İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 34 · 3 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 34

Kutlama Yemeği

Ambulanslar ve jandarma araçları Trabzon Numune Hastanesi’nin acil servisinin önüne yanaştığında, bahçe adeta bir baba baba panik alanına dönmüştü. Okul yönetimi ailelere haberi uçurduğu an, veliler hastane bahçesine akın etmişti.

Ambulansın kapısı açılıp indiğim an Annem ve Babam çığlık çığlığa üzerime atıldı. Annem yüzümdeki çamur lekelerine, üzerimdeki o Yaman’ın bol sweatshirt'üne bakıp beni ağlayarak kucağına aldı.

— "Eyşan! Kızım! Güzelim! İyi misin, bir yerin ağrıyor mu?!" Annem elleriyle yüzümü kavrayıp baştan aşağı beni kontrol ederken Babam da gözleri nemli bir halde omuzlarımdan sımsıkı tutuyordu.

— "Anne, iyiyim! Gerçekten iyiyim, sakin olun," dedim. Ama fotografik hafızam annemin o çaresiz yüzünü anında kopyaladı.

Hemen yan tarafımızda Arda’nın annesi, Arda’nın kaşındaki sargıyı görünce az kalsın bayılıyordu.

— "Oğlum! Trabzon dağlarına çıkıp heyelan altında kalmak nedir?! Ben seni okula mı gönderdim, maceraya mı?!"

— "Anne dur ya, karizmamı çiziyorsun!" dedi Arda, annesinin sarılmasından kurtulmaya çalışarak. "Ayrıca tebrik etmen lazım, Kübra’yı sırtımda taşıdım ben!"

Kübra’nın babası Arda’nın elini sımsıkı tutup gözyaşlarıyla teşekkür ederken, Yaman’ın ailesi de acil servisin kapısında belirdi. Yaman sedyeden inip kendi ayakları üzerinde yürümeye çalışırken annesi koşup boynuna sarıldı. Yaman sırtındaki acıyla hafifçe inledi ama çaktırmadan annesini teselli etti.

— "İyiyim anne, sadece ufak bir doku zedelenmesi. Abartacak bir şey yok."

Hastanede yapılan kontroller ve sürülen merhemlerden sonra, hep birlikte derin bir nefes aldık.

HABER BÜLTENLERİNDE TRABZON YAYLALARI

Ertesi gün haber kanalları olayı duyurunca yerel ve ulusal basın okulumuzun bahçesini adeta bir festival alanına çevirdi. Canlı yayın araçlarının fenerleri ve kameraların ışıkları üzerimize doğrultulduğunda, Trabzon’un o nemli ama tatlı rüzgârı saçlarımızı savuruyordu.

— "Evet sevgili seyirciler, Trabzon yaylalarında bastıran aniden gelişen heyelan ve fırtınada mahsur kalan, bir destan yazarak hayatta kalan o dört gençle birlikteyiz!" dedi Trabzonlu muhabir mikrofona coşkuyla bağırarak. "Eyşan Hanım, o dik vadideki zifiri karanlıkta saatlerce nasıl dayandınız?"

Kamera bana döndüğünde Yaman elimi hafifçe sıkarak bana güç verdi.

— "Trabzon dağları zordur ama birbirimize tutunarak dayandık," dedim kendinden emin bir sesle. "Karanlık ve dondurucu soğuk insanı korkutabilir ama yanınızda size ışık olan insanlar varsa o fırtına bile dindirilebiliyor."

Muhabir mikrofonu hışımla Arda’ya uzattı: "Arda Bey! Arkadaşınızı o dik Trabzon patikalarında sırtınızda taşıdığınız söyleniyor, doğru mu?"

Arda saçını arkaya tarayıp sırıttı: "Doğrudur abicim, Karadeniz uşağına vız gelir! Ama bana verilen iskender sözleri hâlâ tutulmadı, buradan yetkililere ve yanımdakilere sesleniyorum! Ayrıca Yaman’la Eyşan içeride soba başında baş başa takılırken biz dışarıda çamurda sürünüyorduk, bunu da ana habere yazın lütfen!"

Bütün muhabirler ve kamera arkasındakiler kahkahaya boğulurken Kübra Arda’nın omzuna hafifçe vurdu. Yaman ise gülerek başını salladı. O akşam Trabzon’dan tüm Türkiye'ye yayılan haberlerde ekranda dört kişilik resmimiz ve "Trabzon Yaylalarında Mucize Kurtuluş!" manşeti vardı.

KUTLAMA YEMEĞİ VE İSKENDER HESABI

Haber tantanası bittikten sonra Arda’nın ısrarlarına daha fazla dayanamayıp Trabzon meydanındaki güzel bir restorana geçtik. Masa tam anlamıyla donatılmıştı.

Arda tabağındaki devasa iskender porsiyonuna bakıp çatalı havaya kaldırdı. "İşte bu! Dağda geçirdiğim o donma tehlikeli saatlerin tam karşılığı!"

Kübra gözlerini devirerek gülümsedi. "Arda, alt tarafı üç kilometre yürüdün, gören de tek başına Everest'e tırmandı sanacak."

— "Üç kilometre mi?!" dedi Arda tiyatral bir edayla göğsünü kabartarak. "Kübra seni sırtımda taşırken her bir adımım Trabzon’un dik yamaçlarında bir tarih yazmaktı yalnız!"

Yaman masanın altından elimi sımsıkı tutarken Arda’ya baktı. "Tamam Arda, bütün hesabı ben ödüyorum, yeter ki şu iskenderi sessizce ye."

— "Helal olsun damat beye!" diye bağırdı Arda neşeyle.

Yaman’la göz göze geldik. "Damat bey" kelimesine ikimiz de hafifçe kızarsak da ellerimizi hiç ayırmadık. Dağın o dondurucu fırtınası, kulübedeki karanlık ve o korkunç anlar artık arkamızda kalmıştı. Trabzon’un ortasında, masadaki bu neşeli kahkahaların arasında yepyeni ve sıcacık bir hikaye başlıyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.