İçeriğe geç

Dikişler

Bölüm 4 · 13 dk okuma

Dikişler

Bölüm 4

3: part2

Bahçenin diğer tarafında Haymitch hayatındaki en doğal şey buymuş gibi Chiayla sohbet etmeye devam ediyordu .

“Hangi okul?”

“New England Müzik Konservatuvarı , çift diploma için Harvard’da lisans eğitimi de alıyorum”

“Demek öyle..”

Haymitch bir süre genç kızı izledi .

Arkasına yaslanıp ayaklarını çime doğru uzattı , deri ayakkabının tabanları gereğinden fazla yeşil olan çimleri ezdi , bunu yaparken üzgün görünmüyordu çünkü peri masalından çıkmış gibi görünen şeylerden nefret ederdi . Hiçbir zaman büyük göğüslü , manken fizikli veya parlak bir elbiseyle dolaşan kadınlardan hoşlanmamıştı . Fazla parlak bir şey görmek gözünü , fazla narin birini görmek ise kalbini acıtıyordu . Bu süre zarfında ikisinden de kaçmıştı . Flört etmeye gelen insanlardan , Daniel’ın veya abisinin sürekli takıldığını varsaydığı tipte kadınlardan , içtiği için onu çapkın veya aptal sanan , üstüne etiketler yapıştıran herkesten . Sadece Lenore’u düşünmek istiyordu , ve şanslıysa - çok içtiği gecelerde olduğu gibi – onun hayaletini görmek . Ayaklarına kapanıp ağlamak ve gece boyu kusmak . En iyi gecesi böyle geçiyordu .

Kırık ve masum şeyleri - onu acıtmalarına rağmen - severdi . Zorluğun içinde büyüyen narin ruhları ; bataklıkta yetişen nilüfer , sarmaşıkta tohumlanan gül gibi . Sessiz ve cılız durmasına rağmen yüzünden ruhundaki izler okunan Chia gibi . Belki de kendisi gibi dikiş izleri yoktu ama bakışından her şey anlaşılıyordu . Haymitch bu gözleri iyi tanırdı . Çukura düşmüş insanların gözleri hiçbir zaman yüzeyden bakmazdı . Chia’nın gözbebekleri çukura , etrafındaki renkler ise nilüfer yatağının suyuna benziyordu . Haymitch bu bakışlara ve bu hareketlere çok aşinaydı . Gereğinden fazla .

Çünkü aynı gözleri başka birinde - çok sevdiği birinde - görmüştü , aynı kaygıdan yenilmiş dudakları , aynı ucu kıvrık , inatçı saçları . Aynı duruşu . Kafasını zar zor olsa bile dik tutmayı beceren o gururu ama omuzlarındaki hayatın yükünü taşımışçasına biriken o bıkkınlığı .

Chia ona Lenore’u daha fazla anımsatsaydı eğer - ve tabi etrafta kimse olmasaydı , -tanıştıkları o gün onu Lenore zannedip ağlayabilir , kocaman yeşil gözlerinin bebeğini öpebilirdi .

Kazada Lenore’un gözüne giren camlar aklına geldi . Uyanınca kör kalacağından endişe etmişti , tabi bu henüz öleceğini bilmeden önceydi .

Şu an ise karşısında onun bir kopyası oturuyordu . Saf , masum , henüz - en azından fiziksel olarak - yaralanmamış . Elindeki gülü evirip çeviriyordu . Hala küçük şeylere mutlu oluyordu . Lenore’un öldüğü yaşta , Chia Haymitch’in karşısında en canlı haliyle nefes alıyordu . Haymitch’in gözlerini kamaştıran parlak güneş önündeki kızın ince kahverengi saçlarına vuruyor , gözlerini daha çok kamaştıran Chia’yı ilahi kıvılcım gibi gösteriyordu .

Tanrı bir şans vermişti.

Biricik sevgilin öldü , ama al sana sevgini gösterebileceğin ve buna ihtiyacı olan biri .

Haymitch artık psikoz geçirip geçirmediğini sorguluyordu ama Chia’yla geçirdiği her an bir işaret gibi geliyordu .

Bu yüzden anlık bir kararla iç çekip daha kontrollü görünmek için içkiden bir yudum aldı .

“Sana referans verebilirim” dedi “yarışmaya katılırsın , mentörlük yapıp sponsor bulurum . Bir süre şu nişan işinden uzaklaşmış olursun , hem de sonunda elinde paran olur” sanki yaptığı teklif fazla cezbedici görünmesin diye onu sabote ediyor gibi ekledi “yıl sonuna kadar yetenekli öğrenciler bulmam gerekiyordu , benim de fırsat ayağıma gelmiş oldu” .

“Bunu neden yapasın ki?”

“Çünkü seçenekleri hak ediyorsun , mutlu son görünümlü bir tuzağı değil” Gözü Chia’nın parmağındaki , hiçte ona ait gibi durmayan yüzüğe kaydı . Yüzük genç kızın parmağına geniş geliyor , ona uygun olmayan bir matlıkla parlıyordu . Chia aptal değildi , tabi ki , “tuzak” deyiminin yüzüğe ait olduğunu anlamıştı .

“Tuzağa düşürülmüş hissetmem mi gerek?” dedi Chia . Sesi “o kadar da önemli değil , aptal değilim” der gibiydi . Haymitch buna doğrudan cevap vermek yerine “hissetmen gerekmiyor , ama bir gün hissedeceksin” dedi “veya daha da kötüsü , tuzağa düşürülmüş değil , kendine ihanet ettiğini hissedeceksin” .

Chia parmağına takılan yüzük ona hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi metal halkayla oynayıp duruyordu . Sanki onu her an çıkarıp atabilirmiş gibi .

“Yüzük hakkında ne düşünüyorsun?” dedi Haymitch sakalını ovarken , genç kızdan bir cevap alamayınca .

“Sadece bir aksesuar” dedi Chia

“Bir tasma” diye düzeltti Haymitch , sonra şapmanyadan bir yudum aldı “ama tabi , içini rahatlatacaksa kendine bunu söyleyebilirsin” .

Bu onun Chia’ya her an çıkarıp atabilecekmiş gibi davranarak sadece kendini kandırıyorsun deme şekliydi .

“Bana tasma takılması neden seni rahatsız ediyor?”

“Basit bir empati” dedi Haymitch “bundan 10 yıl sonra bile istemediğin birinin yatağında uyanmak acı verici olmalı” .

Chia yüzüğe bakarak düşündü . Şimdi elinde hem gül , hem yüzük vardı . Kendini seçim yapar gibi hissetti . Ya tasma takılmasına göz yumacaktı , ya da zorlukların arasından filizlenip sarmaşık gülleri kadar güzel olacaktı . Güzel ve nadir olmak için kendime bu kadar acı çektirmeme gerek var mı diye düşündü .

Ama bazı ruhlar vardır ki onlar sıradanlığa gelemez . Basit bir papatya , bataklıkta yetişen nilüferle kıyaslanamaz , onun yaşadığı zorlukları kaldıramaz . Ama aynı zamanda nilüferin açması için gereken ortam o zor koşullardır , o da papatyanın hayatına mahkum olamaz . Bataklığın suyundan beslenir , papatyanın güvenli çayırlarına gönül verirse de er geç beslenecek bir şey bulamayıp kuruyup öleceğini bilir . Çünkü nilüferlerin kökleri her zaman daha derindedir . Hayatta kalmak için ilmek ilmek öğrenmiştir . Chia’nın çukurdan bakmayı öğrenmesi ve çukurun varlığını bile bilmeyen yüzeydekilerle asla aynı olmadığını bilmesi gibi . Daniel’ı seçerse bir gün öleceğini biliyordu . Ama o ölmeyi göze almış bir nilüferdi , köklenebileceği bir yer yoktu . Şimdi Haymitch gelmiş ona bataklığı teklif ediyordu . Bunun için de boğulma , acı çekme pahasına köklenmeyi öğrenmesi gerekiyordu . Göz göre göre ait olmadığın bir yerde ölmek mi , tehlike içinde yaşamak mı . İkilemi buradaydı .

Haymitch onun ikilemini sezdi .

“Yeğenim belli ki seni risk istemediği için seçti , acaba seçiminin yanlış olduğunu ne zaman fark edecek?” dedi nefesinin altından , gözleri manzaradaydı , sanki gündoğumundan bahseder gibi konuşuyordu .

Chia “ne demek istiyorsun?” diye sordu

“Demek istiyorum ki , tatlım” dedi Haymitch , bir çocuğa gökyüzünün neden mavi olduğunu anlatır gibi , bariz bir sesle “bazı insanların risk almadan yaşaması mümkün değildir” kadehini ona doğru doğrulttu “sen de o insanlardansın” şampanyayı tekrar dudaklarına götürdü “risk istemeyen biri neden riskin kendisiyle evlenir ki?” .

“Belki de henüz öyle biri olduğumu bilmiyordur”

“Belki de , ama er geç öğrenecek”

Ortamda bir sessizlik oldu , ikisi de yasak bir şey paylaştıkları hissine kapılıp geri çekilmişti . Chia durumu normale döndürmek için boğazını temizleyip sordu .

“Her gün sevmediğin biriyle mi uyanıyorsun? Benimle bu kadar empati yaptığına göre”

Haymitch onun bu gözlemi karşısında kahkaha attı “hayır , her gün aşık olduğum biriyle uyanıyorum” elindeki şampanyaya baktı “gerçi onun rengi daha koyu” .

Chia’nın tek kaşı havalanırken dudaklarında muzip bir gülümseme oluştu “aşık olduğun kişi viski mi?”

“Nereden bildin?”

“İnsanlar genelde kadınlardan onun rengi daha koyu diye bahsetmez”

Haymitch bardağı dudağına bastırdı “bu aramızda , ilişkimiz henüz çok yeni , başkalarına söylemeye hazır değilmiş”.

“Ama onu yemeğe getirdin”

Haymitch omuz silkti “sevgilinin bir noktada ailenle tanışması gerekir” elindeki bardağı incelerken mırıldandı “anlaşılan birlikte geçirilen 20 yıl ilişkimize ciddi demeye yeterli değilmiş , hala naz yapıyor”

“Şampanya içerek onu aldatmış olmuyor musun?”

“Tatlım , her gün viski içip böbrek yetmezliğinden ölmemi mi istiyorsun?”

Chia kahkaha attı “sadece sevgiline sadık kalmanı istiyorum”

“Merak etme , ona sadığım , gecelerimiz birlikte geçiyor”

Chia gülerek başını iki yana sallarken önüne döndü “bağımlılık merkezleri şu konuşmamı duysalardı beni linç ederlerdi”

Haymitch bu sefer ceketinden matarayı çıkarıp havaya kaldırdı , viskisini buraya da getirmişti tabi . “Aşkın karşısında kimse duramaz” diyerek bir yudum aldı .

Genç kızın gülüşü hafiflemiş , hala onu izlerken elindeki gülü çeviriyordu . Tekrar önüne döndüğünde Haymitch’in gözleri fark ettirmeden yüzünde , ince askılarda , hasır şapkasının çıplak sırtına düşen kurdelesinde gezindi .

Sonra suçluluk hissetmiş gibi geri çekti .

Kime fazla uzun baktığını , onun kiminle evlenmesi gerektiğini fark etmiş gibi .

Gençliğini ve hayatın acımasızlığını bahane etse de içinde bastıramadığı bir sebep daha vardı . Onu yanında istiyordu , ve mümkünse Daniel'dan uzakta . Böyle olursa dokunmayacağım diye söz verdi kendinde , narin nilüfer çiçeğini uzaktan izleyebilir ve canlandırdığı anılar yüzünden tatlı yas acısını çekebilirdi.

“Ah!”

Haymitch’in gözleri alarm çalmış gibi hemen tekrar ona çıktı , yerinde irkildi “diken mi battı?”

Chia parmağını emerken başını salladı , Daniel’ın yüzüğünün takılı olduğu parmağından metal halkaya kan damlıyordu .

“Bekle , bakmama izin ver” dedi Haymitch elini eline alırken . Ceketinin ön cebindeki ipek mendili çıkarıp - bunu Millie kaliteli bir şey giysin diye ısrar ederek aldırmıştı , şu an cidden bir işe yaradığına memnundu - parmağının etrafında sardı .

“Bastır”

Chia acıyla yüzünü buruşturdu , Haymitch nefesinin altından bir özür mırıldandı .

Demek ki ilahi kıvılcım bile kanayabiliyormuş diye düşündü ama aynı zamanda onun bu ifadesine içi acıdı .

Haymitch Chia’nın kanamasını izlerken aklına Lenore geldi . Onun da farklı şekilde kanamasını izlemişti .

“Kanıyorsun diye üzülme , en güzel ruhları en iğrenç deneyimler şekillendirir” Chia onun söylemi karşısında bir an duraksadı , yüzünde anlamaya çalışan bir ifade oluştu. Haymitch güldü “bir Poe olmadı tabi” . Chia da rahatlayıp gülerken elini kendine çekti “teşekkürler , kan durdu sanırım” elindeki mendili aralayıp parmağındaki yaraya baktı , Haymitch’e uzatacak gibi oldu ama o elini kaldırıp bunu yapmasını engelledi “gerek yok , kalsın” elini ona tamamen odaklanmak için yere bıraktığı kadehine götürdü “o kadar da sevmiyordum zaten” .

Chia başını sallayıp mendili bastırmaya devam etti . Haymitch kadehten bir yudum daha aldı .

“Neden Poe?” diye sordu

Chia omuz silkti “kederin içinde yaşamayı biliyor , bana benim de yaşayabileceğimi hatırlatıyor”

“Keder kelimesini kullanmak için fazla gençsin”

“İnsanların ne yaşadığını bilemezsin , hayat yaş tanımıyor”

Haymitch dudaklarını birbirine bastırıp sessizleşti “haklısın”

Bir süre ikisi de etrafı izledikten sonra Chia’ya haksızlık yaptığını düşünüp arayı yumuşatmak istedi “en sevdiğin şiiri hangisi?”

“Yasla ilgili olanlar . Özellikle bir tanesi vardı , dönüp dönüp okuyorum” dedi genç kız kucağındaki kitabın sayfalarını aralarken , bir yandan da konuşmaya devam ediyorlardı.

“Yas mı? Ebeveyn kaybı falan mı?”

Chia göz devirdi “hayır , bir şiirin en şiirsel konusu güzel bir kadının ölümüdür” diyerek şairden alıntı yaptı “güzel ve ölü bir kadın hakkında , sevdiğini geride bıraktı , toplumun ikiyüzlülüklerine maruz kaldı” dedi ve iç çekip devam etti “ama aşığı Guy De Vere onun için ağıt yakan ikiyüzlülere öfkeliydi , acısını içine gömdü , yasın sadece ağlayarak değil onurlu bir biçimde tutulduğunu gösterdi . Ölen birini sadece güzel kadın olmaktan çıkarıp sevilen biri yapan da budur , birinin senin için saygıyla yas tutması” .

Chia’nın sesi sonlara doğru kısılmıştı , sayfaları karıştırmayı bıraktı “acaba ben ölünce biri benim için böyle yas tutacak mı?” .

Haymitch onun karanlık , bulanık bir ruhu olduğunu az çok tahmin ediyordu ama gençliğinin baharında arkasından tutulacak yası düşüneceğini düşünmemişti .

“Ölmek için çok gençsin” diye yanıtladı “ama eğer olur da ölürsen , ben senin için yas tutarım” ve biraz düşündükten sonra ekledi “saygıyla” .

Chia gözlerini kitaptan kaldırıp ona baktı , ekim güneşi ikisinin de yüzüne vuruyor , Chia’nın pürüzsüz tenini , Haymitch’in kırışık izlerini belli ediyordu . Fazla değildi , sadece canlı olduğunu , yaşadığını belli edecek kadar . Mavi gözleri yorgundu ama birine ölüm yası sözü vermemiş gibi ilk defa grisi değil mavisi baskındı . Chia’nın iç karartıcı konuşmaları garip bir şekilde onun gözlerindeki bulutları dağıtıyordu .

“Doğum günün ne zaman?” diye sordu Haymitch ani bir dürtüyle “senin için yas tutmazsam eğer , bir yaş daha atlattığın için mum yakacağım”

Chia’nın dudakları düşünceyle yukarı kıvrıldı “doğum günüm geçti “ dedi önüne dönüp hasır şapkanın ipiyle oynarken “14 Temmuzdaydı” .

Haymitch oturduğu yerde iliklerine kadar donduğunu hissetti , Chia bunu fark etmedi tabi , Haymitchin yasını fark edebilmek için fazla kendi kafasının içindeydi . Adam kendini toparlayıp arkasına yaslandı . Onunla aynısın diyemedi , onun yerine ;

“Seneye kutlarız o zaman” dedi .

“Doğum günümü?”

“Bir yıl daha yaşamanı”

Bu onun için “Ya seni kaybederim ya da yaşadığını görürüm; iki durumda da seni görmezden gelmem” demekti . Sevgiye çok yakın , milimler kalmış bir ilgiydi ama Chia’nın yaşındaki birisi bunu henüz anlayamazdı. Bu yüzden Chia tekrar gülüp burnu kırıştığında ve elini saklamak ister gibi yüzüne götürdüğünde Haymitch sadece bunun olmasına izin verdi . Olması gerektiği gibi bazı alanlarda yaşının toyluğunu yaşamasına .

“Bunu fazla içselleştirdin , öleceğim falan yok” dedi Chia

“Bilemiyorum tatlım , yas hakkında bu kadar okuman beni endişelendirdi”

“Sadece onurlu adamları seviyorum”

Haymitch elini çenesine götürdü “Öyle olsun , bahsetmeyi bu kadar seviyorsan daha çok dinleyebilirim , bu yaşta öldüğünü düşünüp yas planı yapmaktansa kurgusunu okumak daha iç açıcı sanırım” bitmiş kadehi tekrar çimlerin üstünde koyup tekrar matarasını çıkardı ve yudumlarken ekledi “ama dikkat et , yaşlı bir adamım , kalbim kaldırmayabilir”

“O zaman bu kadar içmemelisin”

“Bunun aşk olduğu konusunda anlaştık sanıyordum”

“Her gün viski içersen öleceğini kabul ettiğini sanıyordum”

Haymitch “o zaman en kötü sen benim arkamdan yas tutarsın” dedi “yaşlı adamı yormayı bırak ve kitabını oku” .

Chia kendi kendine gülüp başını sallayarak “böbrek yetmezliğinden ölürsen sorumlusu ben değilim” dedi

“O zaman onurlu yasın buraya kadarmış sanırım” diye cevapladı Haymitch

Uzaktan Daniel “et ister misiniz?!” diye sordu , Haymitch hayır anlamında elini salladı - o kadar alkolden sonra bir şey yerse kusacağını biliyordu – Chia ise çoktan kitaba gömülmüş , sayfalar arasında okuduğu şiiri arıyordu .

““Çan çalmasın!” — tatlı ruhu, Uyumsuz bir sesle, neşesiz gözyaşlarına boğulmasın diye” diyerek okudu “Keder ve iniltiden,

Altın bir tahta,

Yalnız havanın sınırlarının ötesine!”

Kafasını kitaptan kaldırıp Haymitch’e baktı “onu ağıtlarla değil , sevinçle uğurlayın diyebiliriz , ama bu sevgilisinin ölümüne üzülmediği , yas tutmadığı anlamına gelmez” parmaklarını sayfalarda dolaştırdı ve başka birini açtı “aksine aşığı en derin yasın içinden geçer , bu The Raven şiirinde aşık , kargaya 3 sorar , karga hepsine nevermore , yani bir daha asla der”

Ona sayfayı gösterdi

“ilk başta ismini , sonra bu acıyı geçirecek bir merhem olup olmadığını...” Haymitch bunları dinlerken viskisini yudumluyordu ama son satırı duyunca yutkunamadı “sonra da Lenore’a tekrar kavuşup kavuşamayacağını sorar”.

Bedeni istemsizce kasıldı , matarayı tutan eli o kadar sıklaştı ki eklemleri beyazlaştı , Chia hala sebep olduğu şeyi bilmeden devam ediyordu .

“Karga hep aynı cevabı verir , adamı delirten şey soruların ağırlığıdır . Akıl ve delilik arasındaki sınır , umudun kaybı ve yasın donması”

Haymitch nefesini tutmuştu , genç kızın sesi kulaklarında yankılanıyordu

“yani yas sonsuza dek içinde kalır , ölüm geri alınamaz , ve Lenore bir daha geri gelmeyecek” .

Chia kitabı kendine bastırıp bunun favori şiir olduğundan bahsederken son cümle adamın kulaklarında yankılanıyordu . “Lenore bir daha geri gelmeyecek” .

“Ne dedin sen?”

“Lenore” dedi Chia gözlerini kırpıştırarak “şiirin adı bu”

Sonrasında ona gösterdiği ilk şiiri açtı , kargayı anlatmadan önce gösterdiği .

Sararmış kağıdın üzerinde eski matbaa mürekkebiyle Edgar Ellen Poe’nun en ünlü şiiri yazıyordu .

Lenore .

Tabi ki başlığı buydu ve tabi ki Chia bunu bilmeli , hatta bayılmalıydı .

Haymitch bir an kendini aptal gibi hissetti , nasıl da unutmuştu .

Yıllar önce Lenore ona isminin yas anlamına geldiğini , bu yüzden kötü hissettiğini söylediğinde dalga geçmiş ve onun kadar güzel bir şeyin kimseye keder veremeyeceğini söylemişti . Lenore ona içinden çıkamadığı bir yas ve 72 dikiş vermişti . Haymitch isimlere o günden sonra dikkat etmeye başlamıştı.

Güneş batarken gözleri hala Chia’nın mendile sarılı elindeydi . Genç kız hala heyecanla kitaptan bahsediyordu ; bu sefer kağıt kalitesinin ne kadar iyi olduğundan ve ilk baskılardan birini nereden bulduğundan . Haymitch onun yüzündeki çocuksu neşeyi görünce kalbindeki yük bir nebze azaldı .

“Biraz kanasan da sen o değilsin” dedi içinden “iyi olacaksın”

Chia’ya bakınca daha masum birini görüyordu , Lenorun ölmememiş , belki de keder değilde Chia gibi ilahi kıvılcım olarak doğduğu bir dünya . Her ne olursa olsun Chia’nın keder olmadığını biliyordu , buna emindi . Genç kız yanakları onun dokunuşu yüzünden elindeki pembe gül gibi hafifçe allaşmış halde , bu sefer dikeni eline batırmamaya çalışarak hala çiçeği tutarken Haymitch kendi kendini ikna etmeye çalıştı , çünkü birini kaybetmeye daha dayanamazdı .

“Evet” dedi “Alakanız bile yok”

Çünkü o kederdi , sen ise kederin tatlı çiçeği .

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ne bu reenkarnasyonusun kalbimdeki olu kızın devam bayildim