İçeriğe geç

DERİN SIYRIK

Bölüm 5 · 5 dk okuma

DERİN SIYRIK

Bölüm 5

4

Sokağın karanlığından çıkıp caddeye doğru yürüdük. Ayaklarımız hızlandı ama koşmadık dikkat çekmek istemiyorduk. Caddenin ışıkları uzaktan bile fazla parlaktı. O ışıklara ulaştığımızda ilk kez biraz nefes alabildim.

Rüya elini kaldırdı. Boş bir taksi yavaşladı, yanımızda durdu.

"Merkeze" dedi Rüya. Sonra bana baktı.

"Bara" diye ekledim.

Şoför aynadan kısa bir bakış attı ama soru sormadı. Kapılar kapandı, araba hareket etti. Camdan dışarı bakarken şehrin gece hâli gözümün önünden aktı. Her şey normaldi. Bu daha da sinir bozucuydu.

Birkaç dakika sonra akşam olayın çıktığı barın önündeydik. Işıkları hâlâ yanıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Taksi durdu, indik.

"Emin misin" diye sordu Rüya alçak sesle.

"Değilim" dedim.

"Ama başka çarem yok."

İçeri girdiğimizde müzik daha düşüktü. Ortam dağınıktı masalar yer değiştirmiş, birkaç sandalye kenara çekilmişti. Olayın izleri silinmişti ama havası duruyordu.

Ve sonra onu gördüm. Barış. Barın köşesinde, her zamanki gibi sakin ama gözleri her zamankinden daha dikkatliydi.

Yanına doğru yürüdüm. Birkaç adım geride kaldım.

"Barış"dedim.

Başını kaldırdı, beni görünce kaşları hafifçe kalktı.

"Rüya, neden gittiniz hemen? Ben de sizi arıyordum."

Barış’ın sesi telaşlıydı.

"Neler neler oldu bir bilseniz"

Rüya’yla kısa bir bakış attık. İkimiz de bilmiyormuş gibi davrandık.

"Biz erken çıktık" dedi Rüya.

"Ortam çok gerildi."

"Evet" dedim. "Sonrasını bilmiyoruz"

Barış derin bir nefes aldı, etrafına bakındı. Sesini düşürdü.

"İyi ki gitmişsiniz"dedi.

"Çünkü olay çok kötü bitti"

"Ne oldu"diye sordum.

"Adam vuruldu"dedi.

"Bir de" Duraksadı.

"Parmakları kesilmişti. Bildiğin koparılmış gibiydi, yüzünde kocaman bir çizik"

Rüya’nın eli koluma yapıştı.

"Kimin yaptığı belli mi "diye sordu Rüya.

"Hayır," dedi Barış.

"Ne gören var ne bilen. Kameralara bakıldı ama kayıt yok. O anlara dair hiçbir görüntü çıkmadı."

Kalbim göğsüme vuruyordu.

"Peki" dedim.

"Ölmüş mü"

Barış başını iki yana salladı.

"Hayır. Ambulans geldiğinde nabzı hâlâ atıyormuş. Ama çok kan kaybetmiş. Hemen hastaneye götürdüler. Ondan sonrası bende yok. Başka da bir şey bilmiyorum."

Barın içindeki sesler bir anda uzaklaştı sanki. Rüya kulağıma eğildi.

"Bu iş çok kötü yerlere gidiyor" diye fısıldadı.

"Hangi hastane peki biliyorum sadece onun duyabileceği şekilde.

"Üç sokak ileride bir hastane oradan geldi sanırım. Siz neden bu kadar irdelediniz bu konuyu napacaksınız ki adamı. Tanıyor musunuz.

"Hayır be nerden tanıyalım dedi sesini yükseltip Rüya devam etti, insan gibi gelip bir şey soruyoruz öküz altında buzağı arama ve bu gece beni de burada görmedin evden gizlice çıktık.

"Can abiye telefon açmam için beni mi ikaz ediyorsun yani."

"Barış daha sonra geldiğimde uğraşırım seninle hadi Nare gidelim artık.

Rüya bir hışımla çekti kolumdan ve bardan çıktık.

"Ben sana diyorum bak bambaşka olaylar oluyor Rüya , şu hastaneye gidelim artık bir an önce.

Koşa koşa indik Barışın dediği sokağa zamanımız çok dar gibi geliyordu. Evdeki yokluğumuz belli olduğu anlar hiçbir şey iyiye gitmezdi.

Hastanenin otomatik kapıları önümüzde açıldı. İçerisi fazla aydınlıktı gözlerim birkaç saniye alışamadı.

Gece boyunca biriken yorgunluk şimdi daha ağır hissediliyordu.

Rüya’yla yan yana yürüyüp danışmaya yaklaştık. Masanın arkasındaki sekreter bilgisayara bakıyordu.

"Affedersiniz," dedim. Sesim düşündüğümden daha sakindi.

"Buraya neredeyse bir saat önce mavi gömlekli, yüzünde bıçak izi olan, kalbinden vurulmuş bir adam getirildi mi?

” Sekreter başını kaldırdı. Yüz ifadesi bir anda değişti. Ekrana baktı, birkaç tuşa bastı.

"Yakını mısınız?" diye sordu. Bir an duraksadım. Rüya hemen araya girdi. "Arkadaşıyız" dedi.

"Durumunu öğrenmek istiyoruz.

" Sekreter kısa bir süre daha ekrana baktı, sonra sesi alçaldı.

"Acilden alındı" dedi.

"Ameliyata girdi. Durumu ciddiydi" Mideme soğuk bir şey oturdu.

"Yaşıyor mu?” diye sordum. Sekreter başını yavaşça salladı.

"Şu an için evet,” dedi.

"Ama beklemeniz gerekecek" Rüya’yla göz göze geldik. Beklemek en zor kısmı buydu. Bekleme salonundaki sandalyelere oturduk.

Saat duvarda ağır ağır ilerliyordu. Her kapı açıldığında ikimiz de irkiliyorduk. Rüya sessizce fısıldadı.

"Bunu yapan her kimse, iz bırakmamış" Başımı salladım.

“Ve bizi buraya kadar sürükledi." Çünkü artık emindim. Bu iş, bir gecelik bir olay değildi. Ve cevabını almadan buradan çıkmayacaktık.

Bekleme salonunun kapısı açıldı. İkimiz de refleks gibi başımızı kaldırdık. İçeri ilk giren kadının gözleri ağlamaktan mahvolmuştu.

Yüzü bembeyazdı, ayakta durmakta zorlanıyordu. Kolunda bir adam vardı; dik durmaya çalışıyordu ama omuzları çökmüştü. Yanlarında genç bir kız yaşı bizden çok da büyük değildi.

Kadının elinde buruşturulmuş bir gömlek vardı. Mavi. Üzerinde koyulaşmış kan lekeleri hâlâ duruyordu.

Rüya’yla olduğumuz yerde kaldık. Bilerek kenara çekildik. Bizi fark etmesinler diye sessizce izledik.

Kadın sandalyeye çökerken gömleği göğsüne bastırdı. Sesi titriyordu.

"Tolga" dedi. Sonra tekrar. "Tolga’m"

O isim kulaklarımda yankılandı.

Genç kız annesinin dizlerinin dibine çöktü, ellerini tuttu. Gözlerinden sessiz sessiz yaşlar akıyordu. Dudakları kıpırdadı.

"Abi"bdedi kısık bir sesle.

"Abi ne olur"

O an boğazım düğümlendi. Gözlerim yandı. Rüya’nın nefesinin hızlandığını hissettim. Kolumu tuttu parmakları titriyordu.

Kadın gömleği okşar gibi yaptı, sanki oğluna dokunuyormuş gibi.

"Annen burda Tolga" diye fısıldadı.

"Dayan oğlum ne olur dayan "

Bakışlarımı kaçırmak zorunda kaldım. Çünkü bir anda her şey gerçek olmuştu. Bu bir hikâye değildi. Bu, bir ailenin parçalanma anıydı.

Rüya kulağıma doğru eğildi, sesi çatladı.

"Kız kardeşi" dedi.

"Bak kız kardeşi o."

Başımı salladım. Gözlerim doluydu artık. İçimdeki ağırlık katlanarak büyüdü.

Bir süre sessizce izledikten sonra yavaşça kadının ve ailenin yanına doğru yaklaştık. Adımlarımız sessiz, nefesimiz ölçülüydü. Kadın başını kaldırdı; gözleri hala yaşlı ama fark ettiğimizde bir an için gözleri bize takıldı.

"Geçmiş olsun" dedi Nare, sesi alçak ama sıcak.

Kadın gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, sonra bize bakarak dudaklarını kıpırdattı. "Teşekkür ederim" dedi, sesi hâlâ titriyordu.

Rüya biraz öne eğildi, ellerini hafifçe birbirine bastı. "Ne oldu" diye sordu.

Kadın elleriyle oğlunun gömleğini sımsıkı tuttu, gözleri daha da doldu. "Oğlumun kimseyle işi olmaz" sesi çatladı.

"Düşmanı bile yoktur. Herkes çok sever onu. Nasıl olur da kıyarlar ona"

Genç kız annesinin elini tuttu, sessizce başını salladı. Adam sadece yanlarında duruyor, gözleri boşluğa bakıyordu.

Rüya ve ben sessizce durduk. İçimizde garip bir acı vardı; kelimeler yetmiyordu. Sadece birbirimize bakıp, kadının ve ailenin yaşadığı bu tarifsiz acıyı yavaşça omuzlarımızda hissettik.

O anda bir kez daha fark ettik bu işin ortasında sadece biz yoktuk. Hayatın kırılganlığı, insanın çaresizliği hepsi gözümüzün önündeydi.

Kadının hıçkırıkları ve genç kızın sessiz ağlamasını geride bırakarak hastaneden çıktık. Gece soğuğu tenimize çarpıyor, kalplerimiz hâlâ hızlı hızlı atıyordu.

Her adımda içimizdeki korku, telaş ve üzüntü biraz daha büyüyordu.

Caddenin ışıkları arasından ilerlerken sessizce birbirimize baktık.

Ve o an, uzaktan gördüm onu.

Hâlâ aynı kıyafetler uzun ceket, şapka, yüzü gölgede. Şehrin gece ışıkları altında sanki karanlığa karışmıştı.

"Rüya " dedim sesim titreyerek, kelimeler neredeyse çıkmıyordu gözlerim büyümüş halde. Rüya hemen elini koluna hafifçe dokundurdu, fısıldadı

"Bakma bakma"

Gözlerimi kaçırmadan, sesimi en alçak noktaya indirerek fısıldadım

"Rüya bizi izliyor"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.