Koridorun ortasında kalakaldım. Ellerim hâlâ kan içindeydi. Kurumuş kan avuç çizgilerime dolmuştu; ne kadar yıkarsam yıkayayım çıkmayacakmış gibi.
Az önce "eşim" demişti.
O kelime kurşundan daha ağırdı.
Duvara yaslandım. Dizlerim titriyordu. Ameliyathane ışığı kırmızı yanıyordu. İçeride hayatla ölüm arasında ince bir çizgi vardı ve o çizginin ucunda Kerem duruyordu.
Doktor maskesini indirirken yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştım.
"Kurşun bağırsaklara zarar vermiş ama büyük damarlara gelmemiş. Şanslı."dedi.
Şanslı.
Bu kelime dizlerimin çözülmesine yetti. Duvara tutundum.
"Hayati tehlikeyi atlattı. Yoğun bakıma alacağız"
Gözlerim doldu ama bu kez ağlamadım. İçimdeki düğüm biraz gevşedi sadece. Yaşıyordu..
Yoğun bakım odası sessizdi. Makine sesleri düzenli aralıklarla bipliyordu. O güçlü, dimdik duran adam şimdi beyaz çarşafların arasında solgun görünüyordu.
Yavaşça yaklaştım.
Elini tuttum.
Bu kez sıcaklık vardı.
"Bana bir hayat borcun var demiştin"diye fısıldadım. Göz yaşlarımdan bir iki damla düştü yüzüne.
Göz kapakları hafifçe kıpırdadı.
Bir süre sonra yavaşça açtı gözlerini.
İlk yaptığı şey yine beni bulmak oldu.
"Gitmemişsin" dedi kısık ve acı dolu sesle.
"Gitmemi mi istiyordun"
"Hayır" dedi gözlerini ayırmadan.
"Ağlama artık iyiyim bak , göz yaşlarını da silemiyorum zaten."
"Bu seferlik ben silerim " dedim yanaklarımı ellerimle silerek.
"İyisin dimi doğru söyle doktoru çağırmamı ister misin"
"Senden başka kimseyi istemiyorum"
"Gerçi sende beni istemiyorsun sanırım vurduğuna göre"
"Kerem, bilerek olmadı sende biliyorsun. Hem senin de payın var ne öyle geliyorsun birden dibime."
"Kaç zamandır bekliyordum o gözlerinin içine öyle bakmayı Nare." derinden söylenmiş bir cümleydi bu iç geçirdi birden.
"Adamların benden nefret ediyor dua ettim beni de kurşuna dizmesinler diye. Patronlarına kurşun sıktım haklılar."
"Sana ne dedim ben, benim yanımdayken sana kimse bir şey yapamaz " acı bir tebessüm oturdu yüzüme.
"Evet dedin"
Sandalyeyi yatağına yaklaştırdım.
"Kerem" dedim.
"Neden eşim dedin"
"Yaşaman için." gözleri hafiften kapanır gibi oldu ve uykuya daldı.
Doktor yanına geldiğinde ben dışarı çıktım. Başımı ellerimin arasına almış oturuyordum öylece.
Son bir kaç günde olan olaylardan sonra şu geldiğimiz noktaya bak. Almayacaktın Nare, o silahı eline almayacaktın. Oturup kendi kendimi yemekle meşgulken birden asansörün kapısının açılması duydum.
Makine seslerine alışmıştım artık. Elimde hâlâ kurumuş kan izleri vardı. Yıkamıştım ama gitmemişti. Belki de gitmesini istemiyordum.
Koridorda bir sessizlik dalgası yayıldı.Kerem’in adamları aynı anda doğruldu.
Gelen adam ağır ağır yürüyordu. Ak saçları geriye taranmış, kusursuz kesimli koyu renk takım elbisesi üzerinde tek bir kırışık yoktu.
Yüzü yaşlı değildi ama sertti soğuktu.
Gözleri Kerem’inkine benziyordu.
Daha acımasız hali.Yanımdan geçerken durdu. Beni baştan aşağı süzdü.
Bir iki saniye. Sonra gözleri ellerime kaydı. Kurumuş kana.
"Demek" dedi ağır, tok bir sesle "oğluma sıkan sensin"
Boğazım düğümlendi ama gözlerimi kaçırmadım.
"İstemeden oldu.” dedim sesim kısık ama netti "bilerek yapmadım."
Adam bir adım yaklaştı. Yakından daha ürkütücüydü.
"İstemeden mi" dedi alayla.
"Sen kim oluyorsun da benim oğluma silah tutuyorsun"
Sözleri tokat gibi çarptı.
Kerem’in adamları kıpırdanmadı ama havadaki gerilim artmıştı.
"Ben"dedim. Nefesim titredi ama devam ettim.
"Ben onu vurmak istemedim sadece panikledim"
"Panik" adamın kaşı kalktı.
"Bizim ailede panikleyenler silah taşımaz."
"Sadece kendimi korumak için vardı."
"Benim oğlumdan mı" sesi bu kez sertleşti.
"Hayır ondan değil yani şey bir anda yaklaşınca bana "
“Yaklaştı diye mi tetiğe bastın"
Sustuğum o saniye suçlu gibi görünmeme yetti adamın çenesi kasıldı.
"O ameliyatta yatarken" dedi alçak ama ölümcül bir tonla "sen hâlâ burada durabiliyorsan, bu sadece onun emri yüzünden"
Bunu biliyordum. Yerde kan kaybederken bile "Ona dokunanın elini kırarım" demişti. Yutkundum.
"Kaçmadım"
Adamın bakışları keskinleşti.
"Ne"
"Vurunca kaçabilirdim"
"Kaçmadım. Ameliyathaneye kadar elini tuttum" sessizlik oldu birden.
Koridordaki adamlar ilk kez bana farklı bakmaya başladı.
Kerem’in babası gözlerimi inceledi. Sanki yalan arıyordu.
"Bun dediklerin seni aklamaz" dedi soğukça.
"Aklanmaya çalışmıyorum sadece gerçeği söylüyorum."
Bir adım daha yaklaştı.
"Eğer oğlum ölseydi" fısıltıya yakın bir sesle "bu hastaneden sağ çıkamazdın"
Sözlerinde tehdit yoktu gerçek vardı. Gözlerim doldu ama geri çekilmedim.
"O ölmedi"
Adamın bakışları bir anlığına değişti.
"Şanslısın"dedi.
“Hayır şanslı olan Kerem"
O an yoğun bakım kapısı açıldı. Hemşire çıktı.
"Bir kişi kısa süreliğine görebilir."
Adam hiç düşünmeden ilerledi. Kapıda durdu. Sonra beklenmedik bir şey yaptı. Başını hafifçe bana çevirdi.
"Gel" dedi sertçe ,şaşırdım.
"Eğer oğlum senin için bu hale geldiyse sebebini kendi gözlerimle görmek isterim."
Kalbim hızlandı. Onunla birlikte içeri girdim. Kerem hâlâ solgundu ama yaşıyordu. Babası yatağın başında durdu.
O sert adamın yüzünde ilk kez bir çatlak oluştu. Elini Kerem’in omzuna koydu.
"Koleksiyona bir yeni kurşun daha eklendi . Annen görseydi delirirdi."
Sonra bakışları bana döndü.
"Bu kız mı"
Kerem’in gözleri ağır ağır açıldı. Bizi gördü. Önce babasını. Sonra beni.
Ve dudaklarının kenarında o tanıdık inatçı gülümseme belirdi.
"Baba" dedi zayıf bir sesle
"Bir daha ona bağırma "
Adamın yüzü sertleşti.
"Sen sus" dedi ama sesi eskisi kadar keskin değildi.
Kerem gözlerini benden ayırmadı. "Benim o" dedi kısaca. O tek kelime odaya düştü. Babası bunu duydu. Yavaşça bana döndü.
Uzun uzun baktı. Sonra çok sakin bir sesle
"O zaman ya onu bu dünyadan uzak tutarsın"
ya da bu dünyanın ne olduğunu kaldırabilecek kadar güçlü olmasını sağlarsın"
Bakışları sertti.
"Aksi halde ikinizi de yaşatmazlar"
Kerem babasına bakıp başıyla onayladı ben ise hiç bir şey anlamadan öylece duruyordum orda