İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 31 · 4 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 31

Şansımız Var Karlı Dağda

Kulübenin paslı, ağır kapısı arkamızdan gıcırtıyla kapandığında dondurucu rüzgârın o parçalayıcı etkisi bıçak gibi kesildi. Ancak içerideki hava, dışarıdakinden farksız derecede soğuk, rutubetli ve ağır bir çam kokusuyla doluydu. Zifiri karanlık, ıslak ve çürümeye yüz tutmuş ahşap duvarların üzerine karabasan gibi çökmüştü.

— "Eyşan... İyi misin?"

Yaman’ın sesi karanlığın içinde bitkin ama çelik gibi kararlı tınladı. Belimdeki tutuşu yavaşça gevşedi, hemen ardından ciğerlerinden süzülen derin, hırıltılı bir inlemeyle yana doğru hafifçe sendeledi.

— "Yaman!"

Hemen elini tutup yükünü üzerime almaya çalıştım. Yaman dizlerinin üzerine çökerek kulübenin köşesindeki tahta sedirin kenarına tutundu. Beni korumak için yamaçtan aşağı kayarken sırtını çarptığı o sert kayanın acısı, vücudu soğudukça katlanarak geri dönüyordu.

— "Beni... beni boş ver," dedi Yaman, dişlerini sıkarak konuşmaya çalışırken. "Sobayı... veya yakacak bir şeyleri bulmamız lazım. Donarız burada."

Fotografik hafızam, kapıdan içeri adım attığımız o ilk anda gözümün önünden geçen siluetleri zihnime getirdi. Açıyı, mesafeyi zihnimde üç boyutlu bir kroki gibi canlandırdım.

— "Tam karşımızda, üç adım ötede eski bir döküm soba var," dedim karanlıkta ilerleyerek. "Sobanın sol tarafında bir tahta yığını ve eski çuvallar olmalı."

Ellerimle karanlığı tarayarak öne doğru adım attım. İki adım sonra parmaklarım döküm sobanın soğuk, paslı gövdesine çarptı. Yan tarafına dokunduğumda avucuma kuru çam çıraları, birkaç kırık tahta parçası ve çürümüş çuval bezleri geldi.

— "Buldum!" dedim heyecanla. "Yaman, yakacak odun var ama ateş yakacak bir şeyimiz..."

Cümlem yarım kaldı. Yaman’ın cebinden çıkardığı o hafif metalik ses kulübenin sessizliğinde yankılandı. Yaman titreyen parmaklarıyla cebindeki eski gazlı çakmağı çıkarmıştı. Çakmağın mandalına bastığında, zifiri karanlığın ortasında küçük, turuncu bir alev hüzmesi belirdi. Yaman’ın ıslak, çamur içindeki yüzü ve dudaklarındaki acı dolu tebessüm o aydınlıkta tek bir anlığına parladı.

— "Şansımız var karlı dağda..." dedi Yaman kısık bir sesle. "Gazı az ama idare eder."

Hemen sobanın kapağını açtım. Çürük çuval parçalarını ve ince çam çıralarını sobanın içine dizdim. Yaman çakmağı çıraların altına yaklaştırdı. Cılız alev önce tereddüt etti, ardından çam reçinesinin kokusuyla birlikte kuru çıraları sararak büyümeye başladı. Kuru tahta parçalarının çıtırtısı kulübenin o ürpertici sessizliğini dağıtırken, sobanın ızgaralarından turuncu, sıcak bir ışık dalgası kulübenin duvarlarına yayıldı.

Ateşin parlaklığı arttıkça içerisi aydınlandı. Yaman sobanın yanındaki sedire yaslanmış, başını duvara dayamıştı. Üzerindeki ince kıyafetleri ıslaktı ve soğuktan tir tir titriyordu.

— "Hemen buraya gel," dedim, sobanın kapağını kapatıp yanına çökerken.

Yaman gözlerini açtı, gözlerinin altı morarmıştı. "İyiyim ben Eyşan, ateş ısınsın azıcık..."

— "Bana yalan söylemeyi kes artık Yaman!" diye bağırdım, sesimdeki çaresizlik ve korku kontrolden çıkarak. "Sırtın felç olmuş gibi, titremekten konuşamıyorsun bile! Geç şunun önüne!"

Onun kolundan tutup zorla sobanın hemen yanındaki kuru tahta sedire oturttum. Kendi üzerimdeki o devasa, ıslak montu çıkardım. Yaman’ın ıslak ceketini de büyük bir çabayla üzerinden çıkardım. Sırtındaki tişörtün arkası yırtılmıştı; kürek kemiğinin altındaki devasa morluk ve kan toplanmış ezik, sobanın turuncu ışığında dehşet verici görünüyordu.

Gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım. "Benim yüzümden..." diye fısıldadım, parmaklarımla onun yarasına dokunmaya bile korkarak. "O rüyayı görmeseydim, o çığlığı atmasaydım sen o yamaçta kendini önüme atmayacaktın..."

Yaman aniden arkasını döndü. Soğuk ama sarsılmaz parmaklarıyla yüzümü kavradı. İki eliyle yanaklarımı tutup gözlerimin tam içine baktı.

— "Bana bak Eyşan," dedi, sesi ilk defa bu kadar sert ve net çıkarak. "Tek bir kelime daha 'benim yüzümden' dersen gerçekten bozuşuruz. Sen olmasaydın ben Arda ile Kübra’nın kaybolduğunu fark etmeyecektim. Sen olmasaydın şu an yukarıda donuyorduk. Benim sırtımdaki yara iki güne geçer ama sana bir şey olsaydı ben ömür boyu iyileşemezdim. Anladın mı beni?"

Gözyaşlarım onun nasırlı parmaklarının üzerine aktı. Başımı ağır ağır salladım.

Yaman üzerindeki o kalın, koyu renkli sweatshirt'ü çıkardı. Sırtındaki kaslar hareket ettikçe yüzü acıyla kasılıyordu ama gıkı bile çıkmadı. Sweatshirt'ü bacaklarımın üzerine bıraktı.

— "Bunu giy. Isınman lazım."

— "Yaman saçmalama!" dedim sweatshirt'ü ona geri iterek. "Üstünde sadece incecik bir tişört kalacak! Bu soğukta zatürre olursun!"

— "Eyşan, sobanın tam dibindeyim," dedi Yaman, sweatshirt'ü tekrar üzerime örterek. "Ayrıca ben dağ çocuğuyum, bana bir şey olmaz. Giy şunu, tartışmayalım."

Daha fazla direnemeyeceğimi anladığımda sweatshirt'ü başımdan geçirdim. Bedenimi sarıp sarmalayan o kumaş buram buram Yaman’ın kokuyordu. Onun beden sıcaklığı hâlâ kumaşın liflerindeydi. Sweatshirt'ün geniş kollarını ellerimin üzerine çekip sobanın yanına daha da yaklaştım.

— "Yanımda otur bari," dedim fısıltıyla, sedirde yanımı göstererek. "Tek başına orada soğuk duvarın dibinde durma."

Yaman yavaşça yanıma kaydı. Sırtını duvara yaslamadan, dik durmaya çalışarak oturdu. İkimiz de dizlerimizi sobaya doğru uzattık. Sobanın üzerindeki paslı sac ısındıkça içeriye tatlı, hafif bir sıcaklık yayılmaya başlamıştı.

Dışarıda fırtına hâlâ kulübenin tahta kapısını zorluyor, rüzgâr çatıda ıslık çalıyordu. Ancak içeride, turuncu ateşin cılız ışığında zaman adeta yavaşlamıştı.

— "Arda ile Kübra..." dedim, bakışlarımı sobanın ızgarasından sızan alevlere dikerek. "Ulaşabilmişler midir kampa?"

Yaman kolunu yavaşça omzuma doladı. Beni kendine doğru çektiğinde, başımı onun sağlam olan omzuna yasladım.

— "Arda o kızı sırtında taşır yine çıkarır o kampa Eyşan," dedi Yaman, güven dolu bir sesle. "Arda’yı tanımıyormuş gibi konuşma. Şu an Hakan Hoca’ya kök söktürüyordur ekipleri aşağı indirsinler diye. Sabah ilk ışıklarla arama başlar."

— "Sis var Yaman," dedim, zihnimdeki hava durumu verilerini ve harita bilgisini süzerek. "Aşağı vadiye sis çökerse ekiplerin burayı bulması saatler sürer."

Yaman eğilip saçlarımın arasına sıcak bir öpücük kondurdu. "O zaman biz de bekleriz güzelim. Birbirimizden güç alarak, bu ateşin başında bekleriz..."

Bedenlerimiz birbirine kenetlenmiş, sobanın çıtırtıları eşliğinde, fırtınanın ortasındaki o ilk ve en uzun gecenin sabahına doğru sessizce tutunduk...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.