İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 38 · 4 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 38

Eski Sığınak: Depo 4

İtalya’nın o masalsı sahilinden Trabzon’a döndüğümüz gün, rüyanın bittiğini ve gerçeğin en çirkin yüzüyle karşımızda durduğunu acı bir şekilde anladık. Üniversite sınavı geride kalmıştı kalmasına ama asıl kabus, evlerimizin içinde omuzlarımıza binen olumsuz ve zehirli aile baskısıyla başlamıştı.

Evler adeta birer karargah gibiydi. Ailelerimiz neyi seçip neyi seçemeyeceğimize sürekli müdahale ediyor, kendi istedikleri kalıplara girmemiz için üzerimizde dev bir baskı kuruyorlardı. Sürekli bir söylenme, sürekli bir eleştiri... "Yok öyle yapamazsınız, yok bu meslek size göre değil, bizim dediğimiz olacak!" diye başımızın etini yiyorlardı. Evde nefes alacak yerimiz kalmasmıştı.

Kübra’yla Meydan’daki o kuytu çay bahçesinde buluştuğumuzda ikimizin de gözleri doluydu.

— "Annemler bugün yine kahvaltıda başımın etini yedi," dedi Kübra sesini titreterek bardağı sıkarken. "Sanki kendi hayatımızı değil, onların hayalini yaşamak zorundayız. Bu olumsuzluktan, her gün kafamıza kakılan o laflardan boğuldum artık!"

Yaman ile Arda masaya geldiğinde onların da yüzünden düşen bin parça oluyordu. Yaman sandalyeye çöküp ellerini saçlarına geçirdi.

— "Bizim evde de durum aynı güzelim," dedi Yaman, gözlerindeki o öfke ve çaresizlik karışımı ifadeyle. "Sürekli bir baskı, sürekli bir 'sizin iyiliğinizi istiyoruz' kisvesi altında hayatımıza ipotek koyma çabası... Bu zehirli atmosferde daha fazla ömür çürütemeyiz."

Arda kafasını salladı. "Aynen öyle! Bu baskıdan, bu negatiflikten kurtulmanın tek bir yolu var. 4 yıllık yorucu bölümleri unutup, 2 yıllık en pratik, en hızlı bölümleri seçiyoruz. Hızlıca okulu bitirip mesleğimizi elimize alacağız ve bu evlerden kendi ayaklarımızla çekilip gideceğiz!"

O an aldığımız kararla ailelerin o olumsuz beklentilerini tamamen bir kenara itip kendi yolumuzu çizdik. Ben ve Yaman İlk ve Acil Yardım (Paramedik), Kübra ve Arda ise Adalet programlarını seçip listemizi tamamladık. Onların bu baskısına karşı en büyük cevabımız kendi ayaklarımız üzerinde hızla durmak olacaktı.

Ancak tercihlerin yapıldığı o gün, evdeki o boğucu atmosferden kaçıp soluk alacak bir yere ihtiyacımız vardı. Kübra derin bir nefes alıp bize baktı:

— "Eve gitmek istemiyorum. Hiçbirimiz istemiyoruz. Gidecek bir sığınağımız olmalı."

Yaman’ın yüzünde birden o bildik, güven veren teessüm belirdi. Başını hafifçe sallayarak liman tarafını işaret etti.

— "Burası varken başka yere nerede gideceğiz... Depo 4 bizi bekler."

Arda onaylarcasına başını salladı. Dördümüz de anlık bir rahatlamayla birbirimize baktık; liseden beri bizim kaçış noktamız olan, o tozlu ve güvenli limanımız Depo 4 akla ilk gelen yer olmuştu.

Şehrin eski liman bölgesine doğru yürüyüp kuytu köşedeki o paslı demir kapının önüne vardık. Arda’nın daha önce bulduğu yöntemle kilidi açıp içeri girdik.

İçeri adım attığımız an, o ahşap kokulu ama dış dünyadan tamamen izole sığınak bizi kucakladı. Evdeki o olumsuz aile baskısından bunaldığımız her an ders kitaplarımızı, defterlerimizi kapıp oraya koştuk. İçerisini ikinci el lambalarla aydınlattık, yere eski bir halı serdik, kitaplar için tahta raflar çaktık.

Biz orada hem 2 yıllık bölümlerimizin derslerine çalışıyor hem de ileride kuracağımız o özgür yuvanın hayallerini kuruyorduk. Dışarıda ailelerin eleştirileri ne kadar şiddetli olursa olsun, Depo 4’ün duvarları arasında sadece bizim kurallarımız geçerliydi. Aileler kararlarımıza başlarda karşı çıksa da, bizim buradaki kararlı duruşumuz ve azmimiz zamanla her şeyi değiştirecekti; nihayetinde finalde o düğün masasında herkes bu karara saygı duymak zorunda kalacaktı.

Okulumuzu bu gizli sığınakta omuz omuza vererek okumaya, geleceğimizi adım adım örmeye başladık.

Ancak hayat sadece okuldan ibaret değildi; kendi ayaklarımız üstünde durmak ve o evlerden kopup gitmek için para kazanmamız, dişimizle tırnağımızla çalışmamız gerekiyordu. Dördümüz de gündüz amfilerde, derslerde ve laboratuvarlarda omuz omuza okurken, okul bittikten sonra erkekler için amansız bir çalışma temposu başlıyordu.

Yaman, dersler biter bitmez üzerini değiştirip limandaki lojistik ve yük taşımacılığı şirketine koşuyordu. Karadeniz’in o sert ayazında bilek gücüyle, tırların arasında ağır mesailer yapıyor; eve ekmek, geleceğimize harçlık götürmek için ter döküyordu. Arda ise adliye koridorlarındaki yerel bir avukatlık bürosunda katip olarak koşturuyor, hem hukukun tozunu yutuyor hem de akşamı ediyordu.

Kızlar olarak biz, okul çıkışında ders notlarımızı ve paramedik pratik kitaplarımızı kapıp doğruca Depo 4’e geliyor, erkeklerin mesai bitimini orada bekliyorduk.

Hava kararıp limanın sarı lambaları sığınağın pencerelerine vurduğunda kapı aralanıyor; üzerindeki montu toz içinde kalmış, elleri nasırlı ama gözleri pırıl pırıl parlayan Yaman içeri giriyordu. Arkasından yorgunluktan bitap düşmüş ama yine de espri yapmayı bırakmayan Arda süzülüyordu.

Yaman içeri girer girmez yorgun argın kabanını atıp yanıma geliyor, buz gibi ellerimi avuçlarının arasına alıp ısıtmaya çalışıyordu.

— "Çok beklettin mi doktor hanım?" diye fısıldıyordu sesi yorgunluktan kısılmış bir halde.

— "Beklerim..." diyordum başımı göğsüne yaslayarak. "Sen yeter ki bu alın teriyle gel, başımın üstünde yerin var."

Arda da kendini eski koltuğa atıp "Oğlum bugün adliyede öyle bir icra dosyası vardı ki, savcı bile benden korktu!" diye kahkaha atıyordu. Kübra hemen eline bir bardak sıcak çay verip "İç şurayı da çalışmaya başlayalım avukat bey, kaynatma!" diyerek gülüyordu.

Depo 4’ün o loş ve sıcak atmosferi, dışarıdaki tüm o zehirli aile baskısını ve geçim derdini dışarıda bırakıyordu. Biz orada hem 2 yıllık bölümlerimizi en yüksek notlarla okuyor hem de gecenin bir yarısına kadar ders çalışarak geleceğimizi örüyorduk. Ailelerimiz kararlarımıza başlarda karşı çıksa da, bizim o masanın başında döktüğümüz her damla alın teri ve kararlı duruşumuz zamanla her şeyi değiştirecekti.

Biz bu yola baş koymuştuk. Okul bitecek, o diplomalar alınacak ve nihayetinde herkes bu haklı mücadelemizin önünde saygıyla eğilecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.