İçeriğe geç

Derin Rüya

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Derin Rüya

Bölüm 3

KIRIK RUHUN BEDELİ

1. Bölüm Derin Rüya Caner'in evine girmek için çantamdan evinin yedek anahtarını aldım. Ve kapıyı açıp içeri girdim. "Rüya, sen mi geldin?" Bu Caner'di. Amerikan mutfağına sahip olan bir evdi burası. Odanın içine resmen Caner'in erkeksi parfümünün kokusu yayılıyordu. Caner, arkasını dönmüş vaziyette ocağın karşısındaki bir tencerede bir şeyler karıştırıyordu. Üzerinde ise önlük vardı. Arkasını döndüğünde "Evet ben geldim."Dedim. Kahverengi, parlak saçlarını yeni kestirmişti.Tek solukta yanıma geldi. "Hoşgeldin Rüya" dedi ve tek koluyla belime sarıldı.Sıcak teni belime değdiğinde çok rahatlamıştım. Onun yanındayken kendimi çok rahat hissediyordum; tabii hem de üşümüştüm. Bu sadece ısınmış ta oldum. sarılarak Karşılık verdim, sonra. "Hoşbuldum" dedim ve Caner'den ayrıldım.Nedense o an. Caner'den sarılmayı kestiğim o an. Sanki bir ip vardı beni tutan. Bizi birleştiren. Ve şimdi, sanki o ip kopmuştu.Omuzumdaki çantayı sol tarafimda duran Krem renginde olan belki de bej rengi olan koltuğa yerleştirdim.Üzerimde çalışmanın verdiği yorgunluk vardı. "Eee ne yapıyorsun. Bu güzel kokunun nereden geldiğini, ve ne olduğunu açıklamayacak mısın? "Dedim gülümseyerek. Karıştırdığı şeye, ocakta duran tencereye döndü. "Yemek yapıyordum, daha doğrusu tatlı. "Dedi, ve tekrar bana döndü. Sırtını tezgaha doğru yasladı. Ellerini kollarında bağladı. "Belki de seviyorsundur diye yaptım." Dedi, ve gülümsedi."Neli puding peki Caner?" Diye sordum. Gülümsedim. "Sütlü çikolatalı puding, sever misin?" Gülümsüyordu.Ya da gülümsemeye çalışıyordu. İyi güzel, bana puding yapmış. Fakat benim çikolataya alerjim var. Caner bunu nasıl bilmiyordu? Ona defalarca kez söyledim.Unutmuş muydu? "Caner, unuttun mu? Benim çikolataya alerjim var..." O an yutkunamadım.boğazıma bir yumru oturmuştu sanki. Gitmekte inatçı olan bir yumru. "Üzgünüm Rüya... Unutmuşum. Ama eğer puding yemek istersen.Çilekli puding, ya da vanilyalı puding yapabiliriz.İster misin?" Caner böyle söyleyince hiçbir şey olmamış gibi devam ettik. "İyi o zaman. Beraber yapalım ama" Dedim gülümseyerek. 1 saat sonra Beklemediğim bir Anda pantolonumun arka cebinden birşeyin titrediğini hissettim.Titreyen şeyin telefonum olduğunu anladığımda elimi arka cebime attım ve telefonu oradan aldım. Titreme sesi gittiğinde ekrana annemin araması düştü. Annem arıyordu.Telefondan başımı kaldırıp yeniden Caner'e döndüm."Bir dakika Caner, hemen dönerim annem arıyor" dedim ve arka bahçeye girdim. Telefonu açtıktan sonra kulağıma doğru yasladım."Alo, anne beni aramışsın. Kusura bakma duymamışım" Dedim.gülümsemeye çalışıyordum. "Neredesin sen? Kaç saattir eve gelmiyorsun!" Dedi annem. "Merak etme anne, gelicektim ama-" "Bekliyorum çabuk ol" Sözümü yarıda kesmişti.Sakin kalmaya çalıştım. "Tamam merak etme geleceğim hatta şimdi geliyorum- "Telefonu suratıma kapatmıştı. Alışmıştım artık. "Derin Rüya bir sorun mu var?" Caner arkamda belirdiğinde irkildim. Elimi enseme doğru götürürken. "Hayır hayır sorun yok." Dedim.Yüzümü ellerinin arasına aldı. Ve gözlerimin içine baktı. En derinine. "Sadece gitsem iyi olur caner" Dedim ve ellerini tutup nazikçe yüzümden uzaklaştırdım.Neredeyse 3 yıldır birlikteyiz ama ben hala bu kadar yakınlığa alışamadım."Pekala yarın görüşürüz o zaman" Dedi. "Görüşürüz Caner..." 💔 Caner'e tek bir şey söylemeden çıktım.Üzüldüğümü belli etmesem de bu çikolata muhabbetinden dolayı kırılmıştım. Bazen en sessiz vedalar, en yüksek hayal kırıklığıdır. Sessiz karanlık sokaklarda yürürken, rüzgar yüzüme vurdu. Yol boyunca yürüdüm ve en sonunda evin önüne geldim. Anahtarı çevirdim. Kilitten çıkan klik sesi bile beni buraya ait hissettirmiyordu. Ayakkabılarını çıkardım. Çantamı yere bıraktım. Ve salona doğru yürüdüm.bSalon karanlıktı. Işığı açtığım zaman annemin koltuklardan birinde oturduğunu gördüm. "Caner'le miydin?" Dedi. "Evet, Caner'leydim" Dedim. "Aç mısın?" Dedi. Fakat umursamıyor gibiydi. Hiçbir şey söylemedim.Konuyu değiştirdi. "Bir ara şu doktorunu ara. İlaçlarını da aksatma." Bunu hep söylerdi.Bunu söyleyeceğini biliyordum. "Söylerim" Dedim ve sustum. 13 yıl önce İlkokul 4. Sınıftım. Mezuniyet törenim vardı. Kalbim göğsümde değil, ellerimde atıyordu o gün. Kırmızı bir elbise giymiştim. Saçlarımı kendim taramıştım.Ve kendim iki yandan at kuyruğu yapmıştım; yamuk ve düzensiz olmuştu ama yine de o kadar kötü değildi, ya da ben öyle sanıyordum. Öğretmenim, "annene de töreni hatırlat, olur mu rüyacigim?" Demişti bana.Ama ben zaten üç gündür hatırlatıyordum. "Anne, yarın saat üçte bahçede ol, tamam mı? Sakın unutma." "Hı, hı ... Bakarız." Okulun bahçesi süslenmişti. Balonlar, bayraklar, öğretmenlerim. Velilerin elindeki telefonlar çocuklarına çevrilmişti o gün. Bende hep o kapıya baktım. Bekledim.Tören başladı. Adım okundu. Alkışlar arasında sahneye çıktım. Gözüm hâlâ kapıdaydı. Gelecek sanmıştım. Ama gelmedi. Yine... Zaten hep bir umuttu, hayal kırıklığı... Mezun oldum. Diplomamı aldım... Ama en büyük hayalim O kalabalıkta kaybolmuştu 💊 Sabah saat 10.00 gibi, duyduğum hışırtı ile kalktım. Annemdi bu sesi çıkaran. İlaç kutusunda benim ilacımı arıyordu belli ki. Hep yapardı, her gün içerdim. Yataktan kalkmamıştım hâlâ. Yarı uykuluydum. "Anne, yine mi?" dedim mizlanan bir çocuk gibi. Uykum olduğundan sesim kesik kesik çıkıyordu. "Ne yine mi?" Dedi, umursamıyordu. Her zamanki gibi "İlaçlarımı diyorum..." Cevap yok... "Bir ara şu doktorunu ara" dedi. Her gün söylüyordü. Bende arıyordum."Olur, ararım" dedim. İlacımı getirdi. Yatağın yanındaki masada duran bir bardak suyu elime verdi. "İlaçlarını iç, bir daha hatırlatmayacağım" Saat 13.00 Evin en yakınındaki çocuk parkında duran bir bankta oturdum. Elimde en sevdiğim kitabım vardı. Hava bulutluydu. Aylardan Nisan'dı.22 Nisan. Bu gün benim doğum günümdü. Ama içimde sevinç duygusu yoktu. Herhangi bir Duyguda yoktu. Hiçlik vardı... Boşluk.bHiçbir şey hissetmiyordum. Diğer insanlar özel günlerde mutlu mutlu olur, hediyeler alır, pasta üfleyip dilek dilerler. Ama benim doğum günüm, sadece bir kez yaşandı. Ve bitti. Sahi, bu gün benim doğum günümdü. Ama Caner bir kez olsun beni aramıştı. Elimdeki kitabı oturduğum banka koydum. Ve cebimde duran telefonumu çıkardım."Caner" yazan numarayı arayacaktim. Fakat telefon ekranına "Mina" yazısı düştü. Mina en yakın arkadaşımdı. Anaokulundan beri. Sırdaşımdı, dostumdu, yoldaşımdı. Mina' dan gelen aramayı açtım. Telefonu kulağıma dayadım. "Alo, efendim Mina?' dedim sakince "Derin Rüya, iyi ki doğdun. Bu gün senin doğum günün!" Dedi Mina coşkuyla. Sesi sevincliydi. Benim doğum günlerimde hep ilk o arardı beni. Ne diyeceğimi bilemedim."Sağol" dedim sadece. Mutlu değildim. Çünkü Caner hâlâ beni aramamıştı. Normalde Mina gibi o da arardı. Ya da mesaj atardı. "Mina, Caner'den haberin var mı? Hâlâ beni aramadı." Dedim, sesim titrekti. Endişeleniyordum. Mina "bilmem, arar herhalde. Aldatacak ya da ölecek değil ya?" Hep şakaya alırdı. Ama bu seferki şaka gibi değildi. Güldüm. "Neredesin sen şimdi, ne yapıyorsun?" Diye sordu. "Parktayım. Evin yanındaki parkta." Dedim. Buraya geleceği belliydi. Yoksa hayatta sormazdı. Fakat neden geliyor bilmiyordum. Doğum günü sürprizi?.. Hayır değil. Neden bilmiyorum. 🥲 Yine de bir çardakta oturmuştuk. Caner'in aramasını bekliyorduk. "Ne zaman arayacak? Doğum gününü biliyor mu? "Dedi Mina. Hiç düşünmeden cevap verdim. "Eminim. Biliyor, ve arayacak." Telefon çardakta, ortada duruyordu. Mina kızıl saçlarını açık bırakmış. Düzleştirmisti. Çok güzel görünüyordu. Ben siradandim. Hep öyleydi. Beyaz tenim, siyah saçlarım vardı. "Derin, seni kırmak istemem, ama..." Dedi Mina çaresiz gözüküyordu. Ya da sanki "bundan sonra söyleyeceklerim için özür dilerim..." Diyordu. "Söyle. Dinliyorum." Dedim ve Mina'ya odaklandım. Biraz bekledikten sonra. "Bence Caner aramayacak. Biz oraya gidelim. Ne dersin?" Dedi. Ama ben emindim. Caner arayacaktı. "Hayır Mina, gelecek biliyorum" Dedim ve konuyu kapamaya çalıştım. Mina ağızını araladı. Tam birşey söyleyecekken telefonu çaldı. "Kim?" Dedim. Mina biraz telefona baktıktan sonra "hiç kimse değil." Dedi ve arayan kişi her kimse ona mesaj gönderdi. "Mina, Caner mi?" Diye sordum bu sefer. Yanıt gelmedi. Ayağa kalktı. Çantasını koluna taktı. "Derin Rüya, benim acil bir işim çıktı. Sonra konuşalım. Olur mu?" Dedi ve gitti. Bende bir karar verdim. Caner'in evine ben gidecektim. 💔 Caner'in evine vardığımda kapının Aralık olduğunu gördüm. Sanki biri "gel ve gör" demişti. Ama gördüğüm şey... Verandaya sessizce sokuldum. Ay ışığı gözümü aydınlatıyordu. Ben oradayım ama görünmezdim. Bir izleyici gibi. Kendi, hayatının dışında, başka birinin dramını izliyordum. Camdan içeri baktım. Salonun ışığı kapalıydı. Televizyonun titrek ışığı duvarları maviye boyuyordu. Hafif bir müzik vardı fonda. Çok tanıdık bir şarkıydı bu. Bir zamanlar, belki de ilk tanıştığımız zamanlar dinlediğimiz bir şarkıydı bu. Aşk mühürü - Toygar ışıklı Mine ve Caner koltukta yan yana oturuyorlardı. Mina'nın bacakları Caner'e dönüktü, elleri dizlerinde. Caner'in kolu ise koltuğun arkasına uzanmıştı. Rahat. Hiçbir şeyden utanmayan bir rahatlık. "Sence bunu hâlâ sürdürebilir miyiz?" Dedi Mina. Sesi duvarlardan sıyrılıp bana kadar ulaştı. "Ben ona yalan söylemekten yoruldum." Dedi Mina. "Ama senden de vazgeçemiyorum." Caner'in gözleri Mina'nınkine kenetlendi. Elini tuttu. "Ben çoktan vazgeçtim" Ve sonra... Öpüştüler. Yavaşça. Tutkuyla. İhanetin en sessiz hâliyle .Benim için zaman durdu. O koltukta... birbirine yaslanan iki kalp vardı. Ve ben... Sadece izleyen bir gölgeydim. Bir zamanlar onların ortasında olan kişi. Şimdi ise dışlanan, unutulan, unutan... Kendimden bir adım geri attım. Cam buğulandı. Ve o an karar verdim: Beni gömmeye çalışanlar... Bir gün kendi mezarını kazacaklar. 🥀🔪🩸 Saat 02:17 Caner masayı hazırlamıştı. Mum ışığında gözleri parlıyordu. "Bugün senin doğum günün" dedi usulca. "Geç de olsa... Seni sevdiğimi söylemek istedim.b"Derin, başını eğdi.bİçinden binlerce şey geçiyordu ama hiçbirini söyleyemiyordu. Caner yaklaştı. Elleriyle Derin'in ellerini tuttu. "Mina'yla aramızda hiçbir şey yoktu... Öyle olsun istemedim." Dedi. Bir yalan daha. Derin'in gözlerinde yaşlar birikti. "Sana bir sürprizim var'" dedi Caner. Mutfağa gitti. Bir tabak getirdi. Üzerinde mum dikilmiş küçük çikolatalı bir puding. "Doğum günü pastan...' Derin sessizce ayağa kalktı.Tezgaha yürüdü. Bıçağın kabzasından tuttu. Caner hâlâ gülümsüyordu. "Ne oldu?" Derin yaklaştı. Bıçağı arkasında tutuyordu. Caner'e sarıldı. Başını Caner'in omuzuna yasladı. Ve o an, kulağına fısıldadı. "Ben seni hep affettim. Ama bu gece... Kendimi affetmeyeceğim." Geri çekildi. Caner'in göğsüne, sol tarafına, kalbine sapladı bıçağı. Kanlar yüzüne sıçradı. Caner'in gömleği kanla kaplanmıştı. Gözleri boşluğa kayarken, Derin'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Aralarındaki son sarılma... Sessizliğe, ve kana karıştı. 🥀 Caner'in cansız bedeni yerde hareketsiz yatıyordu. Kan, mutfağın soğuk seramik zemininde gölet gibi yayılmıştı. Bıçak hâlâ Derin'in parmaklarının arasındaydı. Titremiyordu. Artık hiçbir şey hissetmiyordu. Sessizce tezgaha döndü. Orada duran sütlü çikolatalı pudingi yavaşça eline aldı. Diğer eliyle bir çatal buldu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, masaya oturdu. Masadaki mumlara baktı. Kendi doğum günü için Caner'in hazırladığı küçük sürprizmiş meğerse. Üzerinde iki küçük mum vardı. Derin gülümsedi. Ama gülümsemesi sıcak değildi. Delilikle karışık, derin bir boşluktu. Masada duran çakmağı aldı. Ve mumları yaktı. Yavaşça, sakince söylemeye başladı. "🎶İyi ki doğdum ben... İyi ki doğdum Ben...İyi ki doğdum... İyi ki doğdum... İyi ki doğdum ben...🎶" Son heceyi söylerken sesi çatallandı.Çatalı pudinge batırdı, bir lokma aldı.Tat kötüydü. Zaten sevmezdi çikolatayı. Ama bu onun umurunda değildi artık. Gözleri hâlâ yerde yatan Caner'deydi. Bir an ona doğru eğildi, fısıldar gibi mırıldandı. "Seni seviyordum. Bir zamanlar... Ama bunu sen istedin." Sonra tekrar doğruldu. Ve tekrar gülümsedi. Mumlara baktı. Tek nefeste üfledi. Karanlık oldu. Zil çaldı. Derin hala masada oturuyordu. Önünde bitmemiş puding, yanında yerde yatan Caner. Mumlar sönmüştü, mutfak loştu. Kapı yine çaldı. Sonra tok bir sesle vuruldu. "Caner? buradayım. Aç kapıyı ben Mina!" Derin gözlerini kapattı. Bir iç çekti. Sanki bir tiyatro sahnesindeydi. Sahne bitmişti ama izleyici hâlâ yerindeydi. Kapıyı açtı. Mina onu görünce bir an duraksadı. Derin'in yüzü donuktu. Üzerinde hâlâ Caner'in kanı vardı. Ama ellerini yıkmıştı." Neler oluyor burada? Caner nerede?" Dedi Mina, içeri girerken. Derin sessizce kenara çekildi. Mina birkaç adım attı. Sonra... Caner'i gördü. Yerdeydi. Hareketsiz. Mina'nın göz bebekleri büyüdü. Ağzından tek bir ses çıktı."Hayır... Neden..." Derin ise hâlâ yerinden kıpırdamamisti. Başını hafif yana eğdi. Mırıldandı. "Biliyor musun Mina?...Doğum günümü hiç unutmazdı...Ama bu yıl... Başka şeylerle meşguldü." "Delirmişsin sen!" Diye bağırdı Mina. Ardından arka cebine doğru hamle yaptı -telefonu çıkarmak için. Ama Derin hızlıydı. Sert bir şekilde Mina'nın bileğinden tuttu. "Caner beni unuttu. Sende... İkinizi de unutmalıyım, değil mi?" Mina dondu kaldı. Derin, elini gevşetti. Sonra gözlerinin içine baktı. "Git Mina. Bu gün benim doğum günüm." Mina gözyaşları içinde evden koşarak ayrıldı. Telefon elinde,. parmakları titriyordu. Ama o gün, Derin'i ihbar etmedi. Çünkü Derin'in gözlerindeki boşluk... İçini soğuk bir mezar gibi ürpertti 🪞🪦 Derin Rüya Hayatımın hiç bu kadar güzelleşeceğini ummazdim, tek değişmeyen şey.Annemdi artık. İçimde suçluluk duygusu yoktu. "Neden yaptım?" Duygusu yoktu. Peki ya aşk duygusu. Var mıydı? Belki... Ama Caner söz konusu bile değildi artık. Olamazda. Caner'in cansız bedenini onun evinin arka bahçesine gömecektim. Bana ihanet ettiği evin. Arka bahçesine... Caner'i, kazdığım çukura doğru sürükledim.Sürüklerken, ona tiksinerek bakıyordum. Ona yıllarımı vermiştim, oysa bana ihanet etti... Caner'i kazdığım çukurun içine attım. Derin kazmıştım. Çünkü benim yaramı da, o derin yarmıştı. Canımı yakmıştı. Bir kürekle üstünü örttüm. 1 saat sonra (Derin'in kaldığı ev) "Derin Rüya, neredeydin?" Dedi annem. Yine hesap soruyordu. "Caner'leydim." Dedim ve devam ettim."Ama o, artık yok..." 3 saat sonra Annem herşeyi öğrenmişti artık. Neyse ki sorun çıkarmadı. Neden bilmiyorum ama sustu. 🥀💭💌 Yemek pişiriyordum.Tam o sırada kapı çaldı. "Derin Rüya, kapıya bak çabuk." Dedi annem. Salondan bana sesleniyordu. Kapıyı açtım.Ama kimse yoktu. Sonra başımı yere eğdim. Yerde duran o küçük not kağıdını yerden aldım, ve okumaya başladım. "Mezun oluyordun. Üstünde kırmızı bir elbise vardı. Saçlarını yamuk toplamıştın. Komiktin, ama tatlıydın da. Gözün hep o kapıdaydı Derin Rüya... Anneni bekliyordun, değil mi? Ama o hiç gelmedi..." Bir zamanlar, unuttuğun o adam. Ya da başka bir şey... 💭💊 Annesi önüne bir bardak su koydu. İç, doktor aramıştı, bu gün unutmuşsun. Derin bardağı eline aldı. ilaç kapsülüne baktı.Yutkundu. İlacı suyla beraber yuttu. Acı tat genzinde kaldı. Yatağına gitti. Pijamalarını bile giymeden, battaniyenin altına girdi. Tavana baktı. Gözlerini kırpmadan. Sonra bir sersemlik... Göz kapakları ağırlaştı. Kulakları uğuldadı. Zaman eğrildi. Zihnindeki sesler kayboldu. Son düşündüğü şey, kapıya gelen mektup. Son duyduğu şey ise kendi kalp atışlarıydı. Sonra... Derin Rüya'nın bedeni hareketsizleşti. Nefesi yavaşladı. Ve sessizlik - tam anlamıyla - içine çöktü. Derin, komaya girmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.