İçeriğe geç

Devlet Projesi

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Devlet Projesi

Bölüm 2

2

O gün bugün. Ailemden ayrılacağım, bir tesise yerleştirileceğim gün. Orada ne olacağını bilmiyorum. Ama Defne için gidiyorum.

Orada uzunca bir süre kalacağımı hissediyorum nedense.

Ailemi özleyecektim. Bu nedenle onların kokularını son kez de olsa içime çekmek istiyordum. Bunu sarılarak yapıyordum. Onlara birçok kez sarılmıştım.

Anneme 7 kez aynı şekilde babama da 7 kez sarılmıştım. Defne'ye ise 14 kez. Defne özeldi. Ben onun ablasıydım.

-Bunları bir de saydın mı? Diyorsunuz.

-Evet, saydım bu beni rahatlatıyor. Gergin anlarda sayı saymak benim için bir terapi görevi görüyor.

Ama böyle bir an için bunun yardımı bile dokunmuyordu. Kafam da sürekli o sorular çınlıyor.

"Orası nasıl bir yer?"

"Orada ne yapacağım?"

"Bana zarar vercekler mi?"...Ve daha nicesi.

En zor olanı işte bu, kafamın içindekileri susturamamak. Ne yaparsam yapayım susmuyorlar.Gürültücü bir misafir gibi oraya yerleştiler...

"Kızım, güzelim gel bir kahvaltı yap." Bugün annemgil bile farklıydı.

"Bebeğim gel hadi." Birden göz bebekleri olmuştum. Onları suçlamıyordum. Defne zorlu bir bebeklik geçirmişti. Bu yüzden Defne ile ilgilenmişlerdi. Beni biraz da olsa ihmal etmişlerdi. Defne'den sonra ilk kez böyle şeyler duyuyordum. Ben de garipsemiştim.

"Anne canım istemiyor." Şu olay yüzünden kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Karnım bir şey alacak gibi değildi. Belki strestendir. Belki hastalanmıştım. Tabi ki sebep bunlar değildi... Korkuydu...

"Peki canım. Ama sen de gel buraya yüzünü görelim. Dünden beri çıkmadın odandan. Yüzünü gören cennetlik."

Suçluluk hissediyorlardı. Ama demiştim onlara, onların suçu değildi. Tek suçlu bu yasayı çıkaran yetkililerdi. Amaçlarını çok merak ediyordum. Tüm ülkeyi tatsız bırakan bu yasanın amacı neydi? Neden özellikle küçük çocukları seçmişlerdi?

İçeride oturmuş, beni alacak aracın gelmesini bekliyorduk. Haberde saat geldiğinde kapıya özel aracın geleceği söylenmişti. Biz de bekliyorduk...

Herkesin içinde bir burukluk vardı. Annem ağlamak üzereydi kızının bu kadar erken evden gideceği aklının ucundan geçmezdi çünkü.

"Anne şey gibi düşün bunu ben üniversiteyi kazanmışım ve şehir dışına çıkıyorum. Hem belki orada güzel arkadaşlıklar bile kurabilirim. Artık bebeğiniz büyüdü, ben artık genç bir kızım." Onları neşelendirmeye çalışıyordum. Tabi ne kadar etkili olursa.

Telefonuma gelen bildirimle tüm aile ayaklandı.

Telefonu açtığımda önüme Milli Savunma Bakanlığı'ndan gelen mesaj çıkmıştı. Neden Milli Savunma Bakanlığı'ndan bir mesaj almıştım ki oysa ben Eğitim Bakanlığı tarafından bir mesaj almayı bekliyordum. Bu soru içimde ukteyle kaldı.

"Kızım kimden mesaj aldın?" Onları korkutmamak adına bu bakanlık meselesini kendime sakladım.

"Başbakan Yardımcısı'ndan geldi anne."

"Oku çabuk prensesim." Kafamı salladım ve başladım.

"Sevgili Arya Çimen. Şuandan itibaren devletimizin koruması altında olan tesislerimize başvurmuş bulunmaktasınız. 10 dakika içinde özel servisimiz kapınızda bulunacaktır. Lütfen 5 dakika içinde kapınızda sadece bir çanta ile bulunuz. İhtiyacınız olan herşey tesisimizde mevcuttur. Katılımınız için teşekkürler. İyi günler dileriz."

"Katılım mı? Bu bir zorunluluk." Babam sinirle odada koşturuyordu. Annem telaşla kendini koltuğa attı. Galiba tansiyonu düşmüştü. Defne ise ortada kalmış bizi izliyordu. Koşarak annemin yanına oturdum.

"Anne iyi olduğunu söyle lütfen." Şimdi olmazdı, onları böyle bırakamadım.

"İyiyim Arya. Hadi biz seni uğurluyalım. Geç kalma." Zorlukla çıkmıştı ağzında bu cümleler.

"Tamam anne, hadi çıkalım." Annemi koltuğunun altından kaldırdım. İyiyim dercesine elini salladı.

Yine de bırakmadım onu. Biliyorduk ikimizde, bu son anlarımızdı birlikte geçirdiğimiz.

Evden çıkmıştık. Kapının önünde bekliyorduk ama bekleyen tek biz değildik. Mahallenin hepsi kapıdaydı. Yan komşumuzun kızı Ada da bekliyordu. Ailenin tek çocuğuydu Ada. Benden 2 yaş küçüktü. Tatlı bir kızdı, küçükken az oyun oynamamıştım onunla. Ama onu şuan görmek, onunda gidecek olduğunu bilmek beni rahatlatmak yerine üzmüştü. Bir aile daha dağılmıştı. Kim buna sevinebilirdi ki?

Özel servis dedikleri otobüs gelmişti.

Anneme sarılmak için döndüğümde ağladığını gördüm. Ona sıkıca sarıldım.

"Söz veriyorum. Geri gelecek ve beni sizden alanlara günlerini göstereceğim." Bunu her ne kadar gülerek söylesem de sesim hiç öyle çıkmamıştı. Daha sonra babama döndüm. Babam bizi izliyordu. Koşarak boynuna atladım.

"Baba beni uçurmayacak mısın?" Küçükken bunu hep yapardı. Şuan bu atmosferden uzaklaşmak için herşeyi yapabilirdim.

Babam bu isteğimi kırmayıp havalarda uçurdu beni aynı cocukluğumda ki gibi...

Yere indiğimde Defne'yi aradı gözlerim ama bulamadım. Sonra evin kapısından koşarak bana gelen yumurcağı gördüm. Elinde en sevdiği oyuncağı olan tavşan Teri vardı.

"Abla bunu al."

"Ama bu Teri. Emin misin?"

"Evet abla. Teri beni şimdiye kadar hep korudu. Ama artık seni korunması gerekiyor. Orada canavarlar olursa Teri seni korur."

"Ablacığım düşünceli ablacığım benim. Gel buraya." Sıkıca sarıldım saçlarını okşarken.

"Beni unutma tamam mı Defne."

"Abla zaten sen benim hep- kalbinin orayı gösterir- buramdasın."

Vaybe bu bölüm uzun oldu.

Güzel yorumlarınızı esirgemeyin.

Sevgiliyorsunuz...

Bölüm sonu

4 yorum