Tsunami dağın ucunu kırıp üstümüze düşürdü. Kaya parçası canımı o kadar yaktı ki bir an öleceğim sanmıştım.
Herkese seslendim ama kimse ses vermemişti. Ben sıkışmadığım için kolayca çıktım kayanın altından ama şu yüzeyine çıktığımda artık dağın arasında değildim. Neredeydim ben?
Ne bir dağ gözüküyor, ne bir ada- dur bir dakika ada mı? Bir ada görmüştüm ve hızlıca yüzerek oraya çıktım. Biraz olsun rahatlamıştım ama Asya'lar neredeydi?
Biraz gezindikten sonra bir kaç meyve-sebze buldum ve gerçekten tatlarını özlediğimi farkettim. Yanlız kalmak çok kötü bir histi. Bu hissi ilk defa yaşıyorum sanırım.
Aradan yaklaşık yarım saat geçtikten sonra artık Asya'ları bulmak için geri dönmem gerekiyordu ama buranın neresi olduğunu bile bilmiyordum.
Denize tekrar girip biraz yüzmeye başladım ve bir kaç dakika yüzdükten sonra büyük bir kaya farkettim. Bir dakika bu dağ dediğimiz büyük kaya değilmi?
Yüzerek kayanın yanına gittim ve bakabileceğim her yere baktım ama yinede onları bulamadım. Bir anda aklıma ev geldi. Hemen eve bakmaya gittim ve oradalardı. Bir an gerçekten rahatlamıştım.
Çağan beni gördüğü an yüzerek bana sarıldı ve bende karşılık verdim. Asya ve Ata'ya da sarıldıktan sonra onlara bir ada bulduğumu söyledim. Hemen gitmeye karar verdik sonuçta yanımıza alacağımız bir şeyimiz yoktu. Orada meyve-sebze olduğunu da söyledim çok canları çekmişti.
Aslında ada diyorum ama bu Çağan'ın bahsettiği kara olabilirdi.
Asya bir anda " aaa! Yerde insan bedeni vaar!" Diye bağırmaya başladı. İnsanlar tsunami yüzünden ölmüş olmalılardı ama illaki yaşayan biri çıkardı. En azından ben öyle düşünüyorum.
Bazı yıkılmayan binalara girip birileri varmı ve yemek falan varmı diye bakmaya gittik. Yemek vardı ama kimseler yoktu. Yanımıza bir kaç eşya aldıktan sonra yeniden dışarı çıktık. Sular gittikçe azalıyordu ve sonunda tam olarak kurtulduk sudan.
Biraz yürüdükten sonra ailemin evini gördüm. Koşarak binaya çıktım ama ailem orada değildi. Ağlıyordum çok üzülmüştüm artık bir umudum kalmamıştı. Beni teselli etmeye çalışan Çağan'a bile ilk defa kulak asmamıştım. Acım azda olsa dindikten sonra çocuklara birşeyler bulabildiniz mi diye sordum ama hiç bir elektrikli alet çalışmıyordu ve yerlerde kırmızı sıvılar vardı. Ev çürük birşey kokuyordu ama ne olduğunu anlayamamıştık. Çok umursamadan artık evden çıkmaya karar verdik.
Biraz yürüdük, bazı kişilerin evinde birşeyler aradık ve sonra yürüdük, yürüdük, yürüdük...
Koskoca şehirde hiç mi insan olmazdı ya.
Biraz dinlenmek için temiz bir ev aradık ama tüm evler kırmızı sıvı ve çürük kokusuyla doluydu. Bu insanların kokusu olamazdı değilmi?
Bir ev gözümüze çok temiz gözüktü ve bu yüzden gidip bakmaya karar verdik. Kapı kilitliydi. Tam kapıyı kıracakken içerden "kim o?" Sesi geldi ve mutluluktan ağlıyorduk ( Asya ve ben). "Üzgünüm sizi içeri alamam" diye bir ses geldi yine. Yüzüm bir anda solmuştu ve "neden?" Diye sordum. "Neden olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyorsunuz" dedi kapının ardındaki ses. Hiç bir şey anlamayarak "ciddi soruyorum ne oldu?" Dedim ve bize tam cevap verecekken merdivenden...

