aşını kaldırdığında bir çivt siyah göz bana bakıyordu. Elimi sallayarak onu selamladım.
"Merhaba."
"Merhaba?"
"Oh ben Açelya ,buralarda yeni olmasın galiba ?"
"Uhmm, evet buralarda yeniyim, ben Victor."
Bir yandan konuşurken toparlandı ve ayağa kalktı. Gözlerimle onu baştan aşağıya süzdüm , bunu farketmiş olucak ki gözlerini bana dikti ve benim onu süzmeyi bitirmemi bekledi.
"Günü birlik mi geldin?, daha önce seni hiç görmedim." Dedi.
"Evet, aslında haftalık geldim 1 haftadan uzun kalacağımızı zannetmiyorum."
"Kimle geldin ki?"
"Babamla geldim."
"Güzel" yanaklarının yanında kücük bir gamze berirdi. Onun gülümsemesine karşın bende gülsiyerek karşılık verdim
" Benimle iskeleye yürümek ister misin?"
"Olur neden olmasın?"
"O zaman hadi yürü."
Sessizce beni takip ederek yanımdan geliyordu, aksanı bizim gibi değildi ve adıda türk adı değildi, büyük ihtimal turislerden olmalı diye düşündüm.
"Huh, konuşmayacakmısın?" Diye sordu meraklı ve heyecanlı ses.
"Umm, konuşmam mı gerekiyordu?"
"Evet hanfendi, konuşmanız gerekiyor, çünkü yanınızda genç bir beyfendi var."
"Ahahaha"
"Ahahahaha"
"Aferim sana beni güldürdün"
"Birşey değil hanfendi."
"Bari soru sorayım, turis misin?"
"Eh yani sayılır, buraya bir kaç ay kalmaya geldim normalde ben bir ispanyolum."
"Hmm iyi, ben babamla arasıra kafa dağıtmak için buraya geliyorum"
"Haklısın , burası fazla eylenceli değil ama huzur verici ve dinlendirici. Bana göre bir tatil adasında olması gereken bütün özelliklere sahip."
"Katılıyorum."
Yavaş yavaş iskeleye varmıştık bile, gözleri iskelenin yanında oturmuş sessizce kitabını okuyan sarışın çocuktaydı. Sinirli bakışları aralarının pekte iyi olmadığını belli ediyordu, ama birşey sormak istemedim. Ben bayadır gelmemiş olmalıydım ki küçük tatil kasabamıza çoktan yakışıklı ve genç insanlar akın etmişti ve bundan benim şimdi haberim oluyordu.
Ellerimi pantolonumun cebine soktum ve ne yapacağını merak ederek Victor a baktım.
"Victor?"
"birşey yok iskeledemi oturacaksın?"
"Evet, iskelede oturacağım"
"Peki hanfendi , ozaman yollarımız ayrılıyor biyere uğramam lazım."
"Peki, o zaman görüşürüz"
"Görüşürüz, hanfendi"
Adımları hızlandı ve benim yanımdan uzaklaştı. Onun gidişini bir müddet izledikten sonra yavaş adımlarla civcive benziyen çocuğun yanına gittim. İskelenin ortasına geldiğimde beni hayla fark etmemişti. Yere çömdüm ve onun çaprazına oturdum.
Kahve rengi çantamı içinde ne olduğunu bilmeksizin kurcalamaya başladım, ilk elime eskiden kullandığım bir aynası kırık ama atmaya kıyamadığım iki li mini aynam geldi. Ona bakınca eski anılarımı ve onu kırdığım zamanı hatırladım , kısa bir iç çektik ten sonra ,aynayı yanıma koyup kurcalamaya devam ettim. Bir kaçtane makyaj malzemesi, bir kalem ve son olarak bir ikili bilezik çıktı bu eski arkadaşıma aitti. İkimize bir örnek arkadaşlık bileziği almıştım , tabi bu arkadaşlıkta diğer arkadaşlıklarımdan farksız dı ve kısa sürede bitti. Bileziğini geri bana vermişti ,belki olurda bir gün barışırız diye saklıyordum. Çantamı kurcalamayı bitirince boş boş etrafı seyretmeye başlamıştım. Çaprazımda oturan çocuğun korkutucu gözlerle bana dik fik baktığını fark ettim.
Açıkçası korkutucuydu, başımı çevirip iki dakikalığına ıssız orman yoluna baktım. Başımı geri ona doğru çevirdiğimde hayla bana baktığını fark ettim. Artık yeter daha fazla dayanamazdım.
"Senin ne sorunun var?"diye atladım yorgun sesimle , gülümsedi.
"Hiç.. güzele bakmak yaksak mı?" Bu kadar korkuç bir adamın azından bunları duymak şaşırtıcıydı.
" Evet yasak bakma."
"Güzele bakmanın yasaklandığını hatırlamıyorum ama?" İçimden üf çok sıkıcı diye veçirdim.
"Çok gıcıksın, lütfen bana bakma."
"Sadice şaka yapıyorum, arkadaş olmak istermisin? Söz birdaha gıcık olmayacağım." Ufak bir göz devirmeden sonra arkadaş olmayı kobul ettim . Muhappet ettikçe aslında o kadar gıcık biri olmadığını fark ettim, ona ısınmaya başlamıştım bile.
Onun adı Marc dı.
Mavi gözleri her güldüğünde kısılıyor, beyaz inci dişleri ortaya çıkıp gamzelerini itiyordu. Açıkçası çok büyüleyici bir yüzü vardı, kendimi Marc ın yüzünden gözlerimi alamıyordum. Buraya benim gibi kafa dağıtmak için gelmişti, yanında kimseyi getirmemişti. Bir yazardı ve işine ara vermişti.
" Vay be, Marc kitaplarını okumak isterim. Eminimki senin elinden güzel şeyler çıkmıştır."
"Evet güzel kitaplarım vardır, okuyucarım okumak için can atıyor."
"Hımm, türleri genellikle ne oluyor?"
"Şuanlık o bende kalsın arkadaşım." Dedi ve ayağa doğruldu. Yürümeye başladı.
" Nereye gidiyorsun?"
" Kulubeme gidiyorum sonra görüşürüz Açelya."
"Peki.., görüşürüz."
"Görüşürüz..."
Marc ın böyle gitmesi garibime galmişti, sanki birşeyden rahatsız olmuş gibiydi. Onun gidişinden 2 dakika geçmeden babamın orman yolundan hızlı be sinirli bir şekilde bana doğuru geldiğini fark ettim, ayağa doğruldum ve iskeleden inip yanına gittim.
"Nerdeydin Açelya!, Bana haber vermeden nereye gidersin sen!?"
"Baba ben sana söylemiştim sen galiba işitmedin, ayrıca beni merak etme artık genç bir kızım kendi başımın çaresine bakabilecek yaştayım."
"Üf Açeyla.., beni anlamıyorsun. Burası fazla ıssız."
Babam beni tutuğu gibi geri kanp meydanına götürmüştü. Kısa bir süre sonra hava karardı ve eskiden kaldığımız eski barakaya yerleştik, Gözümü Marc ı düşünerek yavaş yavaş kapattım.