yakınım Türk." Dedi sadece. Havada asılı kalan kaşlarımla önüme dönüp birden bağıra bağıra sarkiyi söylemeye başladım. Yolculuk boyu şarkıyı söyledim ve arada ona baktığımda yüzünde küçük bir sırıtışla arabayı kullanıyordu.




Kasabaya girdiğimiz andan beri büyük bir velvele vardı. Herkes ayrı ayrı gruplar oluşturarak toplanmış tek bir noktaya bakıp kaçışıyordu. Sloan merak etmiş olacakki herkesin bakıp kaçtığı yere gittiğinde, girdiğimiz sokağı gördüğümde şok oldum.




Tek tük ölü insanlar vardı ve hepsi başından vurulmuştu kendi ellerindeki silahlardan.




Egitmenim aniden arabayı durdurup inip koşmaya başladığında bende sorgulamadan indim onun peşinden gittim.

Koştuğu yere baktığımda son bir insanın sokakta durup başına silah dayadığını gördüm.




İkimizde hızla sokağın sonuna doğru koşarken adam bize bakıp gülümsedi ve tetiği çekmesiyle benimde bir ölüye takılıp düşmem bir oldu. Sanki ben öldüm gibi hissettim bir an. Dehşetle irislerim büyürken sadece donup kalmıştım. Böyle olmamalıydı.




Bir kaç saniye sonra kendime gelip hemen kontrolü elime aldım ve ayaklandım. Gözlerim etrafı taradığında egitmenini yaslı adamın dibinde elindeki gazeteyi okuduktan sonra buruşturup yumruğunu içinde sıktı ve ona en yakın olan kameraya soğuk bir şekilde baktı.




Esen havayla önümden uçup gidecek olan gazeteyi yakalayıp okumaya başladım.




Sevgili St andrews sakinleri,

Lütfen korkmayın doğruluğun güneşinden sizi en saf karanlığı yaşatacak olmama rağmen. Sonuçta; her azmin yolu bir hazin sondan geçer.




....




Kuralları duymayanlar duysun çünkü bir daha tekrarlamaktan hoşlanmam.

Size sadece gazate yoluyla iletişim kuracağım çünkü sosyal medya güvensizliğin ana kaynağı. Bu andan itibaren tamamen doğruların şehrindesiniz.

Her doğru bu hafta boyunca gün yüzüne çıkacaktır yoksa... anladığınız umuyorum sevgili okurlarım.

Şehirde bazı değişiklikler yapacağım ama bu sizi endişelendirmesin küçük değişiklikler olucak. Küçücük.

Bana güvenmeyin. İyi günler dilerim;)

GAWN




....




Bu yazı yinede neden insanların kendini öldürecek kadar korktuğunun sebebini göstermiyordu. Bu insanlar Neyden bu kadar korkup kendini öldürdüler? Son sorabilecgimiz kişi az önce gözümüzün önünde ölmüştü.




Biri omzumdan sertçe çekiştirdiğinde omzumdan dönüp baktığımda egitmenim beni arabaya bindirip kapıyı ustume kapattı ve kilitledi. Ona neden bunu yaptığını sorgularcasina bakıp arabanın üstünde duran anahtardan kapıları açıp geri indim.




Oda bu sırada arkası donukken telefondan birini aramaya çalışıyordu aradığı kişiye ulaşamamış olacakki telefonu indirip birden Arkasını döndü beni görmesiyle şaşırıp arabanın üstündeki anahtarı baktı kafasını iki yana sallayarak arabanın etrafından dolaşıp şoför koltuğuna bindi.




Arabaya geri bindiğimde hızla çalıştırıp sokaktan çıktı.




Bir yandan arabayı kullanırken bir yandanda radyoya bir şeyler uğraşıyordu. Ona dönüp tam böyle bir zamanda neden müzik dinlemek istediğini soracakken radyodan ses geldi.




"Papaz konuşuyor sorun nedir?" Gelen erkek sesiyle ve Papaz demesine şaşırarak egitmenime baktım.




"Baş rahibe konuşuyor; bütün şehre gazete dağıtıldı ve sonrasında tüm cihazlarda iletişim, İnternet kesildi. Bir sokakta tonlarca ölü var. Bu iş sanıldığından cidli bir durum." Sert bir şekilde konuşmasıyla karşıdaki kişi bir süre sessiz kaldı.




"Rahibe teresa konuşuyor, hemen tesise gel oraya gönderdiğimiz ekip cesetleri halledecektir şuan bir sinyal yakaladık. Bize bağlanmak isteyen bir sinyal" Bu sefer bir kadın sesiydi ve sesi sertti. Acaba gerçekten sert bir seseme sahipti yok-




"Baş rahibe konuşuyor, Rahibe teresa bu sinyal Kimden?" Bir süre sessizlik oldu.




"GAWN'dan"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.