İçeriğe geç

Deniz Masalı

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Deniz Masalı

Bölüm 7

Kayıtlara Geçsin: Rüzgar Gülümsedi!

İlayda, her zaman olduğu gibi gülümseyerek, neşeli bir şekilde Rüzgar’a yaklaşırken, Rüzgar onun bir adım daha attığını fark etti. İçindeki hüzün ve soğukluk, yavaşça kaybolmaya başlamıştı ama bu hislerin yerini başka bir şey alıyordu. İlayda'nın enerjisi, kendisini hem rahatlatıyor hem de tedirgin ediyordu. İlayda, sadece neşesiyle değil, cesur tavırlarıyla da dikkat çekiyordu. Her zaman olduğu gibi, sınırsız bir özgüvenle etrafındakilere meydan okur gibi davranıyordu. Rüzgar, onu izlerken birden durakladı. Gözleri biraz daha dikkatle baktı ve bir anda, İlayda’nın tavırlarında, gülümsemesinde, her hareketinde bir şeyler tanıdık gelmeye başladı. İlayda’nın deli dolu hali, ona her zaman çok tanıdık gelmişti. Ama bu kez, ona bakarken kafasında bir şimşek çaktı. Berkay… Berkay’ın hayalini bir anlığına gözlerinde gördü. İlayda, Berkay’a o kadar çok benziyordu. Özellikle de o neşeli, cesur tavırları… Rüzgar, bir anda geçmişine, Berkay’la geçirdiği o sıcak ama trajik zamanlara döndü. Berkay, her zaman neşeliydi. Herkesin eğlenceli tarafını görür ve ona göre hayatı daha renkli kılardı. Hiçbir şey onu yıldırmazdı, her anını bir maceraya dönüştürür, en zor durumlarda bile gülümseyebilirdi. İlayda da tıpkı Berkay gibi, gülüşüyle etrafına hayat veriyordu. O cesaret ve deli doluluk, adeta onun ruhunu yansıtan bir aynaydı. Rüzgar, bir an için dalıp gitti. İlayda’nın, o kadar farklı biri olduğunu düşündü. Fakat, Berkay’ın ölümünden sonra, hayatında kimseye böyle güvenebilmiş miydi? Berkay’ın enerjisiyle dolu o anıları unutamıyordu, ama şimdi, bir başka kızın ona aynı duyguyu hatırlatması, her şeyi daha da karmaşık hale getiriyordu. İlayda’nın gülüşü, onun için hala bir gizemdi. Onun neşesi, bir yandan Rüzgar’ın içindeki karanlıkla çatışıyordu. Berkay’ı ne kadar çok seviyorsa, onun kaybıyla birlikte içine girdiği boşluk bir o kadarda büyüktü. Ama şimdi, İlayda ona o kaybı hatırlatıyordu. İlayda, o kadar cesurdu ki, Rüzgar bazen ona karşı koyamıyordu. Sanki onun yanında olmak, her şeyin yeniden başlayacağı bir başlangıç gibiydi.

İlayda, fark etmeden Rüzgar’a doğru bir adım daha atarken, “Senin de gelmen şartıyla değiştireceğim.” dedi. Bu cümlesi, Rüzgar’a karşı bir güven barındırıyordu ama aynı zamanda geçmişi de hatırlatıyordu. O güvenin içinde bir hayalet gibi duran Berkay’ın hatırası vardı. Rüzgar, derin bir nefes aldı. “Berkay’ın yerini almak zor.” diye düşündü ama bu düşünceyi içinden geçirdiği kadar, dışa vurmadan cevap verdi: “Düşüneceğim.” İlayda’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Ama aynı zamanda içinde hala bir kararsızlık vardı. Hava hafif serinlemişti, öğrenciler yavaş yavaş okuldan çıkıyordu. İlayda çantasını omzuna atıp kapıya doğru ilerlerken gözleri otomatik olarak Rüzgar'ı aradı. Sonra bir anda onu kalabalığın içinde gördü. Ama Rüzgar yalnız değildi.

Yanında, tanımadığı bir kız vardı. Kız, gülümseyerek Rüzgar’ın koluna girmişti, sanki çok yakınlarmış gibi. Rüzgar fazla tepki vermiyordu, ama kızı da geri itmemişti. İkisi, sessizce okul kapısından dışarı doğru yürümeye başladılar. İlayda olduğu yerde donakaldı. İçinde nereden geldiğini bilmediği, keskin bir öfke ve sıkışan bir his yükseldi. Kalbi bir anlığına sanki acımıştı. "Ne yapıyorum ben?" diye geçirdi içinden. Sonra hemen arkasını döndü ve hızlı adımlarla uzaklaştı, ama kalbinin içindeki o tuhaf duygudan kaçamıyordu. Gözlerinin dolduğunu hissedebiliyordu. Ama bu içindeki kırgınlıktı. Rüzgar’ın kendisine yakın olduğunu düşünüyordu. “Demek ki her şey yalanmış” diye geçirdi içinden. Rüzgar’ın yakın olduğu başka birileri vardı. Hem de bu kişi bir kızdı… BİR KIZ. İçinde büyüyen bu kıskançlık dalgası, kendine bile itiraf edemediği bir gerçeği fısıldıyordu:

Rüzgar, düşündüğünden çok daha fazlası olmuştu onun için.

İlayda, gözyaşlarını yutkunarak bastırmaya çalıştı ama içindeki dalgalar durulmuyordu. Adımlarını hızlandırdı, öfkeyle doluydu. Kalabalığın arasından geçerek okul kapısına yöneldi. Rüzgar ve o kız hâlâ oradaydılar, yavaş adımlarla yürüyorlardı. İçini tarifsiz bir öfke kapladı. Hiç düşünmeden yürümeye devam etti ve tam yanlarından geçerken Rüzgar’ın omzuna sertçe çarptı. Rüzgar aniden durdu, şaşkınlıkla arkasına döndü. Kız bir adım geri çekildi. "İlayda?" dedi Rüzgar, şaşkın bir ses tonuyla. İlayda durmadı bile. Göz göze gelmek istemiyordu. Ona bakarsa, kırıldığını anlayacaktı. Zayıf yanını göstermemeliydi. Rüzgar bir an duraksadı. Sonra kızın kolundan nazikçe kurtuldu. “Bir saniye bekle.” dedi kıza ve ardından İlayda’nın peşinden birkaç adım attı. “İlayda! Durur musun?” diye seslendi, ama İlayda hâlâ yürüyordu. “İlayda, dinler misin beni?” İlayda aniden durdu. Sırtı Rüzgar’a dönüktü, omuzları titriyordu. Sonra yavaşça döndü ve sesi buz gibi bir soğuklukla çıktı:

“Bana açıklama yapmak zorunda değilsin Rüzgar. Göreceğimi gördüm zaten ben.”

Ertesi sabah

İlayda, yüzünü yıkayıp aynaya baktığında göz altlarındaki hafif şişlik dikkatini çekti. Pek uyuyamamıştı. Buna rağmen okula gitmek zorundaydı. Ama içindeki o tuhaf kırıklık… hâlâ yerli yerindeydi. Kalbinin üstüne oturmuş gibi. Çantasını sırtına geçirip apartmandan indiğinde başını bile kaldırmadan yürümeye başladı. Ama birkaç adım atmıştı ki… bir gölge fark etti yolun kenarında. Başını kaldırınca, kaldırımın kenarında, sırtını duvara yaslamış birini gördü.

Rüzgar.

Elinde bir kahve bardağı, başı hafif eğik, gözleri yolda onu bekliyordu. Soğuk sabah havasında elleri cebinde ama yüzü ciddiydi. Göz göze geldiler. Rüzgar doğruldu.

“Konuşmamız lazım,” dedi sessizce ama kararlı bir tonda.

İlayda bir an durdu. Ne yapacağını bilemedi. Kafasının içinde binlerce düşünce uçuşurken, kalbi yine o tanıdık sesi duyunca sıkıştı. Konuşmak istemiyordu ama aynı zamanda… onu orada görmek, içten içe yüreğini ısıtmıştı. Bunu kendine bile itiraf edemese de.

Gözlerini kaçırdı. “Okula geç kalıyorum.” dedi sadece.

Rüzgar bir adım attı ona doğru. “İlayda… seni kırmak istememiştim. Dünkü şeyi açıklamama bile izin vermedin.”

İlayda bakışlarını yere indirdi. Dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Gitmek istiyordu. Ama adımları yere çivilenmiş gibiydi. Rüzgar devam etti:

“Dünkü şey… beklenmedikti. Kuzenimdi. Koluma girmesi... ben bile garipsedim. Ama senin orada olduğunu görünce ne yapacağımı bilemedim.”

İlayda sessizce başını salladı. “Bana açıklama yapman gerekmiyor. Sonuçta... biz bir şey değiliz.”

Bu söz Rüzgar’a hafif bir darbe gibi geldi ama içinde tuttu.

“Evet,” dedi hafifçe başını sallayarak “Sadece bil istedim.”

İlayda, Rüzgar’ın “Kuzenimdi” deyişini duyduğunda kalbinin içindeki sıkışma bir anda gevşedi. Belli etmemeye çalışsa da, içinden bir “Oh be!” geçti. Omuzlarındaki yük hafiflemişti sanki. Sakin bir nefes aldı. Dudaklarının kenarında farkına bile varmadan beliren o küçük gülümsemeyi bastıramadı.

“Teşekkür ederim.” dedi, gözlerinin içi hafif parlayarak. Yüzü hâlâ ciddi gibi görünse de içi kıpır kıpırdı.

Birlikte yürümeye başladılar. Sessizce yürüyorlardı ama o sessizlik artık ağır değil, hafifti. Aralarında açıklanmış bir şeyler vardı artık.

İlayda göz ucuyla Rüzgar’a baktı. Ne kadar uzun boylu olduğunu fark etti yine. Hafifçe iç geçirdi, sonra bir anda çocuksu bir gülümsemeyle zıpladı ve kolunu Rüzgar’ın omzuna attı. Rüzgar bir anda duraksadı, afalladı. “Ne yapıyorsun?” diye sordu şaşkın bir sesle. İlayda kahkahasını tutamadı. “Boyunla denk gelebilmem için tırmanmam gerekiyor resmen!” dedi eğlenerek. Rüzgar da gülümsedi “Ben de senin kolun düşmesin diye eğilmek zorunda kalıyorum, haberin olsun. “Eğil o zaman, sorun çözülür” dedi İlayda, keyifli bir kahkahayla. “Azıcık fedakârlık canım, ne var yani?” Rüzgar, onun kahkahasına istemsizce katıldı.

İlayda, Rüzgar’ın onun kahkahasına katıldığını duyunca bir anda olduğu yerde durdu. Gözleri büyüdü, adımları kesildi ama eli hâlâ Rüzgar’ın omzundaydı. O yürümeyi bırakınca, Rüzgar da haliyle durdu ve ona baktı. İlayda yavaşça başını çevirdi, Rüzgar’a şok olmuş gibi baktı.

“Bir dakika… Az önce… sen bana güldün mü?” dedi, gözleri hayretle kocaman olmuştu.

Rüzgar kaşlarını kaldırdı. “Evet.” dedi hafif gülümsemeyle.

İlayda bir adım geriye çekilip ellerini havaya kaldırdı. “Sen! Bana! Güldün mü? Gerçekten mi?” Sonra gözlerini ovuşturdu. “Rüyada mıyım? Biri beni çimdiklesin!”

Rüzgar bu tepkilere daha fazla dayanamadı, kahkahası bu kez daha belirgin çıktı. “Delirdin mi sen?” dedi, gülerek. İlayda ellerini beline koydu, zıplayarak etrafında döndü. “Yok artık! Rüzgar gülüyor! Rüzgar! Şaka yapmıyorum, bu tarih yazılsın. Kayıtlara geçsin!” Rüzgar, onun bu halleri karşısında kahkahasını bastıramadı artık. “İnanamıyorum sana” dedi. “Cidden delisin.” İlayda gururla başını salladı. “Teşekkür ederim! Delilik bir onurdur benim için.”

Sonra bir an sessizlik oldu. Göz göze geldiler. Gülüşler yavaş yavaş durdu ama yüzlerinden eksilmedi. Güneş yüzlerini ısıtıyordu, ama en çok içlerini ısıtan şey… belki de bu gülüştü.

Ve o sabah, ilk kez… gerçekten yaklaştılar birbirlerine. Kalpten, içten, saf bir bağla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.