İçeriğe geç

dernière danse ★ luwoo

Bölüm 4 · 8 dk okuma

dernière danse ★ luwoo

Bölüm 4

episode 4

"Mark, dövdürtme bana kendini. Ne demek bir daha yalnız kalacaksın bu gece? Kaç gün daha kalacaksın o cehennemin dibinde? Bir hafta oldu ve ben sadece kestirebiliyorum. Taeil mi? O da bir insan ve aynı senin gibi özel bir hayatı var. Her gün orada mı kalacağım ben? Bu çocuğun ailesi bir şey demiyor mu? Çabuk geliyorsun, hava karardı ve ben cidden çok korkuyorum, uyuyamıyorum. Düşüncesiz herif, dur kapama. Görürsün sen!"

Jungwoo telefonunu sehpaya bıraktıktan sonra biblolarını toplayıp örtüye koydu, tabloları indirdi. Daha çok dikkatini çeken şeyleri kapattı ve koltuğa oturdu.

"Şimdi korkmam."

Sessizce gözlerini kapatıp kafasını iki yastık arasına koydu. Biraz içi rahattı, kapı tıklanma sesi duyana kadar...

Yine Yukhei geldi ise... bu sefer tek başına karşılayacaktı. Geçen sefer ikisi de biraz kırıktı ayrıldığında.

Merdivenleri aşıp kapıya yapıştı.

"İyi geceler Yukhei!"

Yüzünde en ufak bir kırgınlık ifadesi yoktu Jungwoo'nun.

"Jungwoo uyuyor mu?"

"Hayır, yani evde değil. Bir çocukla beraber gitti."

Jungwoo ellerini üstüne sildi. Saniyede bir ter akıtıyordu. Yutkundu ve Yukhei'yi süzdü.

"Çok solgunsun... Bir sorun mu yaşandı aranızda? Ben siz buluştunuz diye biliyordum."

Yalan söylerken içine öyle taşlar oturuyordu ki... Yüz ifadesi değişip ağlayan, ona sarılan Yukhei sesini etkilememişti henüz.

Ellerini beline koyup sıvazladı.

"Sorun... kız kardeşimse... akışına bırak. Her şey iyi olacak. Ağlama Yukhei."

"Sorun kızkardeşin değil. Sorun benim. Ona düzgün bir teklifte bulunamadım. Çok sabırsızım biliyorum."

Geri çekilip gözlerini sildi ve Jungwoo dışı başka yerlere bakarak konuşmasını sürdürdü. Ağlamış hâliyle pek göz göze gelmek istemiyordu anlaşılan.

"Biraz ona göre değilim, yapıştığımı ve bırakmadığımı da biliyorum."

Bakmamaya son verip geri gözlerine yöneldi.

"Seni de çok kırıyor olabilirim."

Cebinden bilekliği çıkardı.

"Umarım dostluğumuz uzun sürer."

Jungwoo elini başına koydu.

Öpesi gelmişti onu.

"Çok güzel bir kalbin var Yukhei. Bu bilekliği ömrümün sonuna kadar takacağım ve emin ol uzun sürecek. Bana şimdi takmak ister misin?"

Jungwoo sakin sakin sorarken kalbinin atış sesleri dışarı kadar yükseliyordu. Bilekliği taktığında ellerini tuttu.

"Bu gece boşsan benimle kalır mısın? Gerçekten zor günler geçiriyorum en az sizin kadar."

Yukhei usulca başını sallayıp içeri geçti. İhtiyaç duyuyordu birilerine.

"Beraber aynı yerde uyumak ister misin? Benim odam biraz korkutucu ve ortam müsait değil."

"Nasıl uygun görürsen."

Film odasının yolunu tuttular. İçeri girdiklerinde açık koltuğu ve toplanmış eşyaları gören Yukhei derin bir nefes aldı.

"Karanlıktan mı korkarsın yoksa karanlıkta bulunan şeylerden mi?"

Jungwoo gülümsedi.

"Her ikisinden de çok korkarım. Önemli değil, beraberiz."

İki yastığı düzeltip Yukhei'ye baktı.

"Eşofmanınla rahat eder misin?"

Yukhei kafasını sallayınca çoktan hazır yere uzandılar. İkisi de tavana bakıyordu aynı örtü altında.

"Jongwoo, hiç aşık oldun mu?"

Jungwoo sağına dönüp Yukhei'ye baktı. Gözleri ne güzeldi öyle. Normalde olsa Mark'a bakamazdı, Yukhei ise... kendine çekiyordu tüm gözleri.

Jungwoo sorusunu dürüstçe uzun zaman geçse bile cevapladı.

"Evet. Yalan söyleyecek, her yeri yakıp geçecek, kendimi ve onu bitirecek kadar... kuvvetli. Hâlâ aşığım. Evet, geçen sefer yok demiştim... Şimdi fark ediyorum. Var. Aşık olduğum kişi var."

Yukhei gülümseyip devam etti.

"Kırıldın mı?"

"Hayır, kırdım. Kırılan taraf karşısıydı."

Yukhei bedenini ve kafasını Jungwoo'ya çevirdi.

"Ben... Jungwoo'ya çıkma teklifi ettim. Zamanında değildi. Bu yüzden kabul etmedi."

"Yukhei..."

Jungwoo bedenini aynı Yukjei gibi tam çevirip ellerini yüzüne koydu.

"Buna mı üzüldün?"

Jungwoo hüngür hüngür ağlayıp yüzünün her tarafına öpücükler kondurmak istiyordu. Fakat ellerini yüzüne koyması bile Yukhei'de tuhaf bir his yaratmıştı.

"Ben cidden kendimi tutamıyorum, bu çok tatlı ama aşırı düşünüyorsun. Delireceksin. Yapma kendine bunu. Mahvetme kendini. Çok kötü bir durumdasın."

Yukhei'nin yine gözleri dolmuştu.

"Nasıl düşünmemem gerek? Bugün başka bir erkekle bu evden çıkan Jungwoo'yu düşünmemem elde değil. Asla kıskanmam, bana aşık olduğunu dedi. Fakat yine de... aşırı berbat hissettiriyor."

Jungwoo kendini tutamayıp bıraktı.

"Yukhei, ben çok kötü hissediyorum. Sen böyle düşündükçe..."

Yüzünü kapatınca Yukhei ellerini tuttu.

"Dostum, ağlama, tamam düşünmeyeceğim. Neden böyle oldu? Gel buraya."

Kollarını açıp Jungwoo'yu kucaklayınca Jungwoo daha şiddetli ağlamaya devam etti. Panikten ne yapacağını bilemeyen zavallı Yukhei bırakmak, bırakmamak arasında ilerlerken Jungwoo'nun şiddetli ağlayışının iki damlaya düşmesiyle bırakmadan konuştu.

"Ne dokundu sana? Kahretsin, keşke bir şey demeseydim..."

"Ben sadece... kendimi değersiz hissettim. Yukhei... kardeşim..."

Hıçkırıp ellerini indirdi.

"...sana sahip olduğu için çok şanslı."

Yukhei utançtan kollarını çekti.

"Jongwoo, böyle deme. Hem senin sevdiğin kişi de şanslı. Sana sahip."

"Keşke tam anlamıyla farkına varsa."

Jungwoo 'Sensin.' diye haykırmak istiyordu. 'Aptal, benim sevdiğim sensin. Sen bana, ben sana sahibim.' Fakat cesareti yoktu.

Jungwoo'nun ağlaması tekrar Yukhei'nin ona sarılması ile sona erdi. Kahve kokusu yayılıyordu üstünden. Jungwoo'nun en sevdiği kokulardan biriydi.

"Yukhei, iyi ki varsın."

"Sen de öyle."

Yukhei'nin içi kıpır kıpırdı. Jungwoo geçen sefer çiçek kokarken şimdi şeker gibi kokuyordu. Gözyaşları şeker miydi yoksa? Bu duygulara bir anlam veremiyordu. Çok çok mutluydu. Demek bir insanın dostu olması böyle hissettiriyordu.

"Yukhei."

"Efendim?"

O güzel dünyasından çıkmak zorunda kaldı Yukhei.

"Ben aşık olduğum kişiye yalan söyledim."

Sol kolunu kaldırıp saçlarını okşadı Jungwoo'nun.

"Ben olsaydım affederdim. Çünkü gerçekten yavru bir köpek seviyor gibiyim. Kim kıyabilir ki sana?"

Jungwoo alayla gülümsedi. Aynı zamanda nefes alışverişini düzene sokmaya çalışıyordu. Bu kadar saf olması kahrediyordu.

Yukhei ise empati yapmadan konuşuyordu çünkü sadece Jungwoo'yu mutlu etmek istiyordu.

"Çok kötü bir yalansa? Ya onu yanıltacak, güvenini sarsacak bir yalansa? Tüm duygularını alt üst edeceğim bir yalan söyledim. Çok, çok kötü bir yalan."

Yukhei kaşlarını çatıp söyleyebileceği yalanları düşündü.

"Merak etmedim değil. Şimdi sen diyorsun ki yalan nasıl etki bırakır onda? Tanımıyorum ama bence ilk kızar, dayanamaz. Çok sert tepki verir sonra senin durumunu düşünür. Yani bir tarttıktan sonra affeder."

"Sen nasıl bir tepki verirdin?"

"Aynısını yapardım. Üzülme, çok mecbur kaldın. Biliyorum."

Keşke böyle olsa diyordu Jungwoo.

"Peki, o kişi sen olsaydın?"

"Yanlış anlasam mı?"

Jungwoo panik yapmıştı.

"Ah! Hayır."

Ağlayarak göğsüne iki defa vurdu.

"Sen ne ağlak biri çıktın? Ben olsaydım dayanamazdım. Az çok duygularını tartardım, yüz ifadeni... Of, Jungwoo... tamam yeter bak kızacağım."

"Çok dokunuyor Yukhei. Uyuyamıyorum bazen. Çok yara alacak, çok. Yüzümün dağılabileceğine yemin edebilirim."

Yukhei çenesinden tutup yüzünü kaldırdı.

"Kim kimin arkadaşının yüzünü dağıtıyor?"

Ellerini gözlerinin çevresine sürdü.

"Ellerini kırabilirim ama kalbi kırılan sen olursun."

Jungwoo ağlamayı kesip gözlerini kapattı. Yukhei ise onu izliyordu.

"Ne yaparım biliyor musun? Eğer ki sen, sen olsaydın ve ben, ben olsaydım... Böyle bir durumda birbirimizi sevsek..."

Jungwoo gözlerini öncekinden daha büyük açtı.

"Şu anki gibi gözlerine bakarım, üzüntünü ve kederini anlarım..."

Yukhei gerçekten öyle düşünmüştü ki etkilenmişti. Ellerini çekip sustu. Devamı uygun değildi. Jungwoo gözlerine soru sorarcasına bakarken Yukhei kestirip attı.

"Sonra da affederim."

"Aynı şeyler. Yukhei başka bir şey söyleyecektin değil mi? Hadi ya, anlamadım kesinlikle."

"Yatalım artık Ju... Jongwoo."

"O kadar bekledim. Bir şey diyeceksin sandım."

"İyi oyuncak buldun kendine. Oyunsa... az önce ağlayan Jongwoo, neredeysen çık."

Jungwoo susup bedenini Yukhei tersine çevirdi.

"İyi geceler dedi ağlayan Jongwoo."

Jungwoo durumu baya önemsemişti. Zaten önemliydi de. Yukhei'den ses çıkmayınca gerçekten yatmaya koyuldu.

Sessizlik eklenmişti karanlığa derken Yukhei'nin sesi karanlığa karıştı.

"Öperdim. Yaralarından. Korkak kalbini günyüzüne beraber çıkarmayı teklif ederdim. Olmaz dersen de seni hâlâ sevmeye devam ederdim. Çünkü sen, sensin. Korkak kalbin dedim, öyle. Sen söyledin. Kararları sen veriyorsun, korkak kalbin ise senin yerine cevaplamış benim sorularımı o zaman. Aşkı, aşkını bırakmanın 100 yolu var Jongwoo. Böyle yalanlarla bir yere gidemezsin. Ben olsaydım... tekrar öperdim dudaklarından. Çünkü o sana doğruları söylemekte yardım eden şeylerden biri. İyi geceler Jongwoo."

Jungwoo kendini sessizce tutup ağladı. Doğruları söylemek... çok zordu.

"Keşke doğruları söylemek kolay olsa."

"Sana yardım edebilirim."

"Bana zaten çok yardımın dokundu."

"En azından ağlamanı dindirebilseydim..."

Jungwoo önüne dönüp yalvarırcasına konuştu.

"Sarıl bana, sarıl ki dinsin acım. Sarıl ki bir anlığına her şeyi unutabileyim. Dindirebilmek istiyorsan bir şeyleri, bana varlığını hissettir."

Yukhei gözlerini yumup kollarının arasına tekrardan aldı Jungwoo'yu. Jungwoo istemeden de olsa ağlarken dedikleri yankılandı kulağında. Sarılmasının sebebi ağlamasıydı. Ağlamayı kesip kafasını Yukhei'nin göğsüne bastırdı.

Ne ara böyle olmuştular?

★★★

Yukhei kalktığında ona sığınan Jongwoo'yu izliyordu. Dün söyledikleri dostca şeylerdi. Her dostun yaptığını yapmıştı. Düşüncelere dalarken Jongwoo'sundan gözlerini ayırmıyordu.

Ne kadar kötü bir durumdu? Jungwoo böyle yapsaydı çok kırılırdı, delirirdi ama karşısında böyle ağlayan Jongwoo'ydu. Jungwoo değildi. Yine çıldırmak üzereydi. Belki çok iyi niyetliydi.

Kendisine göre küçük ama normal boyutlarda olan sevimli arkadaşının saçlarından öptü. Güven veriyordu, uyurken büründüğü kılık çok sevimliydi. Geri kafasını çekip bakmaya devam ederken yeni uyandığından açılmak için kafasını kaldıran Jungwoo ile burunları sürtüştü.

Jungwoo dün gece neler olduğunu hatırladıktan sonra gerileyip kıkırdayan Yukhei'ye baktı uykudan yeni kalkmış olsa da.

Hoşuna mı gitmişti şaşırması, pek anlaşılır değildi neden kıkırdadığı. Muhtemelen huylanmış da olabilirdi.

"Dün yanında çok saçmaladım."

Az önceki sürtüşmeden sonra kalbine dur diyemiyordu Jungwoo.

"İçini döktüğün için nasıl hissediyorsun?"

"Duymak ister misin?"

Gerçekten kalbi çok hızlı atıyordu Jungwoo'nun. Hızlı dedikçe daha da hızlanıyordu. Başını ifadesiz sallayan Yukhei'ye gülümsemeye de engel olamamıştı.

"İğrenç ama iyi."

Yukhei hayal kırıklığı içerisinde hem onu hem kendisini teselli etmeye çalıştı. Bir işe yaramamıştı yaptıkları.

"Sorun çıkmazsa güzel."

Kapanan konuyla boş kalmamaları için bir teklif sundu.

"Kahvaltı yapsak?"

"Çok büyük işim çıktı Jongwoo. Bir dahaki sefere beraber yaparız. Sabah haber aldım, sen uyurken. Üzgünüm, burayı toparlayıp..."

"Gerek yok, git yetiş işine Yukhei. Mark toparlaycak. Çıkışı biliyorsun. Bir şey olduğu zaman haber et."

"Tamam, tamam."

Yukhei'ye eşlik etme gereği duymadığı için gittiği anda derin bir oh çekti. Ellerini kalbinin üstüne koyup derin nefes alıp veriyordu Jungwoo. Dün ve bugün çok ağır şeyler yaşamıştılar.

Bu sefer Yukhei'de tuhaflık vardı Jungwoo dışı. Yalan söyleyip rol yapan bir profosyonel oyuncu daha katılmıştı yeni yalanlara yelken açmak üzere. Çünkü o da kalbine dur diyemiyordu. Ne olduysa öyle kafasını ağrıtmıştı ki durmuyordu ağrısı. Yukhei, bir Jungwoo olamasa da yalanlara tekne açmıştı rüzgarlı bir havada. Gittiği yere kadar hem kendini hem de iki kardeşi de sürükleyecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.