Uzun zaman olmuştu yazmayalı ben geldimmmm.
Yazılarımın tamamına, özel paylaşımlarıma ve gelecekteki projelerime ulaşmak istersen şu bağlantıya bakabilirsin: Bu linki Google'a yapıştırarak veya doğrudan tıklayarak sayfama ulaşabilirsin. Ayrıca sohbeti sürdürebileceğimiz ve en güncel içerikleri paylaştığımız WhatsApp kanalımıza beklerim — WP kanalına gelin, fikirlerinizi, yorumlarınızı ve önerilerinizi paylaşın. Birlikte okumaya, düşünmeye ve yeni yollar keşfetmeye devam edelim. Teşekkürler, varlığınız değerli. Lütfen bizi takip etmeyi unutmayın; haberler yakında paylaşılacak
https://lnk.bio/sevipgidenbirisiii
Naz çıktı. Kapı kapandığında Melih arkasını döndü. Ev yine sessizdi ama bu sefer yalnızlık aynı değildi.
Kızının odasına girdi. Lara uykusunda mırıldanıyordu. Beşiğin kenarına çöktü, minik elini tuttu.
"Geç kalmadım değil mi?" diye fısıldadı.
Lara parmaklarını sıktı.
Melih'in gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü.
Belki her şey bitmemişti.
Belki bazı kapılar, tam kapanmadan önce tekrar aralanıyordu.
Ve belki...
Aşk, en beklenmedik yerden yeniden geliyordu.
Kapı kapandıktan sonra evin içini derin bir sessizlik sardı. Melih, birkaç saniye olduğu yerde kıpırdamadan durdu. Az önce yaşananların gerçek mi yoksa zihninin ona oynadığı bir oyun mu olduğunu ayırt edemiyordu. Naz gitmişti ama bıraktığı etki, evin duvarlarına sinmiş gibiydi.
Derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla kızının odasına yöneldi. Kapıyı araladığında loş ışıkta Lara'nın minik göğsünün düzenli bir şekilde inip kalktığını gördü. Beşiğin kenarına çöktü, elini uzatıp kızının avucuna dokundu. Lara parmaklarını sıkıca kapattı. O küçücük el, Melih'in kalbine ağır ama sıcak bir yük bıraktı.
"Buradayım," diye fısıldadı.
"Söz... bu sefer gerçekten."
Kızının başını okşadı. O an içinden geçen suçluluk, pişmanlık ve korku tek bir düğüm halinde boğazına oturdu. Kaçtığı her gecenin, sarhoş olduğu her sabahın bedelini şimdi daha net görüyordu. Lara'nın hayatında eksik kalan her an, Melih'in içinde kapanmayan bir yara gibiydi.
Odadan çıkıp salona geçti. Sehpanın üzerindeki kahve fincanları hâlâ duruyordu. Naz'ın içtiği fincanın kenarında ruj izi kalmıştı. Elini uzattı, istemsizce fincanı aldı. Kendine kızdı. Bir kadının ardında bıraktığı izlere bu kadar takılacak kadar zayıf hissetmeyeli uzun zaman olmuştu.
"Saçmalama," dedi kendi kendine.
Telefonu cebinden çıkardı. Ekran kilidini açtığında Alp'ten gelen bir mesaj gördü.
"Eve vardın mı?"
Kısa bir cevap yazdı.
"Evet."
Bir süre ekranı kapatmadan öylece baktı. Ardından telefonu koltuğun üzerine bıraktı. Düşünmek istemiyordu ama düşünceler peşini bırakmıyordu. Naz... onunla konuşurken hissettiği şey flört değildi. Heves hiç değildi. Daha çok... uzun zamandır bastırdığı bir duygunun, başını usulca kaldırmasıydı.
O gece Melih zor uyudu. Uykusu bölük pörçüktü. Rüyasında karısını gördü. Sessizdi, her zamanki gibi sakin. Ona kızgın değildi ama gülümsemiyordu da. Yanında Lara vardı. İkisi birlikte ona bakıyorlardı. Uyandığında göğsü sıkışmıştı.
Sabah olduğunda alarm çalmadan uyandı. İlk işi kızının odasına gitmek oldu. Lara uyanıktı, beşiğinde mırıldanıyor, minik ellerini havaya sallıyordu. Melih onu kucağına aldı. Lara önce şaşırdı, sonra babasının göğsüne yaslandı.
"Bugün birlikteyiz," dedi Melih.
"İşe geç gideceğim."
Bakıcı gelene kadar Lara'yla vakit geçirdi. Onu besledi, altını değiştirdi. İlk başta beceriksizdi ama pes etmedi. Lara'nın yüzünde beliren küçük gülümseme, Melih'in içindeki tüm karanlığa inat bir ışık yaktı.
Kapı çaldığında bakıcı gelmişti. Melih birkaç talimat verdi ama bu sefer acele etmiyordu. Evden çıkarken kızına dönüp tekrar baktı.
"Akşam erken gelirim," dedi.
Apartman merdivenlerinden inerken alt kata geldiğinde adımları yavaşladı. Naz'ın kapısına bakmamaya çalıştı ama gözleri istemsizce oraya kaydı. Kapı kapalıydı. İçinden saçma bir hayal kırıklığı geçti.
Arabaya bindi, çalıştırdı. Tam çıkacakken telefonuna bir bildirim düştü.
Naz'dan gelmişti.
"Balkona boxer asmadım. Bilgin olsun."
Melih'in dudakları istemsizce yukarı kıvrıldı. Parmakları ekranda gezindi. Kısa bir cevap yazdı.
"İyi olmuş. Mahalle rahat bir nefes almıştır."
Mesajı gönderdiği an kalbinin hızlandığını fark etti. Bu his tanıdıktı ama unutulmuştu. Melih arabayı yola sürdü. Önünde uzun bir gün vardı ama ilk defa... yük biraz daha hafifti.
Bilmiyordu.
Bu mesajlaşma nerelere varacaktı.
Ama bildiği tek bir şey vardı:
Bazı insanlar, hayatına kapıyı tekmeleyerek değil...
bir boxer kavgasıyla girerdi.
Melih, otelin otoparkına girdiğinde bile aklı hâlâ evde kalmıştı. Arabanın kontağını kapattı, birkaç saniye direksiyonun başında hareketsiz oturdu. Normalde bu saatlerde zihni çoktan işle dolardı; sayılar, toplantılar, eksikler... Ama bugün her şey bulanıktı. Naz'ın mesajı, Lara'nın gülüşü, karısının rüyadaki sessiz bakışı birbirine karışmıştı.
Arabadan indi. Asansöre yönelirken aynadaki yansımasına takıldı gözü. Uzun zamandır ilk kez yüzünde o donuk ifade yoktu. Yorgundu evet ama canlıydı. Bu fark onu korkuttu. Çünkü canlanmak, acının yeniden uyanması demekti.
Ofise girdiğinde Alp çoktan gelmişti. Masasına yaslanmış, kahvesini içiyordu. Melih'i görünce kaşlarını kaldırdı.
"Erken geldin," dedi.
"Ya da geç... sana göre."
Melih ceketini çıkardı, sandalyeye astı.
"Bugün Lara'yla vakit geçirdim."
Alp'in yüzündeki alaycı ifade anında silindi.
"Ciddi misin?"
Melih başını salladı.
"Evet."
Alp gülümsedi. Bu gülümseme dalga geçmekten uzaktı.
"İşte bu," dedi. "Bu haberi bekliyordum."
Melih masasına oturdu ama bilgisayarı açmadı.
"Alp... sence insan birine ihanet ettiğini ne zaman hisseder?"
Alp şaşırdı.
"Kime ihanet?"
Melih cevap vermeden pencereden dışarı baktı.
"Ölü birine."
Alp sessizleşti.
"Hissetmekle yapmak aynı şey değil," dedi bir süre sonra.
"Yaşamak, ihanetse... o zaman herkes suçlu."
Melih dudaklarını bastırdı.
"Ben yaşamak istiyor muyum bilmiyorum."
"İstiyorsun," dedi Alp net bir sesle.
"İstemeseydin bu soruyu sormazdın."
Bu cümle Melih'in içine işledi. Konuşmak istemediğini fark etti. Ayağa kalktı.
"Biraz hava almam lazım."
Ofisten çıktı. Koridorda yürürken telefonu cebinde titreşti. Naz'dan yeni bir mesaj vardı.
"Kızın var demiştin ya...
Onu uyandırdığım için biraz suçluluk hissettim."
Melih hemen cevap yazmadı. Mesajı birkaç kez okudu. Kimse uzun zamandır onun suçluluklarına dokunmamıştı.
"Uyandırmadın," diye yazdı.
"Belki de ilk kez uyanıktım."
Gönder tuşuna bastıktan sonra pişman oldu. Fazla mı açılmıştı? Ama Naz'dan cevap gecikmedi.
"Bu cümle biraz ağır oldu."
Melih'in göğsü sıkıştı.
"Özür dilerim."
"Özür dileme," diye geldi cevap.
"Sadece... dürüst ol."
Melih telefonu cebine koydu. Kalbi hızla atıyordu. Dürüstlük... uzun zamandır kaçtığı bir şeydi.
Akşam olduğunda eve erken döndü. Bakıcı henüz çıkmamıştı. Lara uyanıktı, yerde oyuncaklarıyla oynuyordu. Melih içeri girer girmez Lara'nın gözleri parladı. Kollarını uzattı. Bu refleks Melih'i olduğu yere çiviledi.
Onu kucağına aldı. Lara saçlarını çekti, güldü.
"Tamam tamam," dedi Melih gülerek. "Babana işkence etme."
Bakıcı gülümsedi.
"Bugün sizi çok saydı," dedi. "Kapıya her baktığında sizi bekledi."
Bu söz Melih'in kalbine bir yumruk gibi indi. Bakıcıyı gönderdi. Akşamı kızıyla geçirdi. Masal okudu, birlikte yere uzandı. Lara bir süre sonra göğsünde uyuyakaldı.
Melih kıpırdamadı. Kızını uyandırmamak için nefesini bile yavaş aldı. O an anladı... kaçtığı her şeyin tam da burada olduğunu.
Telefonu yine titreşti. Bu sefer Alp'ti.
"İyi misin?"
Melih cevap yazmadı. Ekranı kapattı.
Gece yarısına doğru Lara'yı beşiğine yatırdı. Salona geçti. Balkona çıktı. İlk defa balkona baktığında utanmadı. Naz'ın evi karanlıktı ama balkon kapısı aralıktı.
Bir an düşündü. Sonra geri döndü. Telefonunu aldı.
"Rahatsız etmiyorum umarım."
Cevap neredeyse anında geldi.
"Etmiyorsun."
Melih balkonda durdu. Gökyüzüne baktı.
"Garip ama...
Bugün ilk kez nefes aldım."
Uzun bir süre cevap gelmedi. Sonra tek bir cümle düştü ekrana:
"Bazen nefes almak, en büyük ihanettir.
Ama en büyük cesaret de."
Melih telefonu yavaşça indirdi. Gözleri doldu. İçinde bir şey yer değiştirmişti. Henüz adı yoktu. Aşk demek erkendi. Umut demek korkutucuydu.
Ama şunu biliyordu:
Bu hikâye artık sadece acıdan ibaret değildi.