Yoğun bakım odasında hava ağırdı.Makinenin düzenli sesi dışında kimse konuşmuyordu.Kerem’in babası yatağın yanında dimdik duruyordu. Otoriteyi taşıyan bir sessizliği vardı.
Elini oğlunun omzundan çekti ama bakışlarını çekmedi.Kerem yorgundu ama bilinci açıktı. Gözleri hâlâ keskin.
Babası yavaşça konuştu.
"Bu kaçıncı kurşun Kerem"
"Saymayı bıraktım" derken gözleri bana bakıyordu. İçim yine tuhaftı benden önce kaç kere kıymışlardı ona.
Babası başını iki yana salladı. Sonra sesi değişti. Daha alçak. Daha ciddi.
Kerem’in bakışları bir anlığına bana kaydı. Babası bunu fark etti.
"Onu koruman için ne yapman gerektiğini biliyorsun, değil mi"
O cümle odadaki havayı kesti. Kalbim sıkıştı.
Kerem’in yüzündeki ifade değişti. O hafif alaycı, rahat hal gitti. Yerine ağır bir kararlılık geldi.
"Biliyorum" dedi sakin ama net bir sesle.
"Kerem"dedim istemsizce.
Babası gözlerini bana çevirdi.
"Bu dünyanın yarısı oğlumu öldürmek ister."dedi soğuk bir gerçeklikte. "Diğer yarısı da ona zarar vermek için sevdiği insanları kullanır"
Sustu.
"Peki sen bu insanlardan hangisisin"
"Ben yanlışlıkla vuran tarafım he eğer öyle bir taraf varsa" diklenmeye başladım.
"Babana benziyorsun"
Bu laf ilk defa benim canımı acıtmıştı. Ben ona benzeyemezdim , benzememeliydim. Onun gibi olmak son tercihim bile değildi.
"Elime silah aldım diye babama mı benzemiş oluyorum."
"Kısmen"
"Ben bu lafı duymadım sizde söylemediniz."
Kerem bizim laf dalaşımızı dinleyerek gülümsüyordu. Gamzesi belirginleştikçe içim eriyordu resmen. Vurulmuş bir halde yatarken bu kadar karizmatik olmak da suç olmalıydı.
Kerem’in babası bir adım öne çıktı. Odanın ağır havası, onun duruşuyla daha da keskinleşti. Gözleri kararlı ve soğuktu.
"Dinle Nare" derin bir sesle "bu kapıdan çıkacaksın ama peşini bırakmayacak insanlar"
Başımı kaldırıp baktım .
"Kim onlar" . Sesim titredi ama kelimelerim netti.
Adam parmağını yavaşça havaya kaldırdı önce Kerem’e sonra bana çevirdi. Sesi, sadece kelimeler değil, bir uyarı gibi yankılandı .
"Birincisi, oğlumu sevenler. Can dostu bilenler. Onu koruyanlar"
Kısa bir duraksama. Parmağı şimdi bana döndü.
"İkincisi ise" kararlı bir tonla "onu öldürmek için sıraya girenler."
Birden durdu. Parmağını işaret etti, direk bana.
"Ve sen, Nare artık onlar için bir piyon olacaksın"
"Ben kimse için piyon olmam" dedim dişlerimi sıkarak.
"Laflarınıza dikkat edin. Beni kimse oyununa alet edemez."
"Baba" dedi sert ama kontrollü bir sesle"onu bulaştıramam".
"Onu bu dünyaya sokamam. Nare benim dünyama girecek ama oyun değil, hayatta kalmak için yanında olacak."
Babası bir an durdu gözleri odadaki herkesin üzerinde gezindi. Derin bir nefes aldı ve yavaşça, sarsılmaz bir kararlılıkla konuştu.
"Onun yanında olması için tek bir yol var."
Kalbim hızla çarptı. Sesim titredi, ama cevap vermek zorundaydım.
"Ve o yol nedir" fısıldadım" neredeyse duyulmayacak kadar kısık.
Babası bana bakarken dudaklarının kenarında o alaycı gülümseme belirdi.
"Evlenmek"
Bir anlık sessizlik sonra Kerem gözlerini bana dikti, yüzünde şaşkınlık ve hafif bir tebessüm vardı.
Ben sadece nefesimi tuttum, kelimeler boğazımda düğümlendi. Babası devam etti, sesi kararlı ve kesin.
"Evet evlenmek başka yolu yok hayatta kalmak, yanında olmak, onu korumak"
"Ne, ne diyorsunuz" dedim kelimelerim çıkmakta zorlanıyordu. Sesim titredi şaşkınlığımı gizleyemedim.
"Evet Nare evlenmek başka seçenek yok."
Kerem sadece gülümsüyordu. Dünden razı gibi bir hali vardı. Ben nasıl buna hemen karar verirdim ki . Babama ne diyecektim. En sevdiği adamdı Kerem. Karşı çıkacağına adım kadar eminim . Böyle bir şeyi ben ister miydim ki .
Kerem derin bir nefes aldı, babasının gözlerine kilitlendi ve kararlı bir sesle söyledi.
"Baba bizi yalnız bırak. Şimdi yeter. Bu iş bizim işimiz."
Babası kaşlarını hafifçe kaldırdı, bir an baktı ve gülümsemeyi engelleyemedi. Ama sonra başını yavaşça salladı, odadan çıkmadan önce durdu ve son bir uyarıda bulundu:
"Vereceğin karar tek seni ve Kerem’i değil, hepimizin hayatını etkiler. Ona göre karar ver. Ve peşindeki adamları da unutma.”
Bir adım attı, kapıya yöneldi. Elini kapı koluna koydu, başını son kez döndürdü:
"Unutma Nare , sorumluluk artık senin de omuzunda."
Kapı kapandı. Sessizlik bir anda odada yankılandı.
Ben Kerem’e baktım, gözlerim hâlâ şaşkınlıktan büyümüştü.
"Kerem bu barda olanları biliyor mu baban" diye sordum, sesi titreyerek.
Kerem omuz silkti ama gözleri hâlâ keskin ve dikkatliydi.
"Bu şehirde ne olursa, ilk önce bizim kulağımıza gelir, Nare. Sahip olduğumuz gücü hafife alma"
Gözlerimi ona kilitledim.
"Bu işler , bu hayat , bu karanlık sokaklar düşündüğünden çok daha fazlası" dedi, sesi hem ciddi hem de uyarıcıydı.
Benim kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu. Başımı Kerem’e çevirdim, gözlerim ona kilitli, ellerim hâlâ titriyordu. Sesim çekingen, neredeyse fısıltı gibi çıktı.
"Peki evlilik konusunda ne diyorsun"
Kerem bir an durdu, gözlerindeki ciddiyet bir yumuşaklıkla karıştı. Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi ama gözlerindeki kararlılık hâlâ yerindeydi.
"Ne diyeyim Nare" dedi yavaşça, sesi sakin ama kesin.
"Ben bunu istiyorum. Ama sadece doğru zamanda, doğru şekilde. Bu şehir, bu hayat, bu karanlık her şey hazır olduğunda. Ama yanımda olmanı istiyorum. Hep yanımda."
Başımı hafifçe salladım, gözlerim Kerem’in gözlerine takıldı. Sesim titrek ama kararlıydı:
"Tek başıma vereceğim bir karar değil bu, biliyorsun değil mi"
"Babama ne diyeceğim?"
Kerem derin bir nefes aldı, ellerimi sıkıca tuttu ve yüzüne ciddi bir ifade yerleşti.
"Ne diyeceğini bilmiyorum ama unutma Nare, kararın sadece kelimelerle ölçülmez. Bu, bizim hayatımızı korumakla ilgili. Babana söyleyeceğin şey, içinden geldiği gibi olmalı. Ama hangi yolu seçersen seç, yanında ben olacağım"
Başımı yere eğdim, kelimeler boğazımda düğümlendi. Sessizliği bozan tek sesim titrek bir fısıltıydı:
"Biliyorum bu birbirimizi sevmediğimiz zorunlu bir evlilik olacak"
Kerem bir an durdu.
Gözlerindeki kararlılık hafifçe yumuşadı ama hâlâ dikkatliydi. Bana baktı, sesi derin ve sorgulayıcı çıktı.
"Gerçekten öyle mi olacağını düşünüyorsun, Nare"
Kalbim sıkıştı. Bu sorunun ağırlığı neredeyse nefesimi kesiyordu. Şaşkınlığımı ve korkumu gizlemeye çalışarak başımı kaldırdım, Kerem’in gözlerinde cevabı arıyordum.
"Bilmiyorum "dedim sonunda, sesim hâlâ titrek.
"Ameliyathaneye giderken gözlerimi kapatmadan önce tek korktuğum şey ölmek değildi" dedi.
"Ne" diye sordum.
"Seni bir daha görememekti ve ilk defa bir kurşunun beni yaşatması için dua ettim."
"Seni bırakmak istemiyorum Nare." gözleri dolmuştu bir anda .Koskoca mafya adam ağlayacak haldeydi.
"Bırakmadın"
"Bırakamam da artık"
"Evlilik peki. Babanla aynı şeyi mi düşünüyorsun."
"İstemiyorum " dedi birden duraksadı gözlerime baktı. Beni istemiyordu galiba diye kurmaya başladım ki birden kenara kaydı yanağında az bir boşluk vardı . Elini boş tarafa koyarak gel dedi.
Titreyerek, heyecanla yanına uzandım. Kalbim göğsüme sığmıyordu. Kendime bile şaşırıyordum ilk defa bir erkekle, Kerem’le, yan yanaydık nefeslerini hissetmek, kalbimizin ritmi birbirine yaklaşmıştı.
Yanına yatınca, ellerim istemsizce yüzüne kaydı. Parmak uçlarım yanaklarını okşarken, saçlarını hafifçe okşadım. Kerem’in nefesi yüzüme çarpıyor, benim titrememle birleşiyordu. O da bir an duraksadı, sonra elleri ellerimde buluştu.
"Evlenmek istemiyorum" dedi bir kez daha, sesi bu kez daha içten. “Senden başka kimseyle evlenmek istemiyorum.
" Karım sen olacaksan, bana milyar yıllık uzak olan o evliliği seve seve kabul ederim. Sadece seninle."
Başını hafifçe eğdi, alnımı öptü.
O öpücük tüm kalbimi eritmişti. Nefesim kesilmişti, heyecanım doruktaydı ve bir yandan da kendimi tamamen Kerem’in yanında, güvende hissettim.
Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu, ellerim hâlâ onun yüzünde, saçlarında ve o an, dünyadaki tüm korkuların ve karanlıkların, Kerem’in yanında eridiğini hissettim.
Kerem alnımı öptükten sonra, ellerimi bırakmadan yanımda hafifçe kıpırdadı.
Nefesimizin ritmi birbirine uyum sağlamıştı, kalbim hâlâ deli gibi atıyordu ama yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladı.
Kerem de gözlerini kapattı, yüzünde o yorgun ama huzurlu ifade vardı. Ellerimiz hâlâ birbirindeydi, birbirimize güvenerek, sessizce uykuya daldık. Dışarıda hayat devam ediyordu ama biz kendi dünyamızda, birbirimize yakın ve güvenli bir şekilde uyuyorduk.
Sabahın ilk ışıkları odanın içine sızarken, birden yüksek bir ses yankılandı.
"NARE"