Selamlar, yeni bir texting kitabıyla geldim. Biliyorum diğer kitaplarımı da yazmam lazım ancak yazmak çok vaktimi alıyor. Dün akşam bir oturdum.
Ara vere vere yazdım. Daha yeni bitirdim. Umarım beğenirsiniz. Ben yazarken çok keyif aldım. Bol bol yorum ve beğeni bekliyorum.
Birde wp kanalı kurdum. Kimler katılır?
21.Bölüm
Genç adam, güneş ışınlarının perdeden odaya sızmasıyla yeni bir güne gözlerini araladı. Göz kapaklarının güçlükle açılması, geceden kalma iki saatlik uykunun emarelerini taşıdığını gösteriyordu. Gözlerini yavaş yavaş açtığında odanın tavanıyla bir süre boş boş bakıştı ve yattığı yatağın yan tarafında krem tonlarındaki komodinin üzerindeki telefonuna uzandı.
Telefonu eline alarak yatağın içinde rahat bir konum alarak bağdaş kurdu ve şifreyi girerek ekranını açtı. Saatin daha çok erken olduğunun farkına vardı. Gece telefona gelen aramalara bakmamıştı ve bir sürü bildirim vardı. Gelen bildirimlere baktı, otele gitmesi gerekiyordu.
Çapaktan görünmeyen gözlerini ovaladı, hala tam anlamıyla uyanık değildi. Bir an önce ayılması gerekliydi. Elinde çevirip durduğu telefonu yatağın bir köşesine fırlattı ve beyaz tonlarında desenli halının üzerindeki kendisine bir numara büyük gelen terlikleri giydi.
Zifiri karanlık olmayan odada lavabonun yerini tespit edebilmek adına gece lambasını yaktı; gece lambasının yaydığı ışık odanın karanlık köşelerini aydınlatmaya yetti. Odanın içerinde hızlı adımlar atarak sağ tarafta yer alan ebeveyn lavabosuna girdi.
Aynanın karşısına geçerek kendisine baktı. Son bir yıldır bir ölüden farksızdı. Vücudu olduğundan daha çökmüş, sırtına onlarca yük yüklenmiş gibiydi. Göz altları uykusuzluktan mos mor olmuştu ve yüzü hiç olmadığı kadar solgundu.
Bir yıl önce karısını toprağa gömmüştü ve geride bıraktığı izler, tenini ürpetiyordu. 3 ay boyunca karısının mezarı başında yas tutmuş ve günlerce mezarı başında ağlamıştı. Boncuk boncuk bakan ve küçücük yumuş yumuş elleri olan kızı Larayı kucağına vermiş ve karısı hayata gözlerini yummuştu.
Genç adam karısıyla geçirdiği hatıraları gözü önünden silemiyordu. Her bir hatıra film şeridi gibi gözleri önünden geçiyordu ve hafızasından atamıyordu. Annesinin zoruyla görücü usulü evlenmek zorunda kalmıştı. Belki de hayatının en büyük hatasını yapmıştı ve asla pişman değildi.
Evli kaldığı süre boyunca mutlu bir evlilik süreci geçirmişti. Görücü usulü evlendiği eşine zamanla aşık olmuştu. Yaklaşık dört yıl kadar evli kalan Melih, eşinin ölümü sonrasında kendini işe vermişti ve her gün evi bir kadından eksik olmazdı.
Düşüncelere fazla daldığını ve işe geç kaldığını fark eden genç adam aynada kendine bakmaya son verdi ve alel acele musluğu açarak elini yüzünü yıkadı. Dişlerini fırçaladı, geriye kalan tuvaletteki işlerini hallederek kısa bir sürede lavabodan çıktı.
Odanın sol tarafında bulunan kapıyı açtı ve giyinme odasına girdi. Camdan dışarı baktığında havanın güllük gülistanlık olduğunu fark etti ve sportif giyinmeye karar verdi. Boydan boya uzanan gri tonlarında aynalı dolabı ittirdi ve kıyafetlerin asılı olduğu askılardan mavi renkte bir ceket çıkarttı. Ceketin içine sıcak havalarda bunaltmayacak keten beyaz bir gömlek tercih etti ve altına da yine mavi bir kumaş pantolonun uygun olacağına karar verdi.
Dolabın kapağını kapatarak pratik bir şekilde giyindi ve vanilya kokan parfümünü de sıkmayı ihmal etmedi. Giyinme dolabının aynasında giydiği kıyafetlere baktı. Son derece şık durduğunu düşündü ve elleriyle dağınık olan saçlarını düzeltti.
Serseri bir profilden yavaş yavaş düzgün bir adam izlenimi vermeyi başarmıştı. Siyah renkteki çalışma çantasını alarak odadan çıktı.
Kendi odasından çıkarak bir yan odaya kızının yanına gitti. Pembe tonlarının hakim olduğu odanın kapısını açarak içeriye adımını attı.
Duvarın kenarındaki krem beşikte yatan kızının yanına doğru ilerledi. Beşiğin yanına geldiğinde içinde kızının mışıl mışıl masum bir şekilde uyuduğunu gördü.
Lara doğalı bir yıl olmuştu ve kızı gün geçtikçe hızlı bir şekilde büyüyordu. Eşi öldüğünde kendisini hiç olmadığı kadar dağıtmıştı. Kızıyla ilgilenmeye pek vakti olmamıştı. Annesi kızına altı ay kadar bakmıştı. Sonrasında artık kızına bakamayacağını söylemiş ve aradan çekilmişti.
Genç adam annesine ister istemez hak veriyordu. Üç aylık bir yas süreci atlatmıştı ve kızını ihmal etmişti. Gecelere akıyordu, her gün evine başka bir kadın geliyordu. Zamanla kadınlara olan bakış açısı değişmişti ve sadece kullanmak için kadınlarla birlikte oluyordu.
Lara dudaklarını büzmüş ve iki büklüm bir şekilde huzursuz bir uykuda uyuduğu belliydi. Genç adam beşiğe doğru eğilerek Laranın üzerinde açılan battaniyeyi sırtına kadar örttü ve kızının yeni yeni tek tük çıkan saçlarını okşadı.
Kısık bir sesle fısıldadı.
"Laram, güzel kızım."
Lara anlık bir sıçramayla titredi ve uykudan uyanacak gibi oldu. Genç adam kızına asla kıyamıyordu ve tek başına bırakamıyordu. Lara 6 aylıkken bakıcı tutmuştu ve bir yaşına basana kadar işte olduğu sürede kızına bakıcı bakıyordu.
Sevgi sözcükleri söylemek asla genç adama uygun değildi. İçinden ilk defa kızına karşı kullanmak geldi ve kulağına yaklaşarak söyledi.
"Seni çok seviyorum."
Genç adam 27 yıllık hayatı boyunca ilk kez birine seni seviyorum diyordu ve dediği kişi kendi kanından canından olan kızıydı.
Ölmeden önce doğuma giderken dillendirmişti ve o günden sonra kendisine söylemeyi yasakladığı kelimelerden biri haline gelmişti.
Kolundaki saate baktı ve otele geç kaldığını fark etti. Evde çok fazla oyalanmıştı, bir an önce çıkması gerekliydi.
Son kez dudakları arasından firar eden sözcüklere engel olamadı. Dudaklarının arasından çıktığı an sözcüklerin kendi canını da yakabileceğini tahmin etmedi.
"Sana çok vakit ayıramadım diye bana kızmıyorsun dimi?"
Genç adamın gözlerinden bir damla yaş düştü, uzun zamandır yaşadığı acıların dışa yansımasıydı sanki.
Kızının yanağından öptü ve odasının kapısını açarak sessizce dışarı çıktı. İkiye bölünmüş gibiydi ve hangi yöne gideceğini kestiremiyordu.
Düşüncelerine esir olmamak için derin bir nefes aldı ve kendine geldi. Vücudunu sağ tarafa döndürerek dış kapıya yöneldi. Dış kapının solunda kalan ayakkabılıktan hafif yüksek tabanlı botlarını giyerek dış kapıyı açtı.
Tam o sırada telefonuna bir bildirim düştü. Bildirim sesi diğerlerinden farklıydı. Atılan mesaj alt kattaki komşusundan olmalıydı.
Yaklaşık bir kaç gündür konuşuyorlardı ve genç adam ilk başta bu durumdan rahatsız olsa da zamanla alışmıştı. Ölen eşine ihanet ettiğini düşünüyordu.
İçine bir kurt düşmüştü ve bakmazsa içi rahat etmeyecekti. Dayanamadı ve telefonu cebinden çıkardı. En son attığı mesajı hatırlamaya çalıştı.
Nazın attığı mesajı açtı ve okudu. 1 yıldır gülmeyi unutan genç adamın yüzünde son günlerde bir gülümseme hakimdi. Attığı mesajda hala boxer muhabbeti dönüyordu ve bu konunun uzaması ikisi arasında bir şakaya dönüşmüştü.
Nazın attığı mesajda şöyle yazıyordu.
" Boxer bende kaldı. Ne zaman almayı düşünüyorsunuz? Evin içi döl kokmaya başladı."
Elleri telefonda gezinmeye başladı, hemen anında lafı yapıştırdı. Laf sokmadan duramazdı, yoksa olmayan tadı kaçardı.
" Ben almasına alırım da sen burnuna fazla yaklaştırmış olmalısın. Aksi takdirde kokunun kaynağını bu kadar yakından duyma ihtimalin yok."
Mesajı atar atmaz kulağına yeni bir bildirim sesi ilişti, şu anlık cevap veremeyecekti. Telefonu tekrar cebine koydu ve karşısında kapıda dikilen bakıcıyı gördü.
Eliyle geç işareti yaptı ve kenara çekilip geçmesini bekledi. Bakıcı içeri girince seslendi ve genç adam bakıcıya dönerek konuşmaya
başladı.
"Benim işlerim biraz gecikmiş. Bugün geç gelebilirim. Akşama kadar bakabilir misin?"
Genç kadın patronuna cevap verdi.
"Kaç gibi dönersiniz?"
"Yani normalde her zaman geldiğim saatte burada olurdum ama bugün bir iki saat daha otelde durmam lazım. En geç akşam sekiz dokuz gibi gelirim. İdare edebilir misin?"
"Tamam, sıkıntı yok. Bakarım."
Genç adamın içi rahatlamış bir şekilde dış kapıyı kapattı ve merdivenlerden hızlı hızlı inmeye başladı. Bir alt kata gelince bir anlık duraksadı, kapıyı tıklatıp tıklatmama arasında gidip geldi. Son anda vazgeçerek merdivenleri indi ve dışarı çıktı.
Bir çift gözün kendisini izlediğinden habersizdi. Gözlerini uçsuz bucaksız görünen gökyüzüne çevirdi ve bugünün güzel geçeceğine dair içten dileklerini sundu.
Üzerinde bakışların olduğunu hissetti ve gözlerini kendi alt katında oturan komşusunun evine çevirdi. Doğru tespit yapmıştı ve Nazın kendisini izlediğini son ana kadar fark etmemişti.
Genç adam ilk gözlerini çeken oldu ve bir baş selamı vererek otoparktaki mavi renkteki arabasına yöneldi. Arabasının kapısını açarak sürücü koltuğuna geçti ve kısa bir yolculuk sonunda otele vardı.
Otele geldiğinde işlerin bu denli yoğun olacağını düşünememişti ve birkaç haftalığına ihmal ettiğine pişman oldu. Başını bilgisayardan kaldırdığında havanın karardığını ve akşam olduğunun yeni farkına vardı.
Saatlerdir aralık vermeden işe konsantre olan genç adam beynini ve vücudunu hissetmiyordu. Oturduğu yerde biraz dikleşti ve eliyle eklemlerini ovdu. Ellerinden birini başına götürerek masaj yaptı, rahatlamaya ihtiyacı vardı.
Beyni uyuşmuştu, başı ağrıdan çatlıyordu. Bugünlük ara verse iyi olacaktı. Oturduğu sandalyeden kalktı ve çalıştığı masanın biraz ilerisinde olan cama yaklaştı. Boydan boya cam olan ofisin içerisinde biraz dolanarak hava almaya çalıştı.
Dalgın olan gözleri, Alpin odaya girmesiyle bakışları kapıya doğru döndü. Alp akşama kadar kalmazdı, ufak çaplı bir şaşkınlık yaşadı.
Alp, kendisine takılmazsa olmazdı. Birazdan yine öyle anlardan birine tanıklık olacaktı.
Alp odaya girdi ve kapıyı arkasından kapatarak cama doğru yaklaştı. Masanın yanında bulunan dönen sandalyelerden birine oturdu ve genç adama baktı.
"Oğlum sen son günlerde iyice işkolik olup çıktın. Eskiden seni meyhanelerden, barlardan toplayamıyorduk. Şimdi de otelden dışarı çıkartamıyoruz. Bu nasıl iş?"
Melih, yaşadığı acıların izlerini kalbinden atabilmek uğruna elinden geleni yapıyordu. Kendisini en nefret ettiği işine adamıştı ve düşünmekten alıkoyuyordu. Ara ara kalbine saplanan ağrı işini yapmasına engel oluyordu; karısını kolay kolay unutamayacağını bir nevi hatırlatıyordu.
Melih, nefes alamadığı için boynundaki kıravatı gevşetme ihtiyacı hissetti. Ellerinden birini kıravata götürerek çözdü ve masanın bir köşesine attı. Gömleğin üst düğmelerinden iki üç tanesini açarak dışarıya rahat bir nefes verdi ve gömleğinin kollarını da kıvırarak katladı.
Fısıltıyla konuşmaya başladı.
" Yaşadığım acılardan kaçabilmek için bir çıkış noktasıydı. İçtikçe beynim uyuşuyordu ve yaşadıklarımı unutuyordum. Sabah kalktığımda tekrar başa dönsem de, yine de yaptıklarım işe yarıyordu."
Alp, kuzeninin yaşadıklarını yaşamasa da bir nebze de olsun anlayabiliyordu. Melihin yaşadıklarından kaçış noktası içmekti. İçerek acılarının hafiflediğini hissediyordu.
"Seni anlayabiliyorum."
"Sen benim yaşadıklarımı yaşamadığın sürece seni anlıyorum diyemezsin."
Alp dudaklarını araladı, söyleyecek söz bulamadı. Bütün ettiği kelamlar bir noktada son bulmuştu.
Melihin yaşadığı acılar hafife alınmayacak türdendi ve herkesin kaldırabileceği acılar değildi. Yaşamayan kimse bilemezdi ve yorum yapmaya hakkı da yoktu.
"Belki yaşadıklarını yaşamadım ama hissettiğin acıların sızılarını yüreğimin en derininde hissettim kardeşim. Aynı kandan, aynı candanız eveallah!"
Alp bu sözleri söylerken eliyle kalbini işaret ediyordu. Sinirli olduğu gergin yüz hatlarından belliydi. Siyah gür kaşları havaya kalkmıştı ve simsiyah gözlerinden ateş çıkıyordu.
" Karımı toprağa koyalı daha üç ay olmamışken herkes normal hayatıma dönmemi bekledi. Onla öldüm ben. Yaşıyor gibi mi görünüyorum? Bir ölüden farksızım. Kızım için yaşıyorum. Yoksa çoktan kafama sıkmıştım."
" Kimse senden bir anda özüne dön diye beklemedi zaten. Sadece kendini kaybetmek yerine kızınla ilgilenebilirdin. Perişan oldu Lara."
Alpin söylediği sözler Melihin kalbine ilmek ilmek dokunuyordu. Şimdiki aklı olsa kızını bırakır mıydı?
Bebek kokusunu içine çektiği kızının ilk anlarına tanıklık edememenin derin acısını yaşıyordu. İlk baba deyişine şahit olamayışı, bebek dişleri çıkarken yanında bulunamayışı yüreğinde ince bir sızı oluşturmuştu.
Emeklerken ellerinden tutamadı, yürürken de kim bilir hangi meyhanede içki içiyordu.
Hepsi için içinden kızına birer birer özür diledi.
Aklı yeni yeni kendine geliyordu ve yavaş yavaş baba olduğunun bilincine varıyordu.
Alp sözlerine ara vermeden devam etti, Melih de etki bıraktığının farkındaydı. Kendisine gelmesi için çabaladı.
"Melih artık kendine gelmen lazım. Bazı anlar için hala geç değil. Kızın daha bir yaşında ve birlikte yaşayacağınız daha çok an var."
Melih bir an duraksadı ve bakışları uzaklara daldı. Kızıyla vakit geçirmek için hala geç değildi.
" Kızıma geç kalmadım dimi Alp?"
"Geç olsun da güç olmasın demişler. Hala geç değil. Git ve kocaman sarıl. Amcasının yerine de öp kızını."
Melih, Alple odada daha fazla oyalanmadan otelden çıktılar. Melih Alp' i evine bırakarak kendi evine geçti ve arabayı otoparka park ederek apartmana girdi.
İkinci kata geldiğinde anahtarla kapıyı açarak içeri girdi ve evin son derece sessiz olduğunu gördü. Kızı uyuyor olmalıydı. Giyinme odasına giderek üstünü değiştirdi ve rahat bir tişört eşortman geçirerek kızının odasına ilerledi.
Kapıyı tıklatıp içeri girdi ve bakıcıyla kızının yatakta uyuduğunu gördü. Yatağın yanına yaklaşıp bakıcıya sessiz bir şekilde seslendi.
Bakıcı uyandı ve gözlerini kırpıştırdı. Karşısında patronunu görünce hemen ayaklandı. Melih bakıcıya döndü ve dışarıyı işaret etti.
İkisi de odadan dışarı çıktıklarında Melih bakıcıyla kısık sesle konuşmaya başladı.
"Lara durdu mu? Kusura bakma, biraz geç geldim."
"Sizi göremeyince biraz huysuzlandı ama idare ettim. Sonrasında da uyuya kaldı zaten."
"Tamam çok teşekkür ederim. Çıkabilirsin."
Bakıcıyı geçirdi ve mutfağa yöneldi. Kahve içip kendine gelmeliydi. Yoğun bir gün geçirmişti ve biraz dinlenmeye her insanın olduğu gibi kendininde ihtiyacı vardı. Kahve makinasında sade bir kahve yapıp oturma odasına yöneldi.
Yeşil renkteki L koltuklardan birine oturarak keyif kahvesini içmeye başladı. Kahvesini yudumlarken alt komşusunun yazdığı mesaja cevap vermediği aklına geldi.
Bacaklarının birini öne uzatarak sehpanın üzerine koydu ve telefonu cebinden çıkararak mesajı açtı.
Aradan baya saat geçmişti ve saatlerdir dönülmeyi bekleyen bir mesaj vardı. Ayıp olmuştu ama iş işten çoktan geçmişti.
" Valla boxer aldınız aldınız yoksa evinize gelir sizi bütün mahalleye rezil ederim. Zaten ben tarafından mahalleliye rezil olmaya bayağı alışıksınız."
Melih mesaja cevap verdi.
"İkinci bir mahalle vakası daha kaldıramam. Geliyorum."
Tam o sırada zil alacaklı gibi çalmaya başladı. Melih yerinden kalkarken içtiği kahvenin hepsini üzerine döktü, neyse ki sıcak değildi. Üzeri batmıştı ve olduğu gibi kahve lekesi olmuştu.
Sabır çeke çeke dış kapıya ilerledi ve kapıyı açar açmaz üzerine bir şey fırlatıldı. Yere düşen kıyafete baktığında kendi boxer olduğunu gördü.
Bakışları anında kapıya döndü ve alt komşusunun evine kadar geldiğini fark etti.
İşte şimdi çırayı yakmıştı.
"Kokuşmuş boxer' ını al, kıçına sok. Bir daha balkonumda senin iç çamaşırlarını görmek istemiyorum."
Melihin ağzı bir karış açılmıştı. Alt komşusu, dediğim dedik, çaldığım düdüm bir hanım efendiydi. Dediği sözün arkasında durup mahalleliye rezil etmek için kapısına kadar dayanacağını tahmin edememişti.
Genç kadını kolundan tutup aniden içeri çekti ve kapıyı ardına kadar kapattı. Rezil olma korkusu her şeyin önüne geçmişti ve bir rezil olma vakası daha yaşamak istemiyordu.
Melih, genç kadını kapının arkasına almıştı. Şimdi ikisi de karşı karşıya kalmış ve şaşkın ördek yavrusu gibi birbirine bakıyorlardı.
*******************************
Bölümün sonuna geldik. Sizler kitap hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kitap sardı mı? Normalde sadece texting olacaktı ama herkes tarafından düz yazı da olsun dendi.
Bende siz istersiniz de ben yazmaz mıyım dedim ve ekledim.
Melihin acısı sizce ne yöne göturecek?
Melih ve Naz arasındaki aşk nasıl olacak?
Alpin söylediklerine katılıyor musunuz?
Melihin kızıyla arasında olan bağı nasıl buldunuz?