02.10.2025 - Pazartesi (İlahi bakış açısı)
Kasım ayı her zamanki soğuğu ve ayazıyla Ankara'nın üzerine kara bulut misali çökmüştü. Yollarda geçen haftalardan karın izleri, havada ise dondurucu kar soğuğu. Soğuk yaşamı etkiliyor ama durdurmuyordu. İstiklal Marşı için sıra bekleyen öğrenciler, haftanın ilk günü yeni nöbet saatlerini alan doktorlar, otobüs duraklarında işlerine yetişmek için duran yolcular ve sığınacak yer arayan sokak kedileri... Ankara yine Ankara'ydı; griydi, soğuktu, ayazdı. Ankara Batı Adliyesi'nin içerisi ise bu soğuğa ve durağan yaşına inat karışıktı. Bir telaş, hareketlilik. İçeri giren genç savcı adliyede alışık olmayan bu heyecanını anlamlandıramadı.
Bu genç savcı Ceyda Erçetin'dı.
2019 yılında göreve başlayan ve kısa sürede harika bir seviyeye ulaşan, adliyede ismi geçince ön ilikleten Ağır Ceza Savcısı Ceyda . Üzerindeki vücuda yapışan siyah elbisesi ve aynı renk trençkotuyla sıkıca at kuyruğu yaptığı saçlarıyla sanki dışardaki kardan hiç etkilenmemiş gibi duran ifadesiz ve sert yüzü tamda onun dominant kişiliğini yansıtan cinstendi. Yanına gelen katibine bir baş selamı vermekle yetindi ama diyeceği her şeyi büyük bir merakla dinlemeye başladı. "Günaydın savcım. Albay Nizami Yürek ve Yarbay Yavuz Gözütok buradalar efendim. Toplantı odasındalar, sizinde orada olmanızı istiyorlar."
Adımları yavaşladı, duyduğu şeyi idrak etmeye çalıştı. Albay ve Yarbay demek Demirhisar demekti. Ceyda bundan üç ay öncesi önüne konan ve tek hedefinin içerisinde bulunmak olacağı Demirhisar adlı davayı düşününce bile içinde bazı kayışların koptuğunu hissetti. Böylesine bir davaya kabul edileceğini düşünmemişti bile.Toplantı odasına doğru ilerlerken davayı gözden geçiriyor diyeceği her şeyi beyninde ölçüp tartıyordu. Odaya varınca kapıyı tıklatarak içeriye girdi; geniş masanın etrafında beş sandalye vardı.
Birisi boş diğer dördündeyse; saçlarına aklar düşmüş ama ciddiyetinden ve karizmasından hiçbir şey kaybetmemiş olan Yarbay Yavuz Gözütok -onun tam karşısında- kırklarının sonunda elliye merdiven dayamış ama siyah, gür saçları ve cam gözlükleriyle otoritenin vücut bulmuş hali olan Albay Nizami Yürek, yanında Narkotik Şube Başkomiseri Furkan Bozkurt. En sondakin de ise savcı Irmak Keskin.
Gördüğü kadro ona kurtlar sofrasını hatırlattığı halde titremeden selam vermeyi başarabilmişti Ceyda. Yarbay'ın "Buyrun Savcı Hanım, siz de geldiğinize göre başlayabiliriz." Ceyda yerine geçtiği zaman Albay gözlüğünü düzelterek konuşmaya başladı. "Hepiniz az çok davaya hakimsinizdir zaten ama ben yine de kısa bir özetle başlayım istiyorum. Geçen Eylül ayının başlarında görevli olduğum Şırnak askeriyesinde iki köstebek tespit ettik. Olay ne kadar askeri bir vaka gibi görünse de istihbarat altında daha büyük bir şeyin yattığı gerekçesiyle köstebekleri izlemeye aldık. Ellerimizde hala kesin bir şey yok. Bana sorarsanız bu bir terör vakasından fazlası."
Albay'ın cümleleri bitince odayı derin bir sessizlik bürüdü. Ceyda istihbaratın halledemediği bir davanın bu masaya neden geldiğini sorgularken Irmak "Neyi kast ediyorsunuz? Terörist değil de neler ki?" diyerek Albay'a çok farklı bir soru yöneltmişti. Ceyda kendi fikrini sunarak "Evet teröristler ama ayriyeten ülke iç işlerine karışmaya çalışan bir örgüt gibi hareket ediyorlar." Furkan Irmak'tan önce atılarak "Ben savcı hanıma katılıyorum. Yaklaşık bir yıldır başını, kaynağını öğrenmeye çalıştığımız bir uyuşturucu sevkiyatı var ülkeye ve bu iki köstebeğin verdiği tarihlerle sevkiyat tarihleri uyuşuyor."
Yarbay genç polisin ve savcının tahminlerini dinleyip net bir dille konuştu. "Herkesin bir fikri var kimi bir örgüt, kimi belli bir şiddet, kimiyse yurt dışına bağlı bir kuruluş diyor ama bizim amacımız tahminlerle vakit öldürmek değil kesin ve net sonuç almak. Nizami bana bir tim lazım en kalitelisi olmalı ama pofpohlanmış asker istemem. Mert, yiğit adam arıyorum." Albay elindeki dosyayı uzatırken Yarbay'ı yanıtsız bırakmamıştı.
"Elimde dört dörtlük tim yok tabii ama ülkenin dört bir yanını adım adım en iyileri bunlar." Ceyda'nın gözleri Albay'ın ve Yarbay'ın arasında gidip geliyor bu konuşmanın nereye gideceğini anlamaya çalışıyordu. "Anlat dinliyorum kimmiş bu yiğitler." Nizami Yürek yavaşça ayağa kalkıp dosyanın içerisinden yedi fotoğraf çıkardı. Masanın önündeki tahtanın karşısına geçtiğinde herkes ona odaklanmıştı.
Albay ilk fotoğrafı raptiye ile tahtaya tutturdu. Üzerinde kamuflajı ela gözleriyle aynı renk olan sert bakışlı ve çehreli saçları içe vurulu birisiydi. "Miraç Ataman. Astsubay Üstçavuş. Görev yeri Mardin. Dağda bir görenin bir daha görmesi onu imkansız. Hızı yüzünden görevdeki tüm leş hedefini tek bir saatte indiren."
Diğer fotoğrafı eline aldığı sırada tepkisini ölçebilmek için Yarbay'a çevirdi. "Astsubay Başçavuş Ebrar Kara. Mezun olduğu yıl bölümü birincilikle bitirmiş tim görevleri harici bir sürü bireysel ajanlık görevi var hepsi olumlu geçmiş. Askeriyede kadın görmek zordur bilirsiniz ama bu kadın çetin ceviz." Astığı fotoğrafta Ebrar bunu kanıtlamak istercesine simsiyah saçları ve gözleriyle kadraja bakıyordu.
Bir diğer fotoğraftaki adamsa sanki dağdan değilde film setinden gelmiş gibi çıkmıştı. Masmavi gözler ve sapsarı saçlarıyla görenin bir daha bakacağı tiptendi. "Rıza Çemen. Astsubay Kıdemli Başçavuş. Suriye, Şam, Irak sınırlarında görev yapmış. Yakın dövüş seviyor adam. Tek yumrukla adam öldürüyor diyenler var." Yarbay'ın dudağı sağa doğru kıvrılmıştı gördüğü askerler hoşuna gitmeye başlamıştı.
"Asteğmen Ayaz Demir. Bomba imhadan. Sessiz, temiz hallediyormuş işini ayrıca Hacettepe tıpı bırakmış yani hem zeki hem çalışkan." Ayaz heybetli bir adamdı uzun boyu ve geniş omuzları fotoğraftan bile anlaşılıyordu.
"Asteğmen Mehmet Karaçal. Keskin nişancı tek bir hedefi kaçırmadığı söyleniyor. Bir ara bizim Şırnak'ta da görev yaptı dendiği kadar var harbiden." Esmer teni siyah saçları ve keskin çene yapısıyla Albay'ı andırıyordu Mehmet tıpkı onun gibi gözü karaydı.
"Teğmen Akif Öztürk. Deli fişek emininki duymuşsunuzdur. Havacı kendisi ayriyeten harika bir asker." Yarbay'ın Akif'i görünceki gülümsemesinden daha fazla söze gerek olmadığını anlayan Albay resmini astı sessizce. Dalgalı kahverengi saçları ve ela gözleriyle aşırı yüksek bir karizması vardı sanki adamın. Elindeki son fotoğrafı gülerek tahtadaki yerine koyunca tamamen Yarbay'a döndü. Ceyda ve Furkan ise sandalyelerine sindiler.
"Üstteğmen Ömer Sancak." Yarbay yerinde dikleşerek fotoğrafa odaklandı. "Bak sen Qahr'a." Lakabı Qahr'dı yani bela. Dağdaki herkes böyle derdi deli komutana. Hafif solmuş çilleri koyu kahve saçlarıyla ne kadar yakıcı duruyorsa geçtiği her yeride bir o kadar yakar yıkardı.
Ceyda panodaki son fotoğrafa bir kez daha bakıp Furkan'a döndü onun dişlerini sıkmaktan çenesinin belirginleştiğini görünce ister istemez hak verdi. Tam o sırada yarbay ayağa kalktı ve masanın etrafındakilere bakarak Albay'a döndü.
"Yarın Çakır timini hazırla. Demirhisar davası resmi olarak başlamıştır. Gazamız mübarek olsun."