Derinde Bir İz 1. Bölüm : İzler.
"Her yaranın bıraktığı iz farklı acıtır,ama derinlerde oluşan izler hiç acıtmadığı kadar acıtır."
•••
Her acının bıraktığı iz ayrı yük bırakır insana.
Kimisi daha ağır olur kimisi daha hafif.
Bu izlerin bazıları çok derinde olur zamanın silemeyeceği kadar.
O iz kabuk tutup tekrar açılıp kanamaya mahkumdur.
Benim kalbimde bu izlerden çok vardı ve ben kapatmaya çalışıyordum,kapattım sanıyordum ama sadece kabuk tutuyorlardı.
Kanamaya devam ediyorlardı.Ve benim elimden hiçbirşey gelmiyordu.
•••
"Tamam mola verelim arkadaşlar bugünlük bu kadar yeter!"
Emel Hocanın sesi ile biraz soluklanıp Tuna'dan ayrıldım.Buzun üzerinde biraz kayıp demirliklerin önüne doğru geldim ve çıkış kapısına yöneldim.
Ayağımda ki patenleri çıkarırken Tuna'nın buzun üzerinde kayıp yanı başıma doğru geldiğini fark ettim.Bakışlarımı tekrardan patenlerime çevirdim ve patenlerimi çıkardım.
"Bugün biraz dalgın gördüm seni." Dedi Tuna,bakışlarım anında Tunaya kaydığında mavi gözlerini üzerimde gezdirdiğini fark ettim. Bakışlarını kendi patenlerine çevirdi ve fermuarı ile uğraşmaya başladı, "İyi misin? herhangi bir sorun var mı?"
Sorusu ile kısa bir iç çekip bakışlarımı tekrardan geri çektim.
"İyiyim." Dedim, "Yoğun bir gündü yoruldum sadece."
Ayakkabılarımı ayağıma tek seferde geçirip hızlı bir şekilde bağcıklarını bağlamaya başladım.
"Buradan sonra bir planın var mı?" Dedi Tuna,
"Terapi randevum var sonra da büroya geçeceğim." Dedim,
"Anladım,iyi şanslar!" Dedi neşeli bir ses ile,
"Teşekkürler." Dedim sesimi iyi tutmaya çalışarak,Tuna adımları ile birlikte yanımdan ayrıldıktan sonra bende ayakkabılarımı tamamen giyip oradan ayrıldım.
Tuna ile birlikte yaklaşık 3-4 yıldır arkadaştık. Birlikte olimpiyatlara, yarışmalara katılıyorduk.Bir ara paten yapmaya ara vermiştim sonra ise tekrar dönmeye ve devam etmeye başladım.Buz benim herşeyimdi,buzda kendimi çok iyi hissediyordum,kafamın içindekilerini unutuyor ve kafamı dağıtıyordum.
Soyunma odasına ilerledim ve soyunma odasının kapısından giriş yaptım.Kendi dolabıma ilerledim ve anahtarım ile dolabı açıp içinden kıyafetlerimi aldım.
Beyaz bir kazak ve bol bir kot pantolon aldım ve üzerimde ki spor kıyafetlerimi çıkarıp dolabıma yerleştirdim.Kendi kıyafetlerimi üzerime geçirdim ve dolabımın kapağını kapatıp kilitledim.
Çıkış kapısına doğru ilerledim ve otoparka ilerledim.Otoparkın girişine yakın yere park ettiğim motorumun kilidini açtım,kaskımı kafama geçirdim ve motoruma bindim.
Otoparkın çıkışına doğru gitmeye başladım.
Saat 10.00 'u gösteriyordu benim randevum ise 10.30 daydı.
Otoparktan tamamen çıkıp kliniğe doğru yol aldım.Klinik merkeze yaklaşık 15-20 dakika uzaklıktaydı.
Yaklaşık 15 dakika sonra kliniğin otoparkına giriş yaptım.Motorumu park edip kilidini taktıktan sonra otoparkın çıkışına doğru ilerledim.
Otoparkın çıkışına ulaştım ve kliniğin merdivenlerine yöneldim.Basamaklardan teker teker çıkıp kliniğin giriş kapısına yöneldim. Kapıdan giriş yaptım ve danışmaya doğru ilerledim.
"Merhaba Seda hanımla randevum vardı,Nilay Akça adına." Dedim,kadın hafif bir tebessüm ile bilgisayarına dönüp birşeyler yazdı ve gözlerini kısıp ekranı kontrol etmeye başladı.
"Seda İzgü 2.kat koridorun sonunda ki oda" dedi ekrandan bakışlarını kaldırmayarak, "Randevu saatiniz 10.30'da isterseniz bekleme salonunda bekleyebilirsiniz."
Dedi bakışlarını tekrar bana çevirerek.
"Teşekkürler."
"Rica ederim."
Arkamı döndüm ve merdivenlere doğru yöneldim.Asansörle çıkmak istemedim,ve yürümeye devam ettim.Tek tek basamakları çıkmaya başladım.Yavaş yavaş ağır ağır...
Ne hissedeceğimi,ne düşüneceğimi bilmiyordum,buraya 3 kere gelmiştim ve hala daha bazı şeyleri anlayabilmiş değilim.
Neden burda olduğumun tek bir sebebi vardı onun dışında buraya hiç gelmek istememiştim. Zaten kim gelmek isterdi ki bu dört duvardan ibaret yere?
Son kata ve son 2 basamağa ulaştım onları da hızla atlatıp derin bir nefes alarak koridora ulaştım.Koridorun sonuna doğru ilerledim ve odanın yanında ki bekleme yerinde beklemeye başladım.
Gözlerim bileğimde ki saatime döndüğünde saatin 10.25 olduğunu fark ettim randevu saatime 5 dakika kalmıştı.
Sırtım duvarı bulduğunda bakışlarım da karşımda ki boş duvarı buldu.Düşünmeye başladım,zaten düşünmeden duramıyordum sadece bir süre ara vermiş oluyordum.
Yaşadığınız acıyı kalbinizin en derinine gömdüğünüzde o acı bir gün yeniden hiç olmadık anda tekrar filizlenir,ve bu döngü böyle devam eder.
Ben acılarımla hiçbir zaman yüzleşemedim,
hep kalbimin en derinine gömüp kimsenin kalbime erişmesine,duygularımı, düşüncelerimi ele geçirmesine izin vermedim.Veremedim.
Bu düşünceler kafamda dönüp dururken odanın kapısının açılmasıyla düşüncelerimden sıyrılıp hafif bir irkildim. Kapıyı açan kadın beni gördüğü an yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Korkuttum mu? kusura bakmayın." Dedi nazik bir ses ile,
"Yok." Dedim, "Dalmışım da biraz,fark etmedim kapının açıldığını." diyip sırtımı duvardan ayırdım.
"Randevu saatiniz geldi haber vermek istedim,içeri geçebilirsiniz doktorunuz bekliyor."
"Teşekkürler." Dedim ve kadının yanından sıyrılıp açık olan kapıdan içeriye girdim.
"Hoşgeldiniz Nilay hanım." Dedi Seda hanım oturduğu koltuğundan kalkıp samimiyet ile elini uzatarak.Bir kaç adım atıp uzattığı elini hafifçe sıktım.
"Hoşbuldum."
"Buyrun oturun,herhangi birşey içer misiniz?" Dedi,koltuğa oturdum.
"Yok teşekkürler." Dedim.
"Peki." Dedi ve derin bir nefes aldı.Sonra tekrar ağzını araladı "Bugün neler yaptınız biraz bahseder misiniz?"
Derin bir nefes aldım ve yutkundum ağzımı aralayıp konuşmaya başladım. "Saat 8 gibi uyandım kahvaltı yapıp evden çıktım.Sonra çalışma yapmak için avmye gittim.Tuna ile denemeler yaptık, yarışma için."
"Peki yeniden buz pistine döndüğün için mutlu musun?"
"İyi geliyor." Dedim ve tekrar derin bir nefes aldım, "Kafam dağılıyor düşünmemi engelliyor bir nevi."
"Peki bu güzel bir gelişme." Dedi not alırken,
gözlerini defterinden kaldırmadan soru sormaya devam etti, "Nasıl hissediyorsunuz bugün kendinizi?"
Bu soru zordu,ne hissettiğimi bile bilmiyordum düşüncelerim sürekli değişiyordu.Sürekli başka bir düşüncede kendimi bulup duruyordum.
"Bazen çok kötü dibe batmış gibi hissediyorum bazen de bunları hissedemeyecek kadar duygusuz ve hissiz hissediyorum." Dediğimde Seda hanım hem dinleyip hem not almaya devam etti. Not alması bittiğinde gözlerini bana çevirdi ve ağzını araladı.
"Yakın zamanda büyük bir kayıp yaşadınız." Dedi,"Bu sizin için zor olmalı,içinizde yaşadığınız sıkıntılar,yaşadığınız ani ruh halleri,büyük bir kayıptan doğabilecek şeyler." Dedi "Bu duygular için kendinizi suçlamamayı ve bu süreci atlatacağınıza inanın."
"Umarım." Dedim hafif bir tebessüm ile.
"Peki babanız ile ilgili ne düşünüyorsunuz?" Dediğinde Seda hanım yüzümde hüzünlü bir gülümseme yer edindi.Gülümseme yavaşca soldu ve içimi acı bir his kapladı.
"Hayatımızdan gittiği için mutluyum." Dedim, "Annemi hastalığı için terk etse bile."
Annem dünyada rastlanması nadir olan bir hastalığa yakalanmıştı,hastalığın başlangıcında ilaçlar yeterli oluyordu ama hastalık ilerledikçe ilerlemeye ve en sonunda annemi yatalak bir hastaya dönüştürdü.Tek çare ise farklı ilaçları almaktı.Bu ilaçlar ise sadece yurt dışında vardı.Ama babam bize kumar borcu açıp annemi de terk edip gitmişti.
"İçinizde duyduğunuz herhangi bir öfke veya bir nefret var mı?" Dedi Seda hanım.
Vardı...
Beni yapayalnız bıraktığı için, annemi hastalığı ile bir başına bıraktığı için,kumara ve alkole para yatırıp ilaçları alacak parası olmadığı için,yıllarca annemin gözümün önünde eridiğini izlemeye beni mahkum ettiği için,çaresizlikten canımın acımasına izin verip buna göz yumduğu için,alkollü hali ile gelip para isteyip olmadığını söylediğimde hem beni hem de annemi dövdüğü için,genç sevgilisini evimize getirip arkadaşım diye bahsettiği için ondan nefret ediyordum.
"Hayır..."
Dedim henüz akmayan gözlerimden yaşları elimin tersi ile silerken.Aslında söylenecek çok şey vardı ama yüzleşmek hiçbir zaman istememiştim,isteyememiştim.Seda hanım beni dikkatle dinliyor bir yandan not alıyordu.
"Çocukluğunuza dair ne düşünüyorsunuz peki?"
"Çocukluğumu çok özlüyorum." Dedim burnumu çeke çeke, "Çoğu şey daha iyiydi belki de ben küçük olduğum için bazı şeylerin farkında değildim ama o zamanlar herşey daha güzeldi...Ama her güzel şeyin de bir sonu oluyormuş,o güzel günlerin acısı fazlasıyla çıktı."
"Anlıyorum...hayatımız yolunda gitmediğinde sürekli eskileri hatırlarız ve isteriz ki keşke herşey eskisi gibi kalsa,eski güzelliği ile kalsa ama maalesef o güzellikler şimdiki kötülükler ile silinebiliyor ve artık bir anlamı da kalamayabiliyor." Dedi Seda hanım sonra ise bir derin nefes aldı. "Nilay hanım size şimdilik sadece uyku ilacı yazıyorum." Dedi reçeteye birşeyler yazarken, "Uyku probleminiz olduğu için bu daha rahat uyumanızı sağlayacak."
Dedi ve reçeteyi uzattı,uzanıp reçeteyi aldım.
"Teşekkürler, iyi günler."
"İyi günler."
Doğruldum ve tamamen ayağıya kalkıp odanın çıkışına ilerledim.Kapının kulpunu aşşağıya indirip odadan tamamen çıktım,ardımdan kapıyı da kapattım.
Adımlarım hastanenin çıkışına yöneldi.
Çıkışa ulaştığımda merdivenlerin basamaklarından birer birer inmeye başladım.
Merdivenlerin basamakları bittiği an ayaklarım yeri buldu,sağa dönüp otopark yoluna ilerledim.Otoparka giriş yapıp arabamı park ettiğim yere B8'e doğru ilerledim.
Motorumun yanına ulaştığımda kilidini açtım ve kaskımı taktım sonra ise motoruma bindim.
Otopark'ın çıkışına ilerledim ve ana yola geçiş yaptım.Gözlerim yolda kulaklarım ise kulağımda olan kulaklıklardan çıkan şarkıdaydı.
"Çaresi yok,
Bu yaranın
Kimde kalır?
Kabukları..."
( Bir Beyaz Orkide - Cihan Mürtezaoğlu )
Şarkının sözleri devam ettikçe içimde değişik bir duygu oluşuyordu.Bu duygu öyle bir duyguydu ki nasıl birşey olduğunu tarif edemiyordum.Derin bir nefes aldım havanın soğukluğunu ciğerlerimin en derinine kadar çektim ve yavaşca nefesimi geri verdim.
Gaza daha fazla yüklenip büroya doğru ilerledim.Muhtemelen Deren hanım beni bekliyor olmalıydı.Deren hanım çalıştığım büroda ki patrondu.
Işıklar kırmızı yandığında durdum ve gözlerimi bileğimde ki saate çevirdiğimde saatin 11.13 gösterdiğini gördüm.İşe 12 de orada olmam yeterliydi,bugün kahve içememiştim kahve için bir vaktim vardı.Işıklar yandığında olduğumdan biraz daha hızlanıp yola koyuldum.
11.25
İş yerinin hemen yanında ki kahveciye doğru ilerledim.İçeriye girdim ve çalışana doğru ilerledim.
"Bir tane americano alabilir miyim? büyük boy olsun." Dedim,
"Tabii hazırlıyorum hemen." Dedi çalışan,
"Teşekkürler."
Ücreti ödeyip kahvemi beklemeye başladım.
Yaklaşık aradan 10 dakika geçmişti.
"Paket mi olacak elde mi?"
"Elde." Dedim,daha vaktim vardı burada kahvemi içip işe gidebilirdim.
"Tamam,buyrun." Dedi ve kadın kahvemi uzattı,uzattığı kahveyi dikkatlice aldım ve arkamı dönüp tam bir adım ilerleyecekken gelen darbe ile bütün kahveyi hem üstümde hem de elimde bulmam bir olmuştu.
Karton bardak yere düşerken ağzım şaşkınlıkla açık bir şekilde karton bardağın düşüşünü izledim ve bakışlarımı kaldırıp karşımda ki kişiye döndüm.Ela rengine kaçan gözleri koyu kumral olan saçları ve baştan aşağı simsiyah giyinimli biriydi.
Onunda yüzü şaşkınlık doluydu.Tam birşey diyecekken benden önce davranıp ağzını araladı.
"Neden dikkat etmiyorsun?" Dediğinde alay ile sırıtmaya başladım,bu çocuk şaka yapıyor olmalıydı hem üzerime kahve döküp hem de neden dikkat etmediğimi soruyordu.
"Asıl sen dikkat et bütün kahve döküldü üzerime!" Dedim hafif öfkeli bir sesle, "Özür dileyeceğin yerde bunu mu diyorsun? Yakınımda olan sensin."
"Tamam tamam." Dedi ellerini kaldırıp pes ederek, "Özür dilerim,izin ver telafi edeyim."
"Gerek yok zamanım da yok zaten." Diyip birşey demesine izin vermeden lavaboya hızlıca ilerledim.Lavaboya girip aynadan baktığımda kahve lekesi beyaz kazağımda fazlasıyla belli oluyordu.
Kahve dökülen yerleri hafifçe temizlemeye başladım,leke biraz da olsa gitmişti ama hala izi vardı.Elimi de suya tutup acısını az da olsa hafiflettim ama kızarıklık vardı.
Saat ise 11:45'di artık büroya geçsem iyi olacaktı.Bugün bu kadar olay yeterdi fazlasına gerek yoktu.
Lavabodan çıktım ve kahvecinin çıkışına ilerledim.Etrafa göz gezdirdiğimde bana çarpan kişinin artık orada olmadığını gördüm,gitmiş olmalıydı.
Büronun içine giriş yaptım ve Deren hanımın sekreterinin yanına doğru ilerledim.Mine bilgisayarından başını kaldırıp hafif bir gülümseme ile bana bakmaya başladı.
"Kayda geçilecek belgeler odamda mı?"
"Evet Nilay hanım az önce odanıza getirmiştim." Dedi, "Mavi dosyalı olan belgeyi Deren hanım bir kere daha üzerinden geçip imzalayacak işiniz bittiğinde Deren hanıma gönderebilirsiniz."
"Teşekkürler." Dedim ve arkamı dönüp koridorun sonuna doğru ilerledim ve sağda kalan odama geçtim.Kapıyı açıp içeriye girdim telefonumu,bel çantamı masamın kenarına bırakıp koltuğuma oturdum ve masamın üzerinde ki belgelere göz atmaya başladım.
Belgeleri doldurmaya ve gerekli ek bilgileri girmeye başladım.Her belge 2 sayfa sürebiliyordu ve ek bilgileri girmekte zaman alıyordu.Günlerimin çoğu ve nerdeyse 3 yıldır her günüm böyle geçiyordu,hafta sonu iznim vardı sadece.
4. belgeye geldiğimde belgenin onay imzasını Deren hanımın imzası olmadığını gördüm.
Belgeyi alıp odanın çıkışına doğru ilerledim.
Odadan çıktım ve Mine'nin yerinde olmadığını gördüm,bir kaç adım atıp Deren hanımın odasının kapısının önünde durdum.
Kapıya vurdum ve içeriden gel sesi geldiğinde kapının kulpunu aşşağıya indirip içeriye girdim.
"Deren hanım imzalanacak belgeyi getir-" derken cümlem karşımda Deren hanımın koltuğunda oturan gördüğüm kişi ile yarım kalmıştı.Bu oydu.Üzerime kahve döken çocuktu.
Bakışları anında beni bulduğunda ağzım bir anda açık kalmıştı,yutkundum ve sadece bir tesadüf olduğuna inanmak istedim.
"Teşekkürler Nilay buraya bırakabilirsin." Dediğinde Deren hanım gözlerimi masaya çevirdim ve bir kaç adım atıp belgeyi masanın üzerine bıraktım.
Deren hanım belgeyi alıp kaşesinden imza basarken gözlerimi yerde ki zeminden ayıramıyordum.Bu çocuk kimdi? ve burada ne işi vardı?
"Alabilirsin." Dedi Deren hanım hafif bir gülümseme ile,belgeyi uzattığında anında alıp arkamı döndüm ve çıkışa ilerledim.
Sonra ne kadar saçmaladığımı fark edip tekrar arkamı döndüm "Kolay gelsin." Dedim ve anında odadan çıktım.
Kalbim boğazımda atmak üzereydi,neden bu kadar hızlıydı ki? gözlerini sürekli bende hissettiğim bu yabancı kimdi? ve çalıştığım iş yerinde ne işi vardı?
Ben hala odanın önünde beklerken Mine'nin tekrar masasına doğru geldiğini gördüğümde duvardan ayırdım sırtımı.Acaba sormalı mıydım? nasıl olsa Mine herkesi tanır ve bilirdi acaba bu çocuğunda kim olduğunu biliyor muydu?
"Mine." Dedim,
"Buyrun Nilay hanım." Dedi hemüz sandalyesine yeni otururken,
"Sana birşey soracağım." Dedim, "Deren hanımın odasında ki çocuğu tanıyor musun?"
Mine başını salladı ve ağzını araladı "O Deren hanımın oğlu,bir süre başka bir şehirde olduğunu ve buraya yeni taşındığını biliyorum."
"Tamam teşekkürler." Dedim ve arkamı dönüp gidecekken olduğum yerde durdum ve tekrar Mineye döndüm, "İsmi ne peki?"
"Ekin." Dedi,
Birşey demedim ve arkamı döndüm odama doğru ilerledim.Kapının kulpunu aşşağıya indirip geriye ittirdim ve odama girdim ardımdan da kapıyı kapattım.
Bir kaç adım atıp koltuğuma oturdum ve kalan belgeleri de düzenlemeye başladım.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini tam olarak bilemesemde gözlerim ekranda gezinirken odamın kapısı çaldı.
"Gir!" Dedim gözlerimi kapıya çevirip,
Odanın kapısı açıldığı an gelenin Ekin olduğunu gördüm.Ne işi vardı? neden odama gelmişti?
"Gelebilir miyim?" Dediğinde birşey diyemedim karşılığında sadece başımı salladım.
İçeriye girdiğinde elinde karton bir bardak olduğunu gördüm.Odaya tamamen girip kapıyı ardından kapattı ve masama doğru ilerledi.
"Bugün için tekrardan kusura bakma." Dedi hafif bir tebessüm ile,karton bardağı bana doğru uzattı "Telafi etmek istedim,afiyet olsun." Uzattığı bardağı aldım ve hafif bir tebessüm oluşturdum.
"Teşekkür ederim..."
Dediğimde yüzünde daha büyük bir gülümseme oluştuğunda yanağında ki çukuru fark ettim.Buradan bile belli oluyordu.
"Bu arada tanışmadık." Dedi ve yaklaştı elini uzattı "Ben Ekin."
Uzattığı elini sıktım, "Nilay." Dedim "Memnun oldum."
"Bende." Dedi ve geri çekilip derin bir nefes aldı ağzını tekrar araladı, "Tesadüflere pek inanmam,ama böylesi de nasıl tesadüf olur bilmiyorum."
"Gerçekten inanılması zor birşey." Dedim,
"Hoş olmadı ama sonu tatlıya bağlandı ya!" Dedi tebessüm ile, "Neyse ben artık gideyim sana kolay gelsin Nilay!"
"Teşekkür ederim." Dedim hafif bir tebessüm ile,Ekin arkasını döndü ve odadan dışarıya çıktı.
Bende kalan işlerime döndüm ve evrakları geçirdim,işim tamamen bittiğinde saat 17.05'di.
Telefonumu,çantamı alıp odamdan çıktım.
Odamın kapısını kilitledim ve büronun çıkışına doğru ilerledim.Bürodan çıktım ve motoruma doğru ilerlemeye başladım.
Motoruma ulaştım,kaskımı taktım ve motorumun üzerine binip yola çıktım.Eve gidip eşyalarımı toparlayacaktım,evi satılığa çıkarıp iş yerime daha çok yakın küçük bir ev tutmuştum.
Kalan son borçlarımı da ödeyip artık rahatlamak istiyordum.Madem yeni bir sayfa açmıştım o evden de ayrılmak zorundaydım.Evin her bir köşesi bana annemi hatırlatıyordu,onunla geçirdiğim son günleri,onunla ağlayıp,onunla güldüğüm günleri hatırlıyordum.
Bu yükü kimse anlayamazdı.Bazı şeylere göz yummak,göz yummaya çalışmak işte bunu kimse anlayamazdı.Hayata küçük yaşında atılan her insan daha erken olgunlaşır çünkü yaşamaya mecbur bırakıldıkları acılar onları olgunlaştırmaya, daha güçlü hissettirmeye çalışır.
Ve olgunlaşan her insan da artık yavaş yavaş hissizleşmeye başlar.Duygularını hissedememeye başlar.
Evin önüne geldiğimde motoru park edip kilitledim ve eve doğru ilerledim.Evimiz 2 katlıydı,sadece bize aitti.
Çantamdan anahtarlarımı çıkarıp kapının deliğinden geçirdim ve kapı açıldı.İçeriye girdim ayakkabılarımı çıkardım,çantamı astım ve salona doğru ilerledim.Çoğu eşya zaten toparlanmıştı sadece birkaç eşya kalmıştı kendi odama ait onları da bugün bitirip en kısa zamanda buradan taşınacaktım.
Odama doğru ilerledim üzerimde ki kıyafetlerden kurtulup rahat bir pijama takımı geçirdim üzerime.Ve dolabıma doğru ilerledim.Elbiselerimi zaten kolilemiştim sadece günlük giydiğim kıyafetlerim kalmıştı.
Kıyafetleri askısından çıkarıp katlayıp kolinin içine yerleştirmeye başladım.Çoğu kıyafet bittiğinde askılığın altında bir çok kutu olduğunu gördüm,kutuyu aldım yatağımın üzerine oturdum ve içine göz atmaya başladım.
1 defter,bir kaç not,kolye,küçük bir kar küresi ve mum.
Elim ilk önce notlara gittiğinde notların çocukluk arkadaşlarımdan kalma not kağıtların olduğunu gördüm,üzerinde isimleri yazıyordu.Gözlerim defteri bulduğunda pembe ama oldukça solmuş çiçek desenleri olan bir defter olduğunu daha doğrusu bir günlük olduğunu gördüm.
Defteri elime aldım ve sayfalarını çevirmeye başladım.Ve bir giriş yazısı karşıma çıktı.
Merhaba Günlüğüm...
Bu benim sana 03.02.2011 tarihinde annemin bu günlüğü sınavımdan 100 almam ile hediye etmesiyle yazıyorum.Annemi çok seviyorum aslında babamı da az seviyorum ama o beni pek sevmiyor galiba,ne zaman 100 alsam birşey demez,bana çok kızsa da anneme bağırsa da onu yine de az seviyorum.Annem hep insanların günlükleri kendilerine özeldir,kimse okuyamaz dediği için sana bunları anlatıyorum.Görüşürüz.
Okuduğum yazı ile boğazıma bir yumru girmesi bir olmuş gözyaşım şimdiden yanağımdan süzülmeye başlamıştı.
05.02.2011
Sevgili günlük babam bugün beni parka götürmedi annem işteydi evde canım çok sıkıldı.
19.02.2011
Sevgili günlük çok mutluyum annem,ben ve babam pikniğe gittik ve bir kardeşim olacağını öğrendik.Babam benimle ilk defa top oynadı.
10.06.2011
Sevgili günlük bugün kardeşimin bir kız olduğunu öğrendik,annem ile ben çok sevindik.
10.07.2011
Sevgili günlük annem yemeği yere döktüğü için babam ona kızıp her yerine vurdu ,annemin canı yandı ve yere düştü hastaneye gittiğimizde kardeşimin öldüğünü öğrendik.
Göz yaşlarım daha da artmaya başladığında gözlerimi yumdum ve hıçkırıklarımı serbest bırakıp ağzımdan çıkan acı ses ile birlikte ağlamaya devam ettim.
Bir insan hiç küçüklüğüne sarılmak ister miydi? Muhtemelen evet.Ben o küçük kız çocuğuna çok sarılmak,onu yalnız olmadığını hissettirmek istiyordum.
Defteri kapatıp kalbimin en derin yerine bastırıp bedenimi yatağın üzerine bıraktım,daha çok ağlamaya daha çok acı içinde ses çıkarmaya devam ettim.İçimi dökmem lazımdı,olmuyordu babamın yaptıklarına göz yumamıyordum.Her yaptığı bir hata bende travma ve öfke olarak kalıyordu ve benim elimden hiçbirşey gelmiyordu.
Bazen bazı anlar olur o an hayatınızı sonlandırmak istediğiniz,duygularınızı,
yaşama isteğinizi,nefes alma ihtiyacınızı sonlandırmak istediğiniz...
Ben kendi ruhumu artık hissedemeyecek hale gelebilmiştim,küçük yaşta şahit olduğum her bir travma benim kabuk tutmayıp açıkta kalan yara izlerimdi...