Aramızda geçen bu konuşmadan sonra zamanımın çoğunu bu atölyede geçirmeye başladım. İlk günlerde saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum. Atölyenin penceresinden içeri giren ışık sabahları daha soluk olurdu. Öğlene doğru kumaşların üzerinde daha canlı görünürdü. Akşam olduğunda ise her şey biraz daha yumuşak bir renge bürünürdü. Sanki gün boyunca atölye de bizimle birlikte yoruluyordu.
Bazen İzan’ın nasıl bu kadar uzun süre hiç konuşmadan çalışabildiğini düşünürdüm. Ama sonra fark ettim ki onun için sessizlik boşluk değildi. Sessizlik onun çalışma şekliydi.
Röportaj yapmak falan aklımdan çıkmıştı sadece yeni bişeyler öğrenmek, yardım etmek istiyordum. Atölyede çalışmaya başlayalı haftalar olmuştu. Burada geçirdiğim günler yavaş yavaş birbirine benzemeye başlamıştı. Sabahları kapıyı açtığımda içeride her zaman aynı koku olurdu. Kumaşın, ütünün ve eski ahşap rafların kokusu. İlk başta bu koku bana yabancı gelmişti. Ama zamanla o kokuya alıştım. Hatta bazı günler sokakta yürürken bile o kokuyu özlediğimi fark ediyordum. İzan çoğu zaman konuşmazdı. Bazen saatler boyunca tek bir kelime söylemeden çalıştığı olurdu. Makasın kumaşı keserken çıkardığı ses atölyenin içinde yankılanırdı.Başlarda bu sessizlik beni rahatsız etmişti. Ama zamanla fark ettim ki bu sessizlikte düşünceler daha net duyuluyordu. Kendi düşüncelerim ve odaklanmam daha rahattı. Okulda yaşadığım o baskıyı burada hissetmiyordum. Bir gün kumaşları düzenlerken gözüm duvardaki eski bir çerçeveye takıldı. Daha önce hiç dikkat etmemiştim. Çerçevenin içinde sararmış bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta küçük bir çocuk duruyordu. Önünde eski bir dikiş makinesi vardı. Çocuğun yanında da genç bir kadın. Kadının yüzünde yorgun ama sıcak bir gülümseme vardı. İzan o sırada arkamda durmuştu. Ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordum.
“Onu nerede buldun?” dedi.
İzan’ın sesinde alıştığım o düz ton vardı ama bu sefer içinde başka bir şey de vardı. Sanki yıllardır açılmamış bir çekmecenin kapağı aralanmış gibiydi. Çok küçük bir değişimdi ama fark ediliyordu.
Fotoğrafı işaret ettim.
“Bu kim?”
İzan birkaç saniye fotoğrafa baktı.
Sonra çok kısa bir cevap verdi.
“Annem.”
Bu kelime atölyenin içinde kısa bir süre asılı kalmış gibi geldi bana. Sanki duvarlara çarpıp geri dönmüştü. İzan’ın sesinde bir titreme yoktu ama kelimenin ağırlığı hissediliyordu. İzan Başka hiçbir şey söylemedi. Ama o gün ilk kez İzan’ın yüzünde çok kısa süren bir ifade gördüm. Bir anlık bir hüzün. Sonra tekrar kayboldu. Onun geçmişiyle ilgili şeyleri merak ediyordum.
“Terzi miydi?” diye sordum.
İzan birkaç saniye cevap vermedi. Sanki soruyu duyup duymadığını bile anlayamamıştım.
Sonra çok kısa bir şekilde başını salladı. Merakım biraz daha arttı.
“Bu atölye… onun muydu?”
İzan fotoğrafa baktı.
Gözleri bir anlığına donuklaştı.
“Eskiden burası onun dükkânıydı.”
Sesi sakin ama fazlasıyla düzdü.
O sözünden sonra atölyeye farklı gözlerle baktım. Raflardaki eski makineler, köşedeki ahşap masa, yılların izini taşıyan makaslar… Hepsi bir anda başka bir anlam kazanmıştı. Sanki bu yer sadece bir çalışma alanı değil, aynı zamanda geçmişten kalan bir hatıraydı.
“Peki sonra ne oldu?”
İzan cevap vermedi.
Sadece birkaç saniye fotoğrafa baktı.
Sonra yavaşça konuştu. “Çok çalışırdı.”
Sesindeki ton değişmişti.
“Geceleri bile makinenin sesi durmazdı.”
Atölyeye kısa bir sessizlik yayıldı. Sanki o sesi ikimiz de duyuyormuşuz gibi. “Ben küçükken burada oturur, onu izlerdim.” dedi.
“Bazen uyuyakalırdım.” Bir an durdu.
“Uyandığımda hâlâ çalışıyor olurdu.”
Bir şey söylemek istedim ama ne diyeceğimi bilemedim.
Yine de merakım ağır bastı.
“Peki şimdi nerede?”
Bu soruyu sorar sormaz havadaki atmosfer değişti. İzan’ın yüzü bir anda sertleşti. Gözleri fotoğraftan bana döndü. Bu sefer bakışı çok daha keskinydi.
“Yeter.”
Ses tonu soğuktu. Atölyedeki sessizlik bir anda ağırlaştı.
“Bu konuyu bir daha açma.”
O an fark ettim ki bazı sorular cevap almak için değil, kapıları kapatmak için sorulmuş gibi hissedilir. İzan’ın yüzündeki ifade tam olarak buydu. Bir kapıyı kapatıyordu. Ve o kapının arkasında ne olduğunu bilmem gerektiğini hissediyordum. Ama aynı zamanda o kapının açılmasını istemediğini de.
Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece başımı salladım.İzan fotoğrafı çerçeveyle birlikte eline aldı. Rafa geri koydu. Sonra makası eline aldı ve tekrar kumaşı kesmeye başladı. Sanki az önce hiçbir şey konuşulmamış gibi. Ama makasın sesi bu sefer biraz daha sert çıkıyordu…
İzan’ı anlamak cidden zordu. Konuşmuyordu. Ama ben onun düşünce yapısını anlamayı çok istiyordum. Ayrı bir ilgim vardı. Belkide tasarımlarımın daha iyi olacağını düşünüyordum. İzan yine sessizliğine devam ediyordu. Bende yardım etmeye devam ediyordum. Evet atölye hala sesizdi ama o gün, o konuşmamızdan sonra atölyedeki sessizlik biraz farklı gelmeye başladı. Eskisi gibi sadece sakin değildi. İçinde söylenmemiş bir sürü şey saklıymış gibiydi. Ve her makas sesi bana aynı şeyi düşündürüyordu. İzan’ın geçmişi bu atölyeden hiç gitmemişti. Sadece konuşulmuyordu.