Ambulansın sesi, sokağın dar duvarlarında yankılandı.
Kırmızı ve mavi ışıklar geceyi yararken, ben olduğum yere çökmüştüm. Dizlerim tutmuyordu. Ellerim hâlâ titriyordu.
Rüya telefonu kapattığında yüzü bembeyazdı.
"Gel"dedi. "Bakma artık"
Ama baktım.
Yerde yatan adamın yüzüne kazınmış o çizik, gözlerimin içine kazındı. Kanın asfaltla buluştuğu yer, kalbimin ortasına denk geliyordu sanki.
Ambulans görevlileri geldi.
Soru sordular. Cevap veremedim.
Rüya benim yerime konuştu.
Ben sadece susuyordum.
Rüya beni kolumdan tuttu.
"Burada duramayız"dedi.
Haklıydı.
Taksiye bindiğimizde camdan dışarı bakıyordum. İstanbul yine aynıydı. İnsanlar yürüyordu. Arabalar geçiyordu. Hayat, birinin ölmesiyle durmuyordu.
Rüya beni kapının önünde indirdi.
"İstersen kalırım" dedi.
Başımı salladım.
"Git" dedim.
"Babam beni bu hâlde görürse"
Rüya bir şey söylemedi. Sadece sarıldı.
Bu kez kısa sürdü. Çünkü bazı sarılmalar, daha fazla acıtır.
Evin kapısından içeri girdiğimde sesleri duydum.
Bağırıyordu.
"Ben sana ne dedim"
"Kimden izin aldın"
"Beni mi yok sayıyorsun"
Bir adamın sesi titriyordu.
"Cihan Bey, ben"
"Kes!” diye kükredi babam.
"Benim adım ağzından bir daha çıkmayacak"
Koridorun sonuna kadar ilerledim. Ayaklarım ağırdı. Sanki üzerimde geceyi taşıyordum.
Odaya girdiğimde babam beni gördü.
Bir an durdu.
Sonra öfkesinin yönü değişti.
“Çık dışarı,” dedi adama.
Adam tereddüt etti.
Babam elini kaldırdı.
"Çık dedim."
Adam neredeyse koşarak odadan çıktı. Kapı kapandığında babam korumalarına döndü.
"Bitirin işini," dedi sakin ama keskin bir sesle.
"Bir daha hata istemiyorum."
Sonra bana baktı bakışı, elbiseme kaydı.
"Bu ne hâl"diye bağırdı.
"Bu ne rezillik Nare"
Üzerime yürüdü geri adım atmadım.
"Ben sana ne dedim"
"Bu evden böyle çıkılmaz dedim"
"El âlemin ortasına böyle mi çıkılır"
"Birde burda adamlarla toplantıdayken bu halde buraya geliyorsun. "
"Baba yeter" şaşırdı
"Ne dedin sen"
"Sınırını aşma sakına Nare"
"Yeter dedim" dedim bu kez daha net.
"Artık ileri gittin."
Bir adım daha attı.
Ama bu kez ben dik durdum.
"Yanıma bir adam geldi diye öldürmek ne demek" diye bağırdım.
"Bu mu senin adaletin"
"Bu mu senin babalığın"
Odanın içi buz kesti babam ilk kez sustu.
Gözüme baktı.
Gerçekten baktı.
"Birinin ölmesi benim suçum değil"dedi
"Ve bunu bana yükleyemezsin.”
Alay eder gibi gülümsedim.
"Koskoca mafya bir de yalan mı söylüyorsun"
Babamın yüzü gerildi.
"O ağzından çıkanlara artık dikkat et" dedi sertçe.
"Yeter gece gece yaptığın soytarılık"
"Birini öldürdüysem söylerdim" dedi.
"Ama ortada böyle bir şey yok"
Başımı iki yana salladım.
"İnanmıyorum"
Derin bir nefes aldım.
Göğsüm sıkışıyordu.
"Ben nefes almak için dışarı çıkıyorum" dedim.
"Peşime adam takıyorsun"
Sesim yükseldi.
"Yetmiyor" dedim.
"Sırf benimle konuştu diye birini öldürtüyorsun"
Elimle aramızdaki mesafeyi işaret ettim.
"Her şey gayet açık ve net."
Gözlerinin içine baktım.
"Senden başka kim yapacak, ha" dedim.
"Söyler misin"
Babam gözlerini benden ayırmadı.
Yüzündeki öfke yavaş yavaş yerini sert bir soğukkanlılığa bıraktı.
"Ben yapmadım" dedi.
Sesini yükseltmedi.
Savunmadı.
Açıklamadı.
Sadece söyledi.
"Bu işi ben yapmadım, Nare"
O an içimdeki öfke sustu.
Ama şüphe.
Daha da büyüdü.